“ORTANIN SOLU” VE KEMALİZM

Türkiye’nin ana akım siyasal tecrübesinin sonucu olarak “ortanın solu” sürecinin Kemalizm’in doğal bir evrimi olarak görmek oldukça yaygın bir eğilimdir. Sürecin CHP içinde ortaya çıkışı ve İsmet İnönü gibi bir figürün de doğrudan bu söylemin tam ortasında yer alması başta CHP’li kitleler olmak üzere Kemalizm’e içkin ya da yakın yorumların “ortanın solu” düşüncesinin oldukça kolay bir biçimde kabullenilmesine de neden olmuştur. Bu yazının ana noktası, Kemalizm’den “ortanın solu” fikrine geçişin doğrusal bir niteliğe sahip olup olmadığı üzerine ve her iki süreç arasında kopuşlara ve sürekliliklere yer veren bir analiz yapabilmektir. İlgili yazı itibariyla “ortanın solu” kavramını kullanırken CHP içinde İnönü iktidarının zayıflaması ile birlikte partinin klasik bir Avrupa tipi sosyal demokrasiye evrildiği, siyasal ve tarihsel tezlerini bu temelde yeniden inşa ettiği bir dönemi de bu meseleye dahil ediyorum.

CHP’yi “ortanın solu” fikrine yönlendiren koşulların temelinde, 27 Mayıs sonrasında değişen iç siyasal dengelerin önemli bir yeri bulunmaktadır. Türkiye İşçi Partisi (TİP), Yön ve Millî Demokratik Devrim (MDD) gibi 1960’ların ana akımlarının giderek Türkiye siyaseti içinde hatırı sayılır bir yer edinmesi, özellikle de CHP’den TİP’e doğru yaşanan tek yanlı kopuşlar 1960’lı yıllardan itibaren CHP’yi yeni bir yönelime doğru zorlamıştır. İsmet İnönü’nün ilgili değişime dair ağzından çıkan ilk cümle ise, “Partimiz ortanın solundadır.” olacaktır. Ortanın solunda olma fikrine ilk etapta bakıldığı zaman İnönü’nün yeni sürece oldukça tedbirli yaklaştığına dair bir izlenim edindiğini görmek mümkündür. Sola dair yönelimi siyasetin “orta”sına göre tanımlamak CHP’nin devletin merkezinde olduğunu her koşulda tanımlayabilme ihtiyacının da somut bir yansıması olarak karşımıza çıkmakta. Bu bağlamda da alameti farikası Ecevit döneminde daha da belirginleşecek olan “ortanın solu” fikrinin çıkış noktasındaki İnönü ağırlığı meselenin “radikal” uçlara sapmadan oldukça sınırlı bir içerikle tanımlandığına dair de bazı ipuçları vermektedir.

Bülent Ecevit’in yükselişi ile birlikte “demokratik sol” ve “sosyal demokrasi” kavramları ile daha fazla anılacak olan “ortanın solu” düşüncesi, 1970’li yıllardan itibaren esas biçimini kazanmaya başlayacaktır. Ortanın solu fikrinin içeriğine, daha doğrusu Kemalizm ile ilişkisine, geçmeden önce bu meselenin sağlıklı bir biçimde analiz edilmesinin önündeki bazı engellere temas etmek gerekmektedir. Bu noktada iki büyük engel ile karşı karşıya kalmaktayız. Bunlardan ilki, fikrin bizzat CHP içinde ortaya çıkmış olmasıdır ve çıkış noktasında da partinin başında İsmet İnönü gibi önemli bir figürün bulunmasıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu temsil eden bir figür olarak İsmet İnönü, Mustafa Kemal’in siyasal mirasının en kuvvetli temsilcisi konumundadır. İnönü döneminde ve bizzat kendi ağzından duyulan cümleler kitlelerin ikna sürecini önemli ölçüde hızlandırmıştır.

Ortaya çıkan bu kuvvetli eğilim, CHP içinde sağ – sol ayrımının tetiklenmesine ve parti içinde yeni bir mücadele alanının ortaya çıkmasını da sağlamıştır. Bir tarafta Bülent Ecevit ve Turan Güneş gibi sembol isimler yeni döneme talipken, öte yanda Turhan Feyzioğlu ve Kemal Satır gibi partinin sağ kanadını temsil eden başat aktörler yeni gidişata “dur” diyebilmek için sıraya girmişlerdir. Son tahlilde Ecevit iktidarının parti içindeki gücü süreç içinde daha da pekişecek, Ecevit’e muhalif olan kanatların bir bölümü yeni merkez sağ partilerin kuruluşuna doğru yelken alacak, kalan kısmı da parti içinde derin bir sessizliğe gömülecektir.

Ecevit’in parti içindeki gücünün artmasına paralel olarak “ortanın solu” düşüncesinin sıklıkla “demokratik sol” olarak ifade edildiği yeni bir sürecin içine doğru gireceğiz. “Ortanın solu” düşüncesi klasik anlamda Avrupa tipi bir sosyal demokrasinin Türkiye’de hayata geçirilmesi arayışını ifade etmektedir. Haluk Özdalga’nın Sosyal Demokrasinin Kuruluşu ve İsmail Cem’in Sosyal Demokrasi ya da Demokratik Sosyalizm Nedir, Ne Değildir? başlıklı iki temel çalışmasında da görüleceği üzere partinin yeni siyasal doğrultusunda Avrupa sosyal demokrasisinin ve özelinde de İsveç örneğinin önemli bir yeri bulunmaktadır. Sosyal demokrasi düşüncesinin ilerleyen detayları yazının kapsamı dışına çıkacağı için meselenin Kemalizm’e dair boyutu ile devam etmek gerekir.

“Demokratik sosyalizm”, “demokratik sol” ve “sosyal demokrasi” kavramlarının dolaşıma girdiği (ki ilki ile karşılaşmak artık pek mümkün değil) yeni dönemde CHP’nin söylemi tarihsel mirası ile kurduğu bağ üzerine inşa edilmiştir. Bu bağlamda cumhuriyet devriminin “muasır medeniyet” seviyesi temelinde Batı ile kurduğu ilişki, parlamenter bir demokratik sistemin inşa edilmesi ve “ihtilalci” yöntemlerin terk edilip yerine reformlar ile desteklenen bir sürecin başlaması gibi unsurlar üzerinden yeni girilen sürecin bir bütün olarak Atatürk’ün “Cumhuriyet ideali”nin bir devamı olarak telakki edilmesi gündeme gelmiştir. Bu durum ise iki süreç arasında doğrusal bir ilişkinin kurulmasını beraberinde getirmiştir. CHP’nin tarihsel ve siyasal mirasının gücü ilgili dönemde Kemalizm’in parlamento dışındaki etkisini gölgede bırakmış ve belirli açılardan tek temsilci gibi lanse edilmeye çalışılmıştır. 12 Mart sonrası dönemde ortanın solu düşüncesinin tek temsilci olarak görünmesine dair farklı maddî koşulların da oluştuğunu ifade etmek gerekir.

12 Mart süreci, Türk siyasal hayatında yer aldığı isimle “sol Kemalizm” yorumunun büyük bir darbe almasına neden olacaktır. Türkiye’de yaygın bir görüş olarak 12 Mart’ta en çok Kemalistlerin fayda gördüğüne dair iddiayı boşa çıkartan bu süreç Kemalizm’in “milli demokratik devrim” eksenli yorumunun güç kaybetmesiyle sonuçlanacaktır. Doğan Avcıoğlu’nun inzivaya çekilmesi ve Mihri Belli’nin Kemalizm ekseninden kopması ve buna ek olarak Mehmet Ali Aybar döneminde Kemalizm’e yapılan referansların terk edilmesi ile TİP’in de yeni dönemde kendisine çizdiği Sovyetik yol, Türkiye solu içinde Kemalizm’in temsilini büyük ölçüde zayıflatmıştır. 12 Mart sonrasında Ecevit iktidarı ile kuvvetlenen ortanın solu düşüncesi CHP dışındaki zayıflayan bir muhalefete karşılık tek “güçlü” alternatif olarak siyasal alandaki yerini almıştır.

Ortanın solu ile Kemalizm arasındaki ilişkinin 12 Mart sonrasında daha da kuvvetlenmesine karşılık olarak bu sürecin bir süreklilik mi yoksa bir kopuş olduğunu mu incelemeye ihtiyaç bulunmaktadır. Zira ortanın solu süreci Kemalizm’e verdiği referanslar kadar Kemalizm’in siyasal mirasını temelden sarsan pek çok açılımın da yapılmasını beraberinde getirmiştir. Yazının hacmi itibariyla kopuş – süreklilik bağlamı içindeki mevzular giriş niteliğinde bir değerlendirmeye tabi tutulacaktır.

Ortanın solu düşüncesinin Avrupa – merkezli niteliği ilgili dönemde yaşanan dış politika gelişmelerinin gölgesinde kalmıştır. Türk – Amerikan ilişkilerinde yaşanan gerilim ve bu durumun Kıbrıs özelinde tırmanması, ortanın solu düşüncesinin stabil koşullarda Batı ile ilişkisindeki yakınlığın göz ardı edilmesini de sağlamıştır. Kemalist dış politika ekseninde Batı ile kurulan ilişkilerdeki mesafelilik ve tedirginlik, aynı zamanda ilgili tedirginliğe bağlı olarak “denge” arayışını yitirmeyen, bu bağlamda SSCB ve komşu ülkelerle girişilen bölgesel ittifaklar sürecini de beraberinde getirmiştir. “Batı’ya karşı Batı” ve “Batı’ya karşı Sovyetler” üzerinden kurulan çok yönlü denge stratejisi ortanın solunun kuruluş sürecinde yalnızca “Batı’ya karşı Batı” ekseninde tezahür etmiştir. Ecevit döneminde SSCB ve Üçüncü Dünya ile ilişkilerin oldukça sınırlı bir alanda ve Kıbrıs meselesindeki gerginliğe paralel olarak tırmanması da dikkate değer bir farklılığın ortaya çıkmasını sağlamıştır. ABD ve NATO ile ilişkiler üzerinden kurulan dış politika stratejisinin her türlü gerilime rağmen temelden bir sorgulamaya tabi tutulmaması ve Batı merkezli dış politikanın 2. Dünya Savaşı sonrasının resmî ideolojisine paralel bir tutum benimsenmesi ortanın solu düşüncesinin Batı ile ilişkilerde köklü bir dönüşüm ihtiyacının ortaya çıkışını da engellemiştir.

Ortanın solu düşüncesinin Türkiye’de mevcut sosyalist partilerden özellikle uzak durması, sınıf çatışması eksenli bir politikanın Avrupa sosyal demokrasisine paralel olarak reddedilmesi, sistemin bir halk ihtilali yoluyla devrilmesine karşı “demokratik yol” aracılığı ile parlamentarizm eleştirisine tabi tutulması vb. süreçler, ortanın solu CHP’si ile Türkiye solu arasındaki makasın büyük ölçüde açılmasını da sağlamıştır. Bu durum aynı zamanda “komünizmle mücadele” gündemini tek gündem hale getiren bir siyasal rejimin de ihtiyaçlarını önemli ölçüde karşılamıştır. Zira “komünizme karşı demokrasi” söylemi, ülkedeki sistem karşıtı hareketlerin önüne bir barikat olarak çıkması şeklinde de yorumlanmıştır. “Komünizmle mücadele” ekseninin içinde yer alan ortanın solu, Kemalizm’i temsil iddiasında olan Yön ve MDD’ye karşı Ecevit’in “Atatürk ve Devrimcilik” kitabında belirttiği eleştirilerle üçüncü dünyacı bir yaklaşıma karşı da net bir tavır ortaya koymuştur. SSCB eksenli bir komünizmi “demokrasi” eleştirisine tabi tutan ortanın solu, aynı eleştiriyi üçüncü dünyacı bir Kemalist yaklaşıma karşı da yapacaktır. Sovyet komünizmi ve üçüncü dünyanın “askeri diktatörlükleri”ni aynı kefeye koyan ortanın solu, Batı ile yaşanılan siyasal gerilimlerin ve tıkanan süreçlerin çözümünü yine Batı’nın içinde arayacaktır. Bu durum da bir biçimde Kemalizm’in denge eksenli siyasetinden göreli bir kopuşu da beraberinde getirecektir. Afyon ve Kıbrıs meselesinin Ecevit CHP’sinde dalgalandırdığı milliyetçilik bayrağı, CHP ve Ecevit’e karşı ilgili çok daha güçlendirse de krizler parantezinin dışında kalan rasyonel tercih süreci belirli anlamda bir kopuşu da temsil edecektir. Kopuş ile ilgili okuyucuların zihninde oluşacak muhtemel sorulara cevap olarak Atatürk dönemi ile İsmet İnönü döneminin dahi bir kopuş olarak nitelendirdiğimi bu bağlamda da süreklilik bağlamını 2. Dünya Savaşı sonrasında İnönü CHP’si ile Ecevit CHP’si arasında kurduğumu da belirteyim.

Ortanın solunun Kemalizm’e çizmeye çalıştığı yol cumhuriyetin kuruluş sürecindeki düşünsel temellerden oldukça farklı bir düzlemde kurulan yeni bir anlayış çerçevesinde ortaya çıkmaktadır. Ortanın solu düşüncesinin ilerleyen dönemlerinde Ali Nejat Ölçen’in Halk Sektörü çalışması ile yaptığı iktisadî açılımın ötesinde ortanın solu düşüncesi daha ziyade üst – yapısal gündemlerle meşgul olmuştur. Ülkedeki “demokratikleşme”ye dair endişenin yarattığı ağırlık, cumhuriyetin kuruluş döneminde itibaren 70’li yıllara kadar gelişen süreyi demokrasi ekseninde ciddi bir eleştiriye tabi tutacaktır. Gerek Bülent Ecevit’in Atatürk ve Devrimcilik adlı çalışmasında, gerek İsmail Cem’in Türkiye’de Geri Kalmışlığın Tarihi ve Soldaki Arayış başlığı altında toplanan yazılarda, gerekse Turan Güneş’in Araba Devrilmeden Önce başlıklı çalışmasında görüleceği üzere, cumhuriyetin kuruluş sürecini de kapsayan eleştirel tarihsel analizlerin yapıldığı görülecektir. Ortanın solu düşüncesinin Kemalizm’e bakışının esas temellerini güncel siyasal kutuplaşma içindeki pozisyonuna göre değil, görünür alanın bir adım gerisinde inşa edilen yeni bir tarih ve siyaset anlatısının içinde aramak daha sağlıklı olacaktır.

Yeni tarih ve siyaset anlatısının temelinde ise, Asya Tipi Üretim Tarzı (ATÜT) tartışmalarının etkisini görmek mümkündür. Türkiye’de hepimizin malûmu olarak Kemal Tahir’le başlayan, Selahattin Hilav ve Sencer Divitçioğlu gibi isimlerle devam eden tartışma, her ne kadar çıkış itibariyla Osmanlı Devleti’nin sosyoekonomik yapısının inceleme amacı taşısa da, cumhuriyetin kuruluş sürecine dair “süreklilik” iddiasının da temelini oluşturacak ve ATÜT tartışmalarının Kemalizm’e “süreklilik” ekseninde sirayet ettiği görülecektir. ATÜT’ün Türkiye üzerine tezleri ise, bir önceki paragrafta belirtilen temel metinleri de yakından etkileyecektir. ATÜT tezlerinin bir biçimde Kemalizm eleştirisine doğru dönmesine rağmen CHP’nin yeni tarih tezlerini Kemalizm eleştirisi üzerine kurulu tarih tezlerinden devşirmesi, ortanın solu ile Kemalizm arasındaki kopuşun da bir diğer göstergesidir. Burada eleştirinin düzlemi Osmanlı’dan cumhuriyete geçiş sürecinde demokratikleşme ekseninde bir yapısal bozukluğun devralındığına dair iddiadır. Başka bir ifadeyle ortanın solu Kemalizm’i eleştirirken geçmişten gelen yapısal sorunların varlığını kabul etmekte ve Kemalizm’in “devrimci” yönünü bir biçimde sorgulamaya açmaktadır. Tam bu noktada şöyle bir soru ile karşılaşmak mümkündür:

“Sol Kemalizm çevresinin görüşlerinde de cumhuriyetin kuruluş dönemine dair eleştiriler vardı. Bunlar neden kopuş olarak görülmüyor?”

Evet, doğrudur. Sol Kemalizm’e dair metinlerde de cumhuriyetin kuruluş sürecine dair önemli eleştiriler yapıldığı görülecektir. Doğan Avcıoğlu, Attilâ İlhan, Ceyhun Atuf Kansu, Cahit Tanyol vb. aydınların metinlerinde kuruluş dönemi eleştirisi ile karşı karşıya kalmak mümkündür; ancak arada önemli bir fark bulunmaktadır. ATÜT’ten etkilenen ortanın solu Kemalizm’de yapısal sorunlar ararken sol Kemalizm ilgili dönemin koşulları ekseninde ortaya çıkan problemlere vurgu yapmaktadır. Yapısal – dönemsel kriz ayrımı, bir yaklaşım farklılığını; bu yaklaşım farklılığı da, çok farklı cenahlarda örgütlenmeyi beraberinde getirmiştir. Ortanın solu düşüncesinin kökenlerde aradığı sorunların çözümü temelleri değiştirmek iken sol Kemalizm, köklerin çok daha doğru ve sağlıklı bir biçimde yeniden uygulamaya konularak sosyalizme ulaşılmasını talep etmektedir.

Bülent Ecevit’in henüz ortanın solu düşüncesi ortada yokken 1950’li yılların ikinci yarısında Ulus gazetesinde kaleme aldığı yazılarda “merkeziyetçilik” ve “bürokrasi” meselesine kökten bir eleştiri getirdiğine tanıklık edilecektir. Ecevit’in merkeziyetçilik düşüncesine dair eleştirisinin kapsamı ATÜT bağlamında genişleyecek ve kuruluş süreci de demokrasi ekseninde bir eleştiriye tabi tutulacaktır. İsmail Cem’in “devlet devrimciliğinden halk devrimciliğine” söylemi ise yine Kemalizm’in inşasındaki devrimci niteliğe ve ideale temelden bir eleştiri getirmekte yükselen halkçılık söylemi geçmişle barışık bir dönüşüme değil, eskinin alışkanlıklarından kopma bağlamında bir değerlendirmeye tabi tutulmaktadır. Yine benzer bir biçimde Turan Güneş’in bahsi geçen çalışmasında ülkedeki problemlerin temelinde “doğu tipi iktidar” anlayışının yer aldığını söyleyerek benzer bir sürekliliğe dikkat çekmektedir.

Bülent Ecevit’in “demokrasi” ekseninde yaptığı eleştirilerin bir diğer boyutu, tarih tezlerinde “46 ruhu” kavramına yaptığı vurgu olacaktır. 46 ruhundan kastedilen husus ise, hepimizin malûmu Demokrat Parti (DP)’nin kuruluşu ile birlikte tek partili dönemin sonuna doğru gelinmesinin bir demokrasi şöleni olarak telakki edilmesidir. CHP’nin kendi içinden yapılan bu eleştiri, kendi tarihsel temellerindeki demokratikleşme adımını belirli açılardan görmezden gelen ve kendi partisinin iktidarına karşı kurulan, hele ki partisini 27 Mayıs’a kadar çok büyük bir anti – demokratik baskı altında tutan, parti üzerinden demokrasi savunusu yapılması ile sonuçlanmıştır. “46 ruhu”na fazlaca yapılan vurgu, Ecevit’in aklındaki demokrasinin CHP’den çok DP içinde filizlendiğine dair bir algının oluşmasını da beraberinde getirmektedir. Laiklik meselesinde “inançlara saygılı” vurgusunun yapılması da, yine Kemalizm’in laiklik eksenli politikalarının eleştirisini de bünyesinde taşımaktadır.

Ez cümle, ortanın solu Kemalizm’in kuruluş dönemine karşı yapısal eleştiriler yönelmiş Atatürk ve İnönü döneminde ortaya çıkan problemleri sahiplenerek değil, belirli açılardan vazgeçilerek çözüleceğine dair bir kanaat oluşturmuş ve düşüncelerine kaynaklık etmiş partinin tarihine karşı görüş bildirmek için anti – Kemalist tarih tezlerinden faydalanmıştır. Ortanın solunun Kemalizm’e bakışı, kümülatif bir birikim üzerinden kökten bir savunudan daha çok eskidiği ve / veya temelden yanlış olduğu düşünülen ideolojik bavulların oldukça kolay bir biçimde arkada bırakılması olarak da görülebilir. Daha önce de ifade edildiği gibi dönemin siyasal krizleri ve özellikle de 70’li yılların siyasal kutuplaşması, tüm bu detaylı gölgede bırakmış ve sağ – sol çatışmasının temel alındığı bu dönemde gerekli ilgiyi görmeyen bu süreçler kitleler tarafından da uzun bir müddet dikkate alınmamıştır. Bu dikkate alınmamanın izleri, 2019 itibariyla da net bir şekilde görülecektir.

 

Doç. Dr. ÖMER ATAGENÇ

Similar Posts:

 4,085 Görüntülenme

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir