Prof. Dr. Yusuf HALAÇOĞLU ile Röportaj

1-) Başkanlık referandumu öncesinde MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile yaşadığınız fikir ayrılığı sonrası partiden ayrıldınız. O süreci anlatabilir misiniz ?

1-) O konu şöyleydi şimdi her şeyden önce 7 haziran seçimlerini geçirdik biliyorsunuz. 7 haziran seçimlerinde MHP 80 milletvekili çıkardı, AKP de 256 milletvekili çıkardı bir koalisyon beklentisi oldu ama koalisyon olmadı. İkincisi Meclis Başkanlığı seçimlerinde Deniz Baykal’ın Erdoğan’la görüşüp Meclis Başkanı olma safhası vardı. Buna karşılık MHP de daha önce CHP ile birlikte Cumhurbaşkanı adayı olarak çıkardığı Ekmelettin İhsanoğlu’nu aday gösterdi. Ben de o zaman Grup Başkanvekiliydim. Biz Ekmelettin beyi destekledik  fakat seçim 4. Tur da AKP’nin İsmet Yılmaz’ın kazanmasıyla sonuçlandı. Seçim sonrasında CHP, MHP’ye yönelik baston, vagon gibi ifadeler kullanınca ben de bir basın toplantısıyla biz üçüncü bir parti olduğumuz için evet de desek hayır da desek muhakkak birilerinin hoşuna gitmeyeceğini  belirttim. Şu ifadeyi kullandım: Eğer biz Deniz Baykal’ı destekleseydik bu defa da Adalet ve Kalkınma Partisi bizim için bu defa onların ağzıyla söylüyorum dedim. Dinsiz bir partinin adayını neden desteklediniz diye bir ifade kullanacaktı şimdi de siz kullanıyorsunuz dedim. Biz hangisini söylesek, hangisini desteklesek muhakkak biz eleştirilecektik dedim. Bu bir takım mahfillerce yanlış ifade edildi. Vay efendim siz CHP’ye dinsiz dediniz dediler. Halbuki biraz Türkçe bilen insan bu sözün böyle olmadığını anlar. Ondan sonraki seçimlerde MHP 80 milletvekilinin yarısını kaybetti ve 40 milletvekili çıkardı. Bunun üzerine hâlâ başarılı olduk diyen bir yönetim olunca biz samimi olarak Türk milliyetçilerinin iktidara gelmesini arzu ediyorduk ama sayın Bahçeli iktidar olmak önemli değil bizim için dedi ve sonrasında defalarca Grup Toplantıları da dahil her toplantı da eleştirdiği hatta hakaretler üzerine oturttuğu Recep Tayyip Erdoğan’ın bu defa tek başına Cumhurbaşkanı olmasının, partili Cumhurbaşkanı olmasının yolunu açtı. Bundan sonra biz bu anayasanın Türkiye’nin parlamenter, demokratik hukuk sistemini kuvvetler ayrılığını ortadan kaldıracağını belirterek muhalefette bulunduk hayır dedik bunun üzerine de bizi disiplin kuruluna sevk ederek ihraç etti MHP’den. Bunu da devletin bekası olarak nitelendirmek suretiyle yaptığını belirtti. Nasıl ortaya çıkar devlet bekası, nasıl tehlikeye girer ? Biz devlet bekasını tarihçi olarak bilenlerdeniz. Kim devletin bekasını tehlikeye sokuyorsa bunu kendisine izah ettim. Dedim ki devletin bekasını sekteye uğratanların devletin bekasını düşündüklerini düşünüyor musunuz diye sordum bana cevap vermedi ve sonuçta yollarımız ayrıldı. Biz samimi olarak bu ülkeyi seven insanlarız, vatanı seven insanlarız ve bunu da bir çıkar için yapan insanlar değiliz. Biz bu mücadeleyi Milletvekili olalım Başbakan olalım Cumhurbaşkanı olalım diye yapmadık. Öyle bir anlayışa sahip değiliz. Şunun şuurundayız biz, Nasıl Mustafa Kemal ve arkadaşları ülke düşman tarafından işgal edilince her biri çıkıp mücadeleye girdiklerinde, bu mücadelelerinde hiç Cumhurbaşkanı olmak, Bakan olmak gibi bir düşünceyle yola çıkmamışlardı. Ülkeyi düşmandan temizlemek için yola çıkmışlardı ve sonuç olarak temizlediler. Bir şey olacaksanız sonra gelir ama önce samimiyetle ülkenin kurtuluşu için mücadele edeceksiniz. Biz de bu anlayışla evet-hayır oylamasında mücadele ettik. Hayır dememizin sebebi yasamanın yani yasa çıkarıcı meclisinde Cumhurbaşkanının kontrolünde olacağı yine yargının Cumhurbaşkanının kontrolünde olacağını izah ettik biz, yürütme zaten onun elindeydi haliyle demokrasi biliyorsunuz ki yürütme, yargı ve yasama bu üçünden ikisinin birinin elinde kalınca bile ortadan kalkar. Dolayısıyla biz bunun şuuruyla hayır dedik. Nitekim bugün herkes bunu görüyor, anlıyor zannediyorum. O zaman tuttuğumuz yolun da doğruluda bugün çok daha iyi anlaşılıyor.

2-) İYİ Parti’nin kuruluş sürecinde mevcut siyasi yapıda bir alternatif olabileceği ve bilhassa sağ tabandan oy alabileceği düşünülüyordu. Lakin son seçimlerde istediği sonucu alamadı. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz ?

Ortaya çıkışı iyi niyetliydi, ismi de bu yüzden İYİ Parti idi. Çünkü ülkede biliyorsunuz kutuplaşmalar vardı. Toplum içerisinde ayrışmalar vardı. Bunları ortadan kaldırabilecek, ülkenin uğradığı zaafiyeti ortadan kaldırabilecek 15 Temmuz gibi bir hadise oldu bir cemaatin devletin tüm kademelerine yerleşerek ki bunu çok defa ikaz etmiştik biz, ben Milli Güvenlikte de çok ikaz etmiştim bunu… İşte bunun içerisinden çıkabilecek  yeni bir siyasi hareket gerekiyordu. Çünkü milliyetçi dediğimiz parti tuttu 15 Temmuza sebep olan cemaat kadrolarını devlet kademelerine yerleştiren fakat yanlış gördüm diyen bir yapıyı temizleyemezdi onu. Bakın hâlâ siyasi ayağına dokunulmadı. Aslında baş dururken ayaklarla, kuyruklarla uğraşmanın bir anlamı yok. O kuyruk yeniden çıkar çünkü. Şimdi dolayısıyla yeni bir siyasi parti olsun. Bu yeni siyasi parti de milliyetçi, muhafazakar, Atatürkçü, cumhuriyetin kuruluş felsefesine inanmış liyakat üzerine oturan bir parti olsun dedik ve çok iyi bir niyetle çıkıldı. Hakikaten de toplumun sağ ve sol olmaksızın pek çok kesiminden güzel bir rüzgar aldı. Bu rüzgarla yönetim kadrosunda bir müddet sonra ben neymişim demeye başladı kişiler, halbuki öyle değildi. İstişarelerle yönetilecek bir siyasi yapı olması gerekiyordu,  hatalar işlendi. Nerde hatalar işlendi bir teşkilatlanmada hatalar işlendi. İki listelerde hatalar işlendi. Listelerde liyakat yerine başka şeyler devreye girdi. Üçüncüsü de zaten siz geçmiş dönemdeki siyasi yapıdan hoşlanmayan insanların oyunu alıyordunuz, tuttunuz geçmiş dönemdeki siyasetle ittifak kurdunuz. İttifak kurulmadan önce yüzde 22’lerde oyu gözüken parti söylediğiniz gibi seçimde tepetaklak gitti. Bu stratejik hatalar sebebiyle  İYİ  Parti maalesef arzu edilen sonuca ulaşamadı.

3-) Seçimlerin ardından sizinle beraber Ali Türkşen, Özcan Yeniçeri gibi partinin kuruluşunda yer alan isimler de istifa etti. İstifaların ana sebebi tam olarak neydi ?

Aslında hepimizin ki aşağı yukarı aynı. Biz bir şey olmak için girmedik o partiye. Nitekim bana Kayseri birinci sıra verildi. Kayseri’den iki tane milletvekili çıkarıldı. Girsem seçilirdim ama mesele milletvekili olmak değil ben başlangıçta Genel Başkan Meral Akşener’e  hiç başvurmayım istiyorsanız dedim yok hocam yanlış anlaşılır dedi o zaman ben İzmir’e yerleşiyorum. Beni ya Ankara ya İzmir’den aday gösterin dedim sebebi şuydu; Kayseri’yi istemememin nedeni Kayseri’yi sevmemek değil tam tersine memleketim de milletvekili seçilip oraya gidemesem ayıp olurdu  kimsenin yüzüne bakamazdım. İzmir olsa, İzmir de oturduğum için meclisin olmadığı Cuma, cumartesi, Pazar, pazartesi günlerinde teşkilatları gidip görürdüm, insanlarla konuşurdum veya  Ankara’dan olsaydım yine Salı, Çarşamba, Perşembe günleri  sabahtan boştum. Yine gidip teşkilatları gezebilirdim ama buraya yerleştikten sonra tekrar Kayseri’ye gidemezdim. Milletvekili seçildiğim yere ay da bir gidersem oraya çok ayıp olur. Ben kimsenin yüzüne bakamam o yüzden kabul etmedim. Onun için de istifa etmedim zaten seçimlerden sonraki dönem de istifa ettim.  Sebebi de şuydu ben açık açık söyledim  yüzde 10’un altında oy alan bir parti, yüzde 7,3 oy olan bir Cumhurbaşkanı adayımız yüzde 22’lerde gözükürken seçim sonrasında başarılı olduk dediler biz onu MHP’de de görmüştük. Şimdi muhalefetteyseniz ve başarılı olduk diyorsanız sizin iktidar olma şansınız yoktur. Başarılıyız demeniz için iktidar olmanız lazım. Şimdi bunları dile getirdim, yanlışları dile getirdim baktım hiç kimse umursamıyor. Biz o filmi daha önce MHP de görmüştük. Benim ihtiyacım da yoktu partiye ben dedim ki yine aynı kadroyla devam edecekseniz kaybetmiş bir kadro daha başarılı olamaz. O umutlar yitirildi, çünkü o umut ilk baştan bu kadroya verilmişti ama o kadro yanlış stratejilerle kaybetti. Yeni kurulmuş bir parti mecliste temsil ediliyor diyorlar ya ittifaka girmesek zaten geçerdik yüzde 10 barajını, CHP ile ittifaka girildiği için AKP’den gelecek oylar gelmedi. Haliyle stratejik hatalar üzerine kaybedildi ama bu stratejik hatalara da devam ediyorlar. Ben bunun üzerine istifa ettim. Ali Türkşen de, Özcan Yeniçeri de onun üzerine istifa etti. Yoksa biz şu yapılmıyor bu yapılmıyor diye istifa etmedik öyle olsa parti ilk kuruluşunda biz niye divan da yer almadık diye istifa ederdik. Eğer ben milletvekili olmadım diye istifa edecek olsaydım MHP’de kalırdım hatta AKP’ye girerdim, oraya davet etmişlerdi.  Bakanlık teklif ettiler 7 Hazirandan sonra onu da kabul etmedim. Benim dünyam bir yerlerin kulu olmak pahasına bir yere gelmek istemem ben, bunu anlayamıyor insanlar herkes maddiyata veya bir makama bağlıyor her şeyi öyle bir anlayış yok. Benim karakterim de bu yoktur ben kimseye el bağlamam. 

4-) İYİ Partiden ayrıldıktan sonra bilimsel çalışmalarınıza devam edeceğinizi belirterek siyasete veda etmiştiniz. Bu kararınız hâlâ geçerli mi yoksa geri dönmeyi düşünür müsünüz ?

Yok hayır dönecek olsam şimdiye dönerdim zaten biz bilim adamıyız siyasete girdikten sonra da herkes hocam dedi zaten mecliste de herkes hocam dedi. Partiler üstü bir konumumuz vardı, meclisteki konuşmalarımızda da bunu yaptık. Dolayısıyla siyaset bizim için zaten ikinci, üçüncü planda gelen bir şey bizim birinci önceliğimiz bilimsel çalışmalar. Nitekim şu an hem Rumeli Yörüklerini, Latin alfabesine çevirip kitap haline getireceğim. Kim Anadolu’nun neresinden gitti bunlar da ortaya çıkacak. İkinci olarak İskanköy’le ilgili bir çalışmam var. Onun dışında zihnimde yapısını oluşturduğum bir kitap var. Yörük, Türkmen, Terekeme, Türk, Azeri bunun gibi kavramlar nedir bunları örnekleriyle bir kitap haline getirmek istiyorum çünkü Yörük Türkmen’i beğenmiyor, Türkmen Yörük’ü beğenmiyor. Terekeme kendini ötekilerden başka sayıyor, öbürü başka sayıyor. Şimdi bu kavramların aynı kavramlar olduğunu aynı köklerden geldiğini insanların bilmesi lazım. Türkiye’de aslında dirlik ve düzenin birazda sağlanmasında son derece yararlı olacak bu konu. Örneklerde yaşadım çünkü bir Alevi köyündeydim Avşardılar dedim ki şu aşağıdaki camili köy ne köyü kimlerdendir dedim onlar Yörük dediler. Onlar da sizdenmiş dedim yok hocam onlar Türkmen dedi. Yörük de yürüyen demektir dedim konargöçerdir onlar da Türkmen dedim öyle mi hocam öyle dedim valla bilmiyorduk bundan sonra ona göre davranırız diyorlar. Şimdi düşünün ülke de hâlâ bu var. Muhacir işte mübadeleyle gelenler var, onun öncesinde Rumeli’den gelenler var. Bunlarla ben Meclis’te de karşılaştım diyor ki suyun öbür tarafından, suyun öbür tarafından dediği kişiler Anadolu’dan gitmiş kardeşleri sonuç olarak. Bunu aşağılayan bir zihniyet var. Onları ikinci sınıf bir vatandaş gibi görme var, halbuki onlar Çanakkale’de ondan daha fazla mücadele etti. Milli Mücadele de onlardan daha fazla mücadele etti.  Bir de hâlâ şu an televizyonlarda görüyorsunuz Balkanlardan gelen Türklerle Suriyelileri eşdeğer tutuyorlar. Biri vatanını kaybetmiş yani siz çekilmişiniz oralardan insanınızda ben burada mücadele edeceğim diye gelmiş. Öteki vatanını savunmamış, terk edip bana kaçmış. Eli silah tutabilecek isbandut gibi Suriyeliler hepsi burada maaş alıyor, gidip ülkelerini savunmuyorlar, silah da bunların elinde bizimkilerin elinde silah da yoktu. Şimdi bunları eşdeğer tutan  bir zihniyet, cehalete bakın bu hallere düşmüş bu ülke…

5-) Türk Tarih Kurumu Başkanlığınızın önemli bir evresinde 1915 Ermeni Tehcirini çalıştınız. Ermeni Diasporası bilhassa 1915 Ermeni Tehcirinin 100. Yılı itibariyle propaganda çalışmalarını yoğunlaştırdı. Bu soykırım propagandasına Türkiye’nin siyasi ve akademik olarak gerekli karşılığı verebildiğini düşünüyor musunuz ?  İkinci olarak TTK Başkanlığı görevinden alınmanız bu alandaki çalışmalarınızdan ötürü mü oldu ?

1915 konusunda Ermeniler aslında ciddi bir çalışma yapamadılar, eskiye oranla bakarsanız çünkü onlar da artık bazı şeyleri kabul ediyorlardı. Ben 2008 Temmuzunda Türk Tarih Kurumu başkanlığından ayrıldım. Eğer ben ayrılmasaydım, 6 ay daha kalsaydım Ermeni diasporası benimle masaya oturuyordu. Kabul ettiler, beni aradılar. Çünkü 3 Haziran da Oslo’da bir toplantı yaptı Ermeni Diasporası Türk Tarih Kurumundan da iki kişi istediler, Kemal Çiçek ve ben geleceğiz dedim. Beni kabul etmediler. Sizi kaldıramayız dediler. Onun üzerine Avusturya’da ikamet eden, Almancası da çok iyi olan Ermeni konusunda da çalışmış olan İnanç Atılgan arkadaşımızı gönderdik. Fakat toplantının yapılacağı günün bir gün öncesinde de bir beyanat verdim Türkiye’de basına dedim ki; Boston’daki Taşnak arşivlerini açın 20 milyon dolar vereceğim dedim. Gazetelerde çıktı hatırlarsanız. Birileri çıktı o zaman rüşvet mi veriyorsunuz diye hayır rüşvet değil dedim siz demiyor musunuz Osmanlı arşivlerini açın diye açın 20 milyon dolar vereceğim dedim. O gün Oslo da başka hiçbir şey konuşulmamış  sadece benim bu 20 milyon dolar demecim konuşulmuş arkadaşlarımızın bana ilettiği nitekim beni toplantının hemen akabinde beni Amerika’dan isim de vereceğim doğru olduğunu herkesin anlaması için Gora Mumcuyan diasporanın yönetiminden beni aradı. Eylül ayında gelsek basın olmadan bir yuvarlak masa toplantısını kabul eder misiniz dediler. Ben de eşlerinizle gelin sizi misafir edelim dedim. Bakın çok önemli bana teklif ediyorlar, ben onlara değil. Sonra Londra’dan Komite Sensüsü Müdürü Ara Sarafyan aradı. Dedi ki hem Boston’daki Taşnak arşivlerini hem de Kudüs arşivlerini Türk Tarih Kurumu ile beraber tasnif edelim dediler. Bunun için ben Ankara’ya gelsem bu konuda bir konuşma yapsam Türk Tarih Kurumunda kabul eder misiniz dediler. Ekim ayında gelin diyerek onu da kabul ettim. Bu arada diasporanın haftalık gazetesinin yazı  işleri müdürü Hacik Muratyan yanılmıyorsam o telefon etti Ağustos ayının ikinci yarısında gelsem bu konuda bir röportaj kabul eder misiniz dedi onu da kabul ettim derken görevden aldım. ABD ve Ermenistan’ın isteğiyle. Şimdi bakın önemli bir şey söylüyorum masaya oturmayı kabul ettiler çünkü 2005 yılında Avusturya da Viyana Üniversitesi Profesörlerinden Binn onların kurduğu bir sivil toplum örgütü vardı. Armenian Turkısh platform adı altında, buraya davet ettiler beni. Ermenileri de davet ettiler bir görüşme yaptık 2005 yılının Temmuz ayında. Bu görüşmede şöyle bir şey yapmak istediler Ermeni tarafı ve siz karşılıklı belge verin birbirinize 2-3 ay sonra da bunları inceleyin, bir toplantı yapalım burada tartışın dediler. Kabul ettim. 100 belge biz 100 belge Ermeniler verdi, ayrıca orada şunu da kararlaştırdık bunlar incelendikten sonra 80’er belge daha karşılıklı verecektik. Onu da kabul ettiler fakat ben geldikten sonra Ermeni tarafından demişler ki biz Yusuf Halaçoğlu ile masaya oturmayız, güvenmiyoruz demişler. Ben de dedim ki onlarla ticari işletme kurmayacağım, onlarla tartışacağım. Sonra bir haber daha geldi. Biz Osmanlıca verilen belgeleri okuyamıyoruz, 100 Osmanlıca belgenin 47 tanesi Osmanlıca belgeydi. Çevrilmiş metinleri göndereyim, siz inceletin verin onlara dedim. Ondan sonra soykırımı kabul etmezseniz oturmayız dediler. Ben de soykırımı kabul edeceksem seninle niye masaya oturayım dedim. Bunun sonrasında Bill aslında Ermeni yanlısıydı, Ermenilere sempati duyan birisiydi. Dedi ki bana, mektup da yazdı Türk Tarih Kurumu arşivinde vardır bunlar tam sahtekarmış dedi ve benim gönderdiğim 100 belge ile Ermenilerin gönderdiği 100 belgeyi Ermeniler kaçtı diye toplantıdan önsözünde yazarak yayınladı Viyana Üniversitesinde. Düşünün bundan sonra Ermeni Diasporasının benimle masaya oturuyor olması ilginçti, engellendi. Bu görüşmeyi engelleyen kimdi bunu da İsviçre gazeteleri yazdı ABD  ve Ermenistan çünkü o sırada Türkiye Dış İşleri Bakanlığı Cenevre de Ermeni açılımı sebebiyle orada toplantı yapıyordu onların istekleri üzerine görevden alındım.

6-)Bir Akademisyen olarak sürekli yeni üniversite kurulmasını nasıl değerlendiriyorsunuz ? Özellikle Tarih alanında bugün temel sorunumuz nedir ?

Bu kadar çok çığ gibi üniversite zincirleri çıktı, özelleri de var. Üniversiteler sadece kuru binalardan ibaret yerler olmamalı içini dolduracak bilim adamları olmalı eğer ciddi eğitim vermek istiyorsanız bir de çok iyi bir planlama yapmak zorundasınız. Ne kadar tarih bölümüne ne kadar tarihçiye ihtiyaç var Türkiye’de ? Bunu yalnızca öğretmen olarak düşünmeyin araştırmacı olarak düşünün. Bana göre öğretmenden daha çok araştırmacıya ihtiyacı var şu an Türkiye’nin  eğitim kalitesi. Biz Türk Tarih Kurumunda çalışma yaparken bir çok alan da eksiklerimizi gördük, tarihçi eksiğimiz var bizim. Avrupa tarihini, Afrika tarihini araştıran bilim adamımız yok. Türk tarihi o kadar geniş bir coğrafyaya yayılmış ki bunları araştırabilmek kolay değil az önce söylediğim gibi.  En çok söylemek istediğim şeylerden bir tanesi şu ben olsam elimde imkan olsa Türk Tarih Kurumu’nu Türk Tarih Akademisi haline getiririm, Türk Dil Kurumunu Türk Dil Akademisi haline getiririm ve bunları doktora yapacak hale getiririm ve hangi alanda boşluk varsa ben onu planlamıştım ama istediğim kanunlar çıkmadı. Ben istiyordum ki 40 yabancı gencine ve 40 Türk gencine doktora bursu vereyim tek şartım şu istediğim konuda doktora yapmak şartıyla, eksik olduğumuz konularda öğrenci yetiştirip bu konularda doktora çalışması yaptırmak ve projelerle bunları istihdam edebilmek çünkü tarihi sağlam zemine oturmayan milletler yarın çok acı olaylarla karşılaşabilirler. Bugün Ortodoğu’ya bakın, en başından ben daha Suriye meselesi çıkmadan bu yüz yıllık bir projedir, kürt devleti kurma projesidir bunun içinde yalnızca ABD değil Rusya’da vardır, Akdeniz’e kadar uzanan bir Kürt koridoru kuracaklar dedim ve haritayla izah ettim de ilgili yerlerde de yayınlattım. Bana şimdi diyorlar ki sen nereden biliyordun ? Ben bilmiyordum, tarihi okudum yazıyordu. İşte bunları ortaya koyarsanız o zaman her şey ortaya çıkar mesela Osmanlı arşivleri çok önemli burada hangi ülkenin bilim adamı hangi konuyu çalışmış ben orda genel müdürken bunların istatistiğini çıkarmıştım o tarihte 680 ABD’li bilim adamı çalışmış, en çok çalışan ABD’li en çok çalıştıkları konu bir Osmanlı Yönetim  tarzı iki Osmanlı Devletinin  sosyal yapısı neden diye düşünürseniz ABD’nin şu anki yapısıyla aynı. Üçüncü bir konu 20 25 kişi bir konuda çalışıyorsa 5 sene sonra orada olay çıktı. Nereyle ilgili araştırırlarsa bu çok basit ben söyledim o aman beni anlamadılar.

7-) Anadolu’nun etnik yapısına dair de çalışmalarınız var. Bu çalışmalarda kendisini Kürt olarak tanımlayan bir çok aşiretin kökeninin Türk olduğunu belirtmiştiniz.  Peki bu aşiretlerden size bir dönüş oldu mu ? Kabul ediyorlar mı ?

Tabi, bunlar kabul ediyorlar zaten. Bunlar benim uydurmam değil ki belgeler var ortada sayfalarına kadar yazdım zaten. Bugün Rişmanlar bunlar İğdir boyundan. Bunlar çünkü Osmanlı vergi defterlerinden aldığımız için orada etnik durum vs yok Osmanlının böyle bir derdi yok zaten ama nereden geldiğini yazıyor. İzorlar Avşar boyundan veya Şavaklar Bayat boyundan veya Zeydanlar Hakkari bölgesinde ki Bitlis’ten gitme onlar oraya Maraş’ta da var kolları onlar da Liva boyundan orada yazıyor yani bunlar ben napayım ?

8 -) Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı ?

Öncelikle devleti yönetenlerin çok iyi bilmeseler bile tarihçi danışmanlara ihtiyaçları var. Bunu yaptıkları zaman hatayı asgariye indirirler. Bu son derece önemli. Bakın ABD’ye Bernard Lewis Ortadoğu danışmanı, diğer bölgeler için de böyle tarih danışmanları var. En kaliteli tarihçilerini danışman olarak alıyorlar. Şimdi ben bakıyorum bir sürü Cumhurbaşkanı danışmanı arasında bir tane tarihçi yok. Bir İbrahim Kalın var Cumhurbaşkanı sözcüsü onun tarihçiliği de ne kadardır bilmiyorum tanışmadığım için ama çok başarılı tarihçilerimiz var Türkiye’de. Erdoğan Başbakan iken ben TTK Başkanıydım ama bana tarih konusunda hiç soru sormadı. Ben kendisine gidip anlatıyordum ama Demirel öyle yapmıyordu mesela. Demirel yurt dışına giderken muhakkak beni yanına alıyordu. Giderken de gittiğimiz yerle ilgili neler söyleyeceksin bana diyordu.

Röportaj: Ahmet Ayçiçek, Göksel Durgun, Serkan Güler

Similar Posts:

 20,747 Görüntülenme

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir