Sağlık Masası Raporu

ÖZET
Dünya Sağlık Örgütü’nün tanımına göre sağlık, sadece hastalık ve sakatlığın olmayışı değil, bedence, ruhça ve sosyal yönden tam iyilik halidir. Bu iyilik halinin tam anlamıyla gerçekleştirilmesi ve sürdürülmesini temel alarak oluşturulacak sağlık politikaları devletin vatandaşa verdiği kıymetin en önemli göstergesidir.
Günümüz sağlık sisteminde yaşanan başlıca sorunların kaynağında 2003 yılında uygulanmaya başlayan Sağlıkta Dönüşüm Projesi yer almaktadır. Sağlık çalışanlarına yönelik şiddet, özelleştirmenin teşviki, meslek örgütlerinin etki alanının daraltılması, sağlık alanındaki beyin göçü, kamuda çalışma barışının oluşturulamaması, ilaç sektörüne olan güvensizlik, tıbbi cihaz ve sarf malzemelerine ödeme yapılmaması, birinci basamak sağlık hizmetlerindeki aksaklıklar, başlıca sorunlar olarak sıralanabilir.
Bu sorunlarla Türkiye Cumhuriyeti’nde sağlık hizmetlerinin sürdürülebilir olmadığı açıkça görülmektedir.
Getirilen çözüm önerileri ise kısaca:

  1. Özel sektörün verdiği sağlık hizmetlerine duyulan gereksinimi azaltmak için kamu sağlık hizmetlerinin nitelik ve nicelik olarak arttırılması,
  2. Sağlık meslek ve unvanlarını, bu meslek ve unvanların görev tanımlarını, yetki ve sorumluluklarını, eğitim süreçlerini, meslek içi denetim amacıyla bağlanacakları meslek odalarını tüm ayrıntılarıyla tanımlayan bir sağlık meslekleri yasası çıkarılması,
  3. Sağlık meslek örgütlerinin, sayılarının artırılması, hem sağlık mesleklerinde eğitim alanında hem de sahada -karar verici ve denetleyici konumda- yer alması
  4. Kamuda sağlık yöneticilerinin liyakat esasıyla belirlenmesi ve demokratik çalışma koşullarının sağlanması,
  5. Tıbbi donanım ve ilaç sanayinin uluslararası rekabet açısından desteklenmesi,
  6. Birinci basamak sağlık hizmetlerinde bölge tabanlı uygulamaya ve ekip çalışmasına geçilmesidir.
    Sağlıkta Dönüşüm Programının yarattığı hasarın, sağlık sistemimizi baştan yapılandırmadan küçük düzenlemelerle onarılmasının olanaksız olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

  1. GİRİŞ
    Kemalizm’in akıl, bilim ve gerçekliğe dayalı oluşu, toplumun temel ihtiyaçlarına cevap vermesini sağlamaktadır. Atatürk devrim ve ilkeleri, bugün de Türk milletini, medeniyet yolunda ilerletecek olan en doğru pusuladır.
    Sağlık politikaları ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmayı doğrudan etkiler ve ülkelerin geleceğine şekil verir. Toplum sağlığı, gerçekçi sağlık politikaları ve bunların sonucunda uygulanacak olan sağlık hizmetleriyle güvence altına alınır.
    Birinci Dünya Savaşı sonrasında bulaşıcı hastalıklar ülkenin dört bir yanına yayılırken savaştan yenilerek çıkan Osmanlı Devleti bu salgın hastalıklara kalıcı çözüm yolları üretememiştir. Bunun sonucu olarak, Atatürk döneminin ilk yılları, bu salgın hastalıklarla mücadele yol ve yöntemleri bulmakla geçmiştir.
    Atatürk, Cumhuriyet Türkiye’sinde, sağlıklı insan gücüne duyulan ihtiyacın bilinciyle, sağlık hizmetlerinin Batılı ve çağdaş anlamda devlet eliyle sunulmasını planlamıştır. Hastalıkların toplumda yarattığı toplumsal tahribatı önlemek düşüncesiyle sağlık politikaları gerçekçi yaklaşımlarla üretilmiş ve uygulanmıştır.
    Atatürk dönemi politikaları incelendiğinde, milli eğitim ve sağlık konularının birlikte ele alındığı göze çarpmaktadır. Devlet yöneticileri toplum sağlığının geliştirilmesi ve sürdürülmesi için öncelikle bireylerin bilinçlendirilmesi gerektiğinin farkında olmuştur. Sağlık alanında esas gelişmeler 1925 yılından sonra Dr. Refik Saydam’ın Sağlık Bakanlığı görevini yeniden devralmasıyla gerçekleşmiştir. 1925 yılına ait Sağlık Çalışma Programı’nda doktor ve sağlık memuru yetiştirmek, salgın hastalıklarla mücadele etmek, sağlık ve sosyal yardım örgütlenmesini kırsal kesimlere kadar götürmek, Merkez Hıfzıssıhha Müessesesini kurmak, Hıfzıssıhha Mektebini açmak, temel amaçlar olarak belirlenmiştir. Bu dönemde frengi, sıtma, trahoma ve verem gibi bulaşıcı ve salgın hastalıklar en çok mücadele edilen hastalıklar olmuştur. Sağlık Çalışma Programı’ndan yola çıkarak dönemin sağlık politikasının koruyucu sağlık hizmetlerine öncelik verdiğini söylemek mümkündür. “Seyyar Tabiplik” uygulamasıyla sağlık hizmetlerinin kırsal kesimlere götürülmesi ve köylerde bulunan vatandaşların bu hizmetlerden etkin bir şekilde yararlanması amaçlanmıştır. Bu uygulama çerçevesinde doktorların köylülere sağlık eğitimi vermesi sağlanırken ayrıca, tanı tedavi hizmetleri ücretsiz olarak sağlanmıştır.
    Bu çalışmada amacımız, günümüz sağlık sisteminde yaşanan sorunlara, temelini Atatürk ilkelerinin oluşturduğu sağlık politikaları doğrultusunda çözüm önerileri getirmek; çağdaş, akıl ve bilimin önderlik ettiği, insanı değerli kılan yaklaşımlarla sağlık alanında da Kemalist düşünceyi yaşatmak olmuştur.

  1. YÖNTEM
    Ön hazırlık çalışmaları masa toplantılarından bir ay öncesinde başlamıştır. Türkiye Sağlık Araştırması (2019), Sağlık Harcamaları İstatistikleri (2018, 2019), Sağlık İstatistikleri Yıllığı (2019), Sağlıkta Dönüşüm Projesi Değerlendirme Raporu (2003-2011) gibi başlıca kaynakların incelenmesiyle başlayan çalışmada temel sorunlar sıralanmıştır. Sağlık hizmetleri hakkında vatandaşın endişesi ve özel sağlık hizmetlerinde yaşanan sorunlarla ilgili görüşler paylaşılmıştır. Masa çalışmalarında alandaki sorunlar sağlık hizmetlerinin tüm taraflarını kapsayacak şekilde tartışılmıştır. Bu taraflar;
  2. hizmet alan (vatandaş),
  3. hizmet sunan (sağlık çalışanları)
  4. hizmet sağlayıcılar (kamu ve özel kurum ve kuruluşlar) olarak belirlenmiştir.
    Birinci basamak kuruluşlar; aile hekimliği birimleri, aile sağlığı merkezleri, toplum sağlığı merkezi, sağlık evi, ÇEKÜS (Çocuk Ergen Kadın Üreme Sağlığı), Verem Savaş Dispanseri, KETEM (Kanser Erken Teşhis Tarama Tedavisi), Entegre İlçe Devlet Hastanesi, Halk Sağlığı Laboratuvarları gibi birimleri içerirken, 2 ve 3. Basamak kuruluşlar; Sağlık Bakanlığı Hastaneleri, üniversite hastaneleri, özel ve vakıf hastaneleri olmak üzere üç farklı grupta ele alınmıştır . Hazırlık çalışmalarımızda ve masadaki toplantılarımızda belirlenen temel sorunlara Kemalist ilkeler yaklaşımında çözüm önerileri getirilmiştir.
  5. SAĞLIK HİZMETLERİNDE YAŞANAN SORUNLARA KEMALİST İLKELER YAKLAŞIMINDA ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
    Çağdaş, barışçıl ve adil politikaların geliştirilmesine; daima ileriyi hedefleyen ve aklın rehberliğinde gelişim gösteren tüm sistemlere yön gösterecek Kemalist düşüncenin ilkelerinden hareketle, sektördeki sorunların giderilmesine yönelik önemli gelişmeleri destekleyen ve sağlık hizmetinin tüm taraflarını gözeten çözüm önerileri tartışılmıştır.

3.1. SAĞLIKTA ŞİDDET
Toplumsal şiddet eğilimi ile birlikte sağlıkta yaşanan şiddet sorunu da her geçen gün artmaktadır. Sağlık çalışanlarına yönelik şiddet kadına, çocuğa, hayvanlara yönelik şiddetten, trafikte veya spor karşılaşmalarında yaşanan şiddet olaylarından bağımsız değildir. Toplumdaki şiddet sorununu çözmeden sağlık alanındaki şiddete son vermek olanaksızdır.
Sağlıkta şiddeti önlemeye yönelik AKP iktidarı tarafından bir düzenleme yapılmıştır. Yapılan düzenleme Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’na eklenen bir maddeden oluşmaktadır. Bu düzenleme Türk Ceza Kanununda yer almamaktadır. Oysa Türk Ceza Kanununda Sağlık Mesleği Mensuplarının İşlediği Suçlar adı altında bir başlık yer almaktadır. Bu durum, sağlık çalışanlarını Türk Ceza Kanunu açısından her an suç işleyecek zanlı konumuna düşürürken, sağlık çalışanlarına yönelik şiddet içeren eylemlere verilecek cezanın Türk Ceza Kanununda yer almaması, sağlık çalışanlarının kendini değersiz hissetmelerine yol açmaktadır. Önerimiz sağlık çalışanlarına yönelik görevi ile ilgili maruz kaldığı her türlü şiddet girişimine verilecek cezanın Türk Ceza Kanununa konacak hükümlerle belirlenmesi, erteleme/iyi hal olmaksızın yaptırımların en üst sınırdan uygulanmasının sağlanması yönündedir. Ayrıca, gelecekte yapılacak sağlık tesislerinde, mimari tasarımın, sağlık çalışanlarının güvenliğine yönelik önlemleri de içermesi düşünülmelidir. Gereken her durumda güvenlik uzmanlarınca belirlenen polisiye önlemlerin kolayca alınması için hem fiziksel hem de yasal zemin sağlanmalıdır.
Sağlık alanında şiddetin önlenmesi için, şiddetin nedeni ve sonucu ne olursa olsun her durumda kınanması, ayıplanması, şiddetin hiçbir konu için çözüm olmayacağının topluma sürekli olarak işlenmesi gerekmektedir.


3.2. ÜCRETSİZ SAĞLIK HİZMETİ MÜMKÜN MÜ?
Kemalist anlayıştan ayrılmadan ve günümüz koşullarında demokrasiden uzak uygulamalara yer vermeden sağlık hizmetlerinin tümüyle ücretsiz verildiği bir sistem kurgulamanın hiç olanaklı görülmediği kimi katılımcılar tarafından savunulmuştur. Diğer katılımcılar ise Kemalist anlayışla sağlık hizmetlerinin tümüyle kamu eliyle verilmesi gerektiğini savunmuştur.

Genel görüşümüz tüm sağlık hizmetlerinin nitelik ve nicelik bakımından geliştirilmesi ve olabildiğince geniş bir biçimde kamu eliyle yürütülmesi yönündedir. Ancak, günümüz koşullarında sağlık hizmetlerinin tümüyle ücretsiz verilebilmesi için, sağlık hizmetleriyle ilişkili tüm piyasa alanları ve bu alanlarda yer alan özel ve tüzel kişilikler ile kamu politikalarının sağlık hizmetlerinin tümüyle ücretsiz verilmesine uygun sosyal ve ekonomik ilişkiler ağı oluşturması gerektiği kanısı oluşmuştur.
Tıp alanındaki gelişmelere bağlı olarak çağdaş ve yenilikçi hizmet sunulması yaklaşımından uzaklaşmadan, toplumun güncel sağlık gereksinimleri göz önünde bulundurarak, özel sektörün sağlık alanındaki ağırlığını azaltmak, Kemalist bir iktidar için stratejik hedef olmalıdır. Bu amaçla:

  1. Genel Bütçe’den sağlığa ayrılan pay artırılmalı,
  2. Kamu sağlık çalışanlarının toplum ortalamasına göre daha iyi gelir düzeyine ulaşması sağlanmalı
  3. Kamu sağlık hizmetlerinde sağlık çalışanlarının ve tesislerin dağılımının yurt genelinde dengeli ve kolay ulaşılabilir olması sağlanmalıdır.
    3.2.1. SAĞLIK HİZMETLERİNDE ÖZEL SEKTÖR ALANININ GENİŞLİĞİ
    AKP iktidarının 2003 yılından itibaren aşamalar halinde yaşama geçirdiği “Sağlıkta Dönüşüm Programı” “herkes için ulaşılabilir, nitelikli ve sürdürülebilir sağlık hizmeti” söylemiyle ortaya çıkmıştır. Sağlıkta Dönüşüm Programı, bireyin sağlığı korunursa, toplum sağlığının da korunacağını öne sürmektedir. Kamucu yaklaşım ise toplum sağlığını önceleyerek bireyin sağlığını korumayı amaçlar.
    Sağlıkta Dönüşüm Programı, sağlık alanındaki hizmetleri tümüyle özelleştirmeyi ve kamunun sağlık hizmetleri içindeki payını en aza indirmeyi amaçlayan bir programdır. Halka siyasal olarak, çok süslü sözlerle pazarlanmıştır. Bu sırada da sağlık sisteminin sorunları başta hekimler olmak üzere sağlık çalışanlarının üzerine yıkılmış, hekimler ve sağlık çalışanları olumsuzlukların nedeni olarak topluma hedef gösterilmiştir. Bu nedenle Sağlıkta Dönüşüm Programı, günümüzde yaşanan sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarının da temel nedenlerinden biridir.
    Sağlıkta Dönüşüm Programının uygulanmaya başlamasından sonra özel hastaneler tarafından verilen hizmetin ekonomik büyüklüğü hızla artmış, kamunun sağlık sistemi üzerindeki iş yükü aynı oranda azalmamıştır. Sonuçta hane halkının cepten yaptığı sağlık harcamaları artmış, ancak kamunun ücretsiz sunduğu sağlık hizmetlerine ulaşmak çok zorlaşmıştır. Kaçınılmaz olarak, özel sağlık sektöründe ticari kaygılar bulunmaktadır. Cepten sağlık harcamaları arttıkça sade vatandaşın özel sağlık kurum ve kuruluşlarına olan güveni de azalmaktadır.
    Ulaştığımız sonuçta:
    Yönünü Kemalist ideolojiye dönmüş bir iktidarın sağlık hizmetlerini mümkün olan en geniş şekliyle kamu eliyle vermek için çaba harcaması ve sağlık hizmetlerini özelleştirmeye teşvik edecek politikalardan vazgeçmesi gerekeceği konusunda uzlaşılmıştır.
    3.2.2. KAMUDA YENİDEN YAPILANMA
    Halkın, eşit ve ücretsiz sağlık hizmetlerine ulaşabilmesi için kamuda yapılacak olan iyileştirmeler çok önemlidir. Sağlık çalışanlarının sayısının arttırılması, kurumların daha donanımlı hale getirilmesi dışında, eldeki insan gücü ve maddi kaynakların nüfus ve hizmet yoğunluğuna göre dengeli dağılımının sağlanması da gereklidir. Sağlıkta Dönüşüm Programı, sağlık alanında insan gücü dağılımının da bozulmasına neden olmuştur. İnsan gücü dağılımının yurt genelinde bozulması, yine sağlık hizmetlerine erişimde güçlük yaratmaktadır. Kamu sağlık hizmetlerinin ulaşılabilir ve gereksinimi karşılar nitelikte olması, hane halkının özel sağlık hizmetlerine duyacağı gereksinimi azaltacaktır. Kamunun sağlık hizmetlerinde yadsınamaz bir yeri olan asker hastanelerinin Türk Silahlı Kuvvetlerinin gereksinimlerine uygun olarak yeniden açılması gereklidir. Ayrıca farklı gereksinim ve uzmanlıkları olan hastanelerin kurulması da sağlanmalıdır. Bu amaçla:
    Sağlık hizmetleri, yöresel ve sosyal gereksinimler de göz önünde bulundurularak baştan örgütlenmelidir.
    3.2.3. ATANMAYAN SAĞLIK ÇALIŞANLARI
    Sağlık meslekleri konusunda eğitim veren yüksek öğrenim kurumu sayısı her geçen gün artmaktadır. Özel vakıf üniversiteleri sağlık meslekleri ile ilgili bölümlerini “iş garantili” olarak tanıtmakta ve bu bölümler kolay kazanç kapısı olarak görmektedir. Kamuda mezun sağlık çalışanı sayısını karşılayacak yeterli atamanın yapılmaması özel sektörde ucuz iş gücü istihdamının yolunu açmaktadır. Sağlık çalışanlarına haklarının gözetilmesiyle birlikte maddi ve manevi yönden koşullarını iyileştirecek önlemler hızla alınmalıdır. Bu doğrultuda özel sağlık kuruluşlarında sağlık mesleklerinin ücretlerinin alt sınırının belirlenmesi ve denetlenmesi, bu süreçte meslek örgütlerinin etkin rol alması öngörülmüştür.
    Ücrette veya çalışma koşullarında zamanla hak edilen iyileşmelerden faydalanılmaması için çalışanların işten çıkmaya zorlanması sonucu maddi ve manevi yönden zarara uğratılması sektörün sağlık çalışanlarına yaşattığı en önemli sorunlar arasındadır. Bu sebeplerle özel sağlık kurumlarında işe giriş çıkışlar yoluyla yaratılan hak kayıplarının denetlenmesi gerekmektedir.
    3.3. SAĞLIK MESLEK ÖRGÜTLERİNİN YENİDEN YAPILANDIRILMASI
    Sağlık alanında meslekler içinde sadece hekimler, diş hekimleri ve eczacıların yasa ile kurulmuş meslek örgütü bulunmaktadır. Meslek eğitimi sürecindeki ve sahadaki problemlere ilişkin en kapsamlı değerlendirmeyi yapabilecek, sorunlara en doğru ve kalıcı çözüm önerilerini getirebilecek kişiler meslek mensuplarıdır. Sendikal oluşumların yanı sıra meslek örgütleri özlük haklarının savunulmasında, üreten ve mesleği icra eden kesimin ilgili tüm alanlarda söz sahibi olmasında aktif rol almalıdır. Mesleğin hak ettiği değeri görmesini sağlayacak, çalışanların birliğini kuvvetlendirecek, akılcı ve bilime uygun yöntemlerle, demokratik ilkelerle oluşturulan meslek örgütlerinin çalışma alanı genişletilmelidir. Mesleki örgütlenmesi olmayan branşlar için yasa ile meslek örgütleri oluşturulması konusunda adımlar atılması gerekmektedir. Ayrıca Sağlık Bakanlığı çatısı altında sağlık planlamalarını yürütecek ÖZERK bir kurum oluşturulmalıdır.
    Temelden bozulan eğitim sistemi sebebiyle sağlık personelinin yeterli bilgi birikimine sahip olmadığı görüşü vatandaşın sağlık çalışanına olan güven eksikliğine yol açmaktadır. Sağlık eğitiminde hem nicelik hem de nitelik yönünden denetimler meslek örgütleri tarafından yürütülmelidir. Sahadaki ihtiyaca göre belirlenen kotalar doğrultusunda personel yetiştirilmesi, üniversitelerde sağlık alanında açılacak yeni bölümlerin karar aşamasında söz sahibi olunması, sağlık sektöründeki okullar için belli başarı sıralamasının belirlenmesi gibi konularda meslek örgütleri faaliyet göstermelidir.
    Sağlık mesleklerinin günümüz bilimsel gelişmeleri ve koşulları göz önüne alınarak meslek ilkeleri ile görev yetki ve sorumluluklarını yeniden belirleyen bütüncül bir yaklaşımla “Sağlık Meslekleri Yasası” hazırlanmalıdır. Bu yasa meslek etiği çerçevesinde sağlık çalışanlarının mesleklerinin gereklerine uygun davranmalarında rehber olacak düzenlemeleri içermelidir.
    3.4. GÜNÜMÜZ POLİTİKALARIYLA KAMUDA ÇALIŞMA BARIŞININ SAĞLANAMAMASI
    Aynı hizmet karşılığında aynı özlük haklarının sağlanması doğrultusunda kamuda çalışan tüm sağlık çalışanlarının (4A-4B-4C-4924-45/A ayrımı olmaksızın) 4C kadrosu altında toplanması gerekmektedir. 209 Sayılı Sağlık Bakanlığı’na bağlı Sağlık Kurumlarına Verilecek Döner Sermaye Hakkındaki Kanunun yürürlükten kaldırılmasıyla performans uygulamalarına son verilmelidir. Tek kalemde ek ödemesiz, insan onuruna yaraşır, yoksulluk sınırının üzerinde eğitim ve liyakat gözeten ücret politikası belirlenmelidir. Sağlık kurumlarının yönetim kadrolarının oluşturulmasında da liyâkata dayalı atama yapılmalıdır. Kamudaki sağlık çalışanlarının özlük haklarının iyileştirilmesine yönelik 3600/7200 ek gösterge ile ilgili düzenlemeler yapılmalıdır.
    3.5. KIŞKIRTILMIŞ SAĞLIK TALEBİ
    Sağlıkta Dönüşüm Programının temel amacı sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesi olduğu için, sağlık hizmetlerine talebi artırmak da bu programın sonucu olarak karşımıza çıkmıştır. Tüm basın ve yayın organlarında sağlık ile ilgili, doğruluğu tartışmalı birçok konu her gün gündemde yer almaktadır. İnternetin yaygınlaşması da buna ayrıca katkı sağlamıştır. Sağlık ile ilgili yapılan yayınlarda göze çarpan temel unsur insanlarda kaygı yaratacak bir bilginin paylaşılmasıdır. Ayrıca kimi özel sağlık kuruluşlarının kamuda veya diğer özel sağlık kuruluşlarında bulunmayan bir tanı veya tedavi yönteminin tanıtımını yaptığı yayınlara da sıkça rastlanmaktadır. Tümüyle denetimsiz yapılan bu yayınların sonuçta toplumdaki sağlık talebini kışkırttığı, gereksiz başvuru ve tetkik sayısını artırdığı görülmektedir. Kışkırtılmış sağlık talebinin önüne geçecek olan da yine meslek örgütleridir. Meslek örgütleri “reklam” kapsamında değerlendirilmesi gereken, kışkırtıcı yayınları denetlemek, önlemek ve gerekirse cezalandırmakla görevlendirilmelidir.
    3.5.1. SAĞLIK OKURYAZARLIĞI
    Hastanın sorunlarını doğru ve eksiksiz biçimde aktarabilmesi, sağlık çalışanının oluşturduğu tedavi planını etkin şekilde uygulayabilmesi sağlık okuryazarlığı düzeyi ile ilişkilidir. Temel düzey sağlık okuryazarlığı eğitimi hedef kitlenin sosyo-demografik özellikleri gözetilerek meslek örgütlerinin önerileri doğrultusunda Sağlık Müdürlüğü, Milli Eğitim Bakanlığı ve belediyelerin ortak çalışma planlarıyla yürütülebilir. Sağlık bilinci topluma sistemli ve bütüncül bir yaklaşımla hazırlanan eğitim programlarıyla kazandırılmalıdır.
    3.6. SAĞLIK ALANINDA BEYİN GÖÇÜ
    Hekim ve sağlık personelinin aldığı eğitim doğrultusunda, bilimin yön verdiği sağlık uygulamalarının gerçekleştirilmesi konusunda çalışanlara olanak sağlanmalıdır, her alanda olduğu gibi sağlık alanında da bilimin gösterdiği yolun özgürce takip edilmesi gereklidir.
    Yeni mezunların atanma sorununun ortadan kaldırılmasında öncelikle nitelik ve nicelik bakımından eğitim sisteminde köklü değişimlerin oluşturulması ihtiyacı doğmaktadır. Aile sağlığı merkezleri ve çeşitli birinci basamak sağlık hizmetleri kuruluşlarında yeni istihdam alanlarının oluşturulmasının önü açılmalıdır.
    Sağlıkta dönüşüm ile birlikte sağlık hukuku tümüyle değişmiştir. Sağlık hizmetlerinde haksızlığa uğradığını düşünen bir birey, Sağlıkta Dönüşüm Programı öncesinde kamuda Devlet’e karşı idari yargıda dava açabilirken, yapılan değişiklikler ile doğrudan sağlık çalışanına dava açabilmektedir. Ayrıca, yaşanan olaylarda karşılaşılan yüksek tazminat tutarları, hekimlerin ve sağlık çalışanlarının olanak bulmaları durumunda yurtdışına göçüne gerekçe oluşturmaktadır. Sağlık eğitimi almış bir kişinin bilinçli olarak bir hastaya zarar vermesi olanak dışıdır. Bu nedenle hukuk düzeninde hekimden veya sağlık çalışanından doğrudan tazminat isteyen davaların açılmasının yolu kapatılmalıdır.
    3.7. SOSYAL GÜVENLİK KURUMUNUN KISITLAYICI UYGULAMALARI
    Sosyal Güvenlik Kurumunun “Sağlık Uygulama Tebliği” ile Strateji ve Bütçe Başkanlığınca yayınlanan “Bütçe Uygulama Tebliği” sağlık hizmetlerinde meslek bağımsızlığını kısıtlayıcı uygulamalar içermektedir. Kamu zararı oluşmasına engel olacak ve meslek özerkliğine engel olmayacak başka yollar olduğu halde, uygulanmamaktadır. Bu nedenle gerek Sağlık Uygulama Tebliği gerekse Bütçe Uygulama Tebliği hazırlanırken, meslek odalarının da temsilcisi bulunan komisyonlar oluşturulmasını önermekteyiz.
    3.8. İLAÇ SEKTÖRÜ
    İlaç endüstrisi sağlık sorunlarının giderilmesinde ve yaşam kalitesinin yükseltilmesinde önemli bir paya sahiptir. Ekonomik kalkınmadaki önemi yanında salgın hastalıklar, olası ambargolar ve savaş gibi durumlarda ülkenin ilaç ihtiyacını karşılayacak üretimi yapabilecek bir ilaç endüstrisin bulunması büyük öneme sahiptir. Bu durum günümüzde tüm dünyayı etkisi altına alan, ülkemizde on binlerce kişinin ölümüne sebep olan Covid-19 salgını ile bir kez daha anlaşılmıştır. Örneğin; salgın sırasında ülkelerin vatandaşlarının tedavisi için yeteri kadar ilaç ve koruyucu ekipmana sahip olamaması ve üretmemesinden dolayı, birbirlerinin üçüncü ülkelerden aldığı ilaç ve malzemelere el koyduğu durumlar olmuştur. Dolayısıyla ilaç sektörü ülkelerin kurması ve geliştirmesi gereken stratejik bir sektördür. Ülkemizde ilaç sektörü en erken kurulan sektörlerden birisi olmasına rağmen istenen seviyede gelişme gösterememiş ve Türkiye’nin ilaçta dışa bağımlılığı hala devam etmektedir ve döviz kurundaki artış ilaç tedarikinde sorun teşkil etmektedir. Sonuç olarak:
  4. İlaç endüstrisi ile akademi ilişkilerinde, akademinin kamu gücüyle desteklenerek ilaç sanayi çıkarına ilişki kurulmasının önlenmesi ve bilimsel tarafsızlığının kamu gücüyle sağlanması önerilmektedir.
  5. İlaç endüstrisinde yerli sermaye desteklenmeli Ulusal İlaç Sanayinin geliştirilmesi öncelikli hedef olmalıdır.
    3.9. BİRİNCİ BASAMAK SAĞLIK HİZMETLERİNDE YENİLİK İHTİYACI
    Sağlıkta Dönüşüm Programı, birinci basamakta sağlık ocağı yapılanmasını ortadan kaldırmış, bir hekim ve bir sağlık çalışanından oluşan aile hekimliği yapılanması ile ekip ruhunu ve ekip çalışmasını yok etmiştir. Toplum sağlığının geliştirilmesi ve sürdürülmesinin ilk adımı olan birinci basamak kuruluşları, tüm vatandaşları kapsayacak biçimde gerekli alt yapının sağlanmasıyla ekip ruhu gözetilerek yeni baştan oluşturulmalıdır. Birinci basamakta kurgulanacak yeni yapılanma için öneriler:
  6. Mutlaka bölge tabanlı bir yapılanmaya gidilmelidir.
  7. “Aile hekimi” kavramı toplumda olumlu psikolojik etkiye sahip olduğu için bu kavram korunmalıdır.
  8. Aile Sağlığı merkezlerinde üç Aile hekimliği biriminin bulunması, etkili ve verimli hizmet sunumu için en uygun durumdur. Şartlara bağlı olarak yedi birime kadar çıkılabilir. Sekiz ve üzeri Aile Hekimliği biriminin aynı ASM de bulunması, hizmet sunumunda kargaşaya neden olacak ve kaliteyi düşürecektir.
  9. Birinci basamak sağlık hizmetleri kırsal ve kentsel alanların yapısına uygun farklı biçimlerde verilmelidir. (İstanbul, Beşiktaş’ta verilecek birinci basamak sağlık hizmeti ile Urfa, Ceylanpınar’da verilecek sağlık hizmetinin yöresel gereksinimlere uygun biçimde olması gerekmektedir.)
  10. Yöresel gereksinimler doğrultusunda, diş hekimi, psikolog, diyetisyen, fizyoterapist gibi günümüzde verdiği hizmete daha geniş gereksinim duyulan branşlar da birinci basamak sağlık ekibine dahil edilmelidir.
    3.10. TIBBİ DONANIM VE SARF MALZEMESİ TEDARİKÇİLERİNİN SORUNLARI
    Kapitalist ekonomik düzende, tıbbi sarf malzemeleri ve tıbbi donanım tedarik sisteminde, üreticiler kadar ithalatçı ve dağıtıcı kişi ve şirketler de çok önemli rol üstlenmektedir. Bu tedarik zinciri, kamunun borçları nedeniyle kırılmıştır.
    Kemalist bir yönetim anlayışında verilen sağlık hizmetinin vazgeçilmez malzemelerinin tedarik zincirinde kırılmaya izin verilmemelidir. Çözüm olarak:
  11. Kamu borçları hızla ödenmelidir.
  12. Tıbbi donanım ve sarf malzemelerinin kalite ve fiyat standartlarına ilişkin standart belirlemesi ve fiyatlandırmanın bu standartlar üzerinden yapılmasını sağlayacak TSE ve akademik kurumlar arası bir işbölümü düşünülmelidir. Böylece tıbbi donanım ve sarf malzemesi temini için kullanılacak satın alma yöntemleri kamu yararına adaletli bir sisteme oturtulabilir.
  13. GELECEĞE YÖNELİK SAĞLIK POLİTİKALARININ BELİRLENMESİ
    COVID-19 hastalığının hayatımıza girmesi, sürecin hala devam etmesi ve bir bilinmezlikle baş ediyor oluşumuz geleceğe yönelik sağlık politikalarının oluşturulmasının önemini göstermiştir. Bu sebeple, kendi kendine yetecek biçimde, bağımsız gerçekleştirilecek sağlık hizmeti uygulamaları; mal, sarf malzemesi, ilaç, serum ve aşı üretimi Hıfzıssıhha Enstitüsü veya benzeri bir kurumun yeniden oluşturulması ile yürütülmelidir. Geleceğe yönelik sağlık krizi yaratacak hastalık ve salgınlara yönelik çalışmalar yapacak bir örgütlenmenin Yüksek Sağlık Şurası veya benzeri bir yapının yasasıyla birlikte yeniden oluşturulması öngörülmüştür. Dijital-online muayene ve tedavi uygulamalarında, hizmeti alan ve sunan tarafları hukuki anlamda güvence altına alacak yasal düzenlemelerin oluşturulması gerekmektedir. Hizmette kalitenin sağlanmasına yönelik rehber oluşturularak değerlendirme, teşhis, müdahale ve izlem basamaklarına belli standartlar getirilmelidir. Ayrıca, hizmet kalitesinin sürdürülmesinde denetim koşullarının oluşturulması Teletıp sistemlerinin işleyişine fayda sağlayacaktır.
  14. ÇALIŞMANIN EKSİK KALAN YÖNLERİ
    Bu çalışma sırasında,
  15. Sağlık politikaların oluşturulmasında siyaset ile siyaset dışı alanların belirlenmesi gerektiği konuşulmuş, ancak sonuca bağlanmamıştır.
  16. Sağlık alanında sendikal yapılarla ilgili düzenlemeler yapılması gerekebileceği düşünülmüştür.
  17. Sağlık hizmetleri içinde yerel yönetimlerin rolünün ne olması gerektiği konusu yeterince tartışılmamıştır.
  18. İş sağlığı ve güvenliği alanında serbest çalışma, Ortak Sağlık Güvenlik Birimlerinin durumu ve kamu hizmeti olarak iş sağlığı alanında yapılması gerekenleri tartışmaya zaman kalmamıştır. İleriki çalışmalarda değerlendirilmeleri önerilir.
  19. SONUÇ
    Sonuç olarak; vatandaşın kamu eliyle ve güvencesiyle en kaliteli hizmeti almasına destek olunması; meslek örgütlerinin aktif çalışmalarıyla ve alanının genişletilmesiyle sağlık çalışanlarına haklarının gözetileceği, insan onuruna yaraşır biçimde çalışma olanaklarının sağlanması; sağlık hizmetlerinde çağın gerekleri göz ardı edilmeden akılcı politikaların uygulanması şeklindeki görüşlerle sağlık sistemimizdeki iyileşmelere Kemalist düşüncenin yön vermesini savunmaktayız.
    Atatürk’ün çok yönlü sağlık anlayışını yansıtan bir sözünde der ki; “Cumhuriyet fikren, ilmen, bedenen kuvvetli ve yüksek seviyeli muhafızlar ister’’.
    Bu nedenle; Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün izinde, sağlık alanında, karma ekonomik modele uygun, sağlık hizmetinin kamu eliyle en geniş şekilde verildiği, ülke genelinde yaygın ve ulaşılabilir bir sistemin oluşturulması için mücadele edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

10-11-12 Aralık 2021 günleri Ankara’ da toplanan Büyük Kemalizm Kurultayında yer alan Sağlık Masası, aşağıda bilgileri verilen katılımcılardan oluşmaktadır.
Dr. Birgi TUNA- Pratisyen Hekim- Genel Sağlık-İş Merkez Disiplin Kurulu Başkanı
Erman AÇIKGÖZ – Radyoloji Teknisyeni – Genel Sağlık-İş MYK Mali Sekreteri
Mürüvvet AÇIKGÖZ – Radyoloji Teknisyeni – Genel Sağlık-İş üyesi
Mehtap BORUCU – Hemşire – Genel Sağlık-İş Aydın İl Genel Sekreteri
Yalçın ÇİFTÇİ – Sağlık Memuru – Genel Sağlık-İş MYK Hukuk Sekreteri
Sadık DOĞRUL– Sağlık Memuru – Genel Sağlık-İş MYK Basın Yayın ve Eğitim Sekreteri
Birsen DURMAN – Hemşire – Özel Hastane Çalışanı
Dr. Arif GÜVENİR –Atatürkçü Düşünce Derneği GYK Üyesi ve Genel Sekreter Yardımcısı
Buse HELVACIOĞLU – Eczacılık Fakültesi Öğrencisi
Başak KARATAŞ – Diyetisyen – Yüksek Lisans Öğrencisi
Dilek ÜSTÜN – Fizyoterapist – Özel Hastane Çalışanı

Similar Posts:

 759 Görüntülenme

One thought on “Sağlık Masası Raporu

  • 17 Mayıs 2022 tarihinde, saat 12:29
    Permalink

    Kemalist Yön Hareketi adı altında bir youtube kanalı ve internet sayfası açtığınızı gördüm. Uzun zamandan bu yana sağlık sistemi ve sağlıkta dönüşüm ile ilgilenen bir kişi olarak sayfanızı ve sağlık politikalarınızı inceledim. Çok ayrıntılı bir sayfa ayırmışsınız. Bu konudaki görüşlerimi Tıp Bu Değil kitaplarında (1ve 2. Kitap) bulunan yazılarımda ve Sağlığın Karanlık Yüzü kitabımda ve bloglarımda yayınlamıştım. Türkiye’deki sağlık sisteminin nasıl bir sistem olduğu ve Dünya Bankası tarafından neden ve nasıl kurulduğu ve yönetildiğini bu yazılarımda açıkladım. İlginizi çekerse bu yazılarımı incelemenizi tavsiye ederim.

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir