GenelSiyaset

KEMALİST MİLLİYETÇİLİK ANLAYIŞI

Yazan: Fahri Kaan Arslan

Seçim sonuçlarının ardından Türkiye’de milliyetçiliğin yükselişte olduğuna dair pek çok tartışma yapıldı. Buna göre kurumsal anlamda kendilerini milliyetçi olarak tanımlayan partilerin aldıkları oy oranı ve bilhassa ikinci tur öncesinde milliyetçi söylemlerin kampanyalara damga vurması, toplumun önemli bir kesiminin milliyetçi eğilimlere sahip olduğu yorumlarına sebep oldu. Aslında Türk siyasetinde pek de yeni olmayan bu tartışmanın yanı sıra gençler arasında yükselmekte olan bir tür milliyetçi reaksiyonun varlığını da uzun süredir gözlemlemek mümkün. Bana kalırsa bu birinci meseleden daha önemli. Çeşitli dinamiklerden beslenen bu reaksiyonun AKP rejimine yönelik tepkiyle birleştiğinde siyasete ilgili gençleri yönelttiği uğraklardan birinin Kemalizm olması, Kemalist milliyetçilik anlayışının daha net biçimde açıklanması gerekliliğini gösteriyor. Okuyacağınız satırlar bu bağlamda birkaç tarihsel referansla dosya konumuza katkı sağlamak amacıyla yazıldı.

Siyasi tarihimizde milliyetçiliğin seyrine kısaca bakalım. Milliyetçilik literatürü oldukça geniştir ve bir fikir akımı olarak ülkemizdeki geçmişi köklüdür. Osmanlı coğrafyasında milliyetçilik akımıyla en geç tanışan unsur Türkler olsa da milliyetçilik, İmparatorluk’tan Cumhuriyet’e Türk siyasal hayatında epeyce önemli bir yer tutmuştur. Milliyetçilik fikri, Türkler arasında 19. yüzyıl ortalarından itibaren filizlenmeye başlamakla beraber Balkan Savaşları ertesinde hâkim konuma gelmiştir. Millî Mücadele’nin önderliğini yapan kadrolar da yine büyük ölçüde milliyetçilerdir. İngiliz emperyalistlerinin Anadolu’daki hareketi Kemalist sözcüğüyle birlikte Milliyetçiler olarak anması boşuna değildir. Öte yandan Cumhuriyet’in kurucu kadrolarının milliyetçilik anlayışı öncülünün aksine daha rasyoneldir. Büyük Harbin getirdiği felakete tanık olan Kemalist önderlik her türlü irredantist politikadan uzak durmuş, Anadolu vatan kabul edilmiştir. Tek parti dönemi boyunca farklı milliyetçi fraksiyonlar olmakla birlikte resmi çizgi Kemalist milliyetçiliktir. 1944 Irkçılık-Turancılık Davası ile 1930’lu yıllardan itibaren çeşitli dergi çevrelerinde faaliyet gösteren Turancı gruplarla Kemalist milliyetçilik arasındaki kopuş kesinleşmiştir. Bu önemli bir tarihtir. Keza bu tarihten itibaren Kemalist milliyetçilik dışında da farklı bir anlayış belirgin olmaya başlamıştır. Sadece Turancılar değil sağcı muhafazakâr çevreler de 1950’ler itibariyle milliyetçi-mukaddesatçı adıyla toparlanmışlardır. Soğuk Savaş’ın Türkiye’de milliyetçiliğin çehresini büsbütün değiştirdiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Önceleri Kemalist rejimle dolayısıyla devletle sorunlu olan Turancı ve İslamcı çevrelerin bu dönemde anti-komünizm üzerinden devlet katında meşruiyet elde etmeye başladığını da belirtmeliyiz. Soğuk Savaş döneminde milliyetçiliğin temel yakıtı anti-komünizm olmuştur. Türkiye’de özellikle 60’lı ve 70’li yılların kutuplaşmış siyasi ortamında milliyetçilik neredeyse solun her rengine düşmanlıkla tanımlanır hale gelmiştir. Bu noktada 60’lı yılların yükselen sol hareketin de milliyetçilikten kopuk olmadığını da hatırlatmamız gerekir. Yön dergisinin satırlarında “Milliyetçilik bayrağını sosyalistler taşır.” şiarını okuruz. 1965 seçimlerinde meclise 14 milletvekili sokacak olan Türkiye İşçi Partisi’nin 1964 tarihli parti programında da milliyetçilik vardır. Atatürk ilkelerine referansların bulunduğu programda, milliyetçilik de anti-emperyalist ve ulusal bağımsızlıkçı bir tonda ifade edilmiştir. Sonrası ise malum milliyetçilik sağcılığa terkedilmiştir.

Bu girizgahın yeterli olacağı kanaatiyle konumuza geri dönelim.

Öncelikle Kemalist önderliğin millet kavramına bakışını iyi kavramak gerekir. Kemalist millet tanımı, ırk, etnisite, din, mezhep temeline dayanmaz; dil, kültür ve ülkü birliğini esas alır. Bu başta Atatürk olmak üzere Cumhuriyet’in kurucu kadrolarınca net şekilde vurgulanmıştır. Atatürk’ün milliyetçiliğine vurgu yapılırken “Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz.” sözü sık sık aktarılır. Bu sözlerin devamı ise pek az bilinir. Gazi, 1926 yılında Türk Ocakları Kurultayı’nda yaptığı bu konuşmada sözlerinin devamında “Cumhuriyetimizin mesnedi Türk camiasıdır. Bu camianın efradı ne kadar Türk harsiyle meşbu olursa o camiaya istinat eden cumhuriyet de kuvvetli olur.” demektedir. Eski dilde hars kültür anlamına gelir. Bu sözler büyük kurtarıcının millet tanımında kültüre verdiği önemin belirtisidir. Bir diğer örnek ise Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir.” ifadesidir. Bu millet tanımı tartışmaya yer bırakmaksızın birleştiricidir, etnik ve mezhepsel bölünmeleri dışlamaktadır. Millet tanımı hem anayasada hem de Cumhuriyet Halk Partisi’nin resmi metinlerinde de açıkça ifade edilmektedir. CHP’nin 1931 Programında millet; dil, kültür ve mefkure birliği ile birbirine bağlı vatandaşların teşkil ettiği bir siyasi ve içtimai heyet olarak tanımlanmaktadır. Bu tanım 1935 Parti Programında dilce sadeleştirilmekle birlikte varlığını korumuştur. Döneme ait resmi veya gayrı resmi birçok metinde de bu tanım aynıyla yer almaktadır. 1961 Anayasası’na değin yürürlükte kalan 1924 Anayasası’nın 88. maddesi Türklük tanımını ise şöyle yapar: “Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibariyle (Türk) ıtlak olunur”.

Kemalist milliyetçilik saldırgan, rövanşist, yayılmacı değildir. İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, 1937 yılında altı ilkenin Anayasa’ya eklenmesiyle ilgili yapılan görüşmelerde Milliyetçilik ilkesini savunurken onun barışçıl niteliğine dikkat çeker: “Bizim milliciliğimiz medeni beşeriyet içinde onun esaslı bir unsuru olarak insanlığın ila ve tealisine ve bütün dünyayı mesut ve müreffeh yaşatmaya çalışan matuf bir milliciliktir.” Kemalist milliyetçilik anlayışının hem öncüllerinden hem de 20’li ve 30’lu yıllarda ülke içinde ve dışında görülen diğer milliyetçi akımlardan ayrıldığı en önemli nokta belki de budur. İki savaş arası dönemde bilhassa Birinci Dünya Savaşı’nda mağlup olmuş devletlerin bu türden irredentist politikalar yürüttüğünü hatırlarsak, Kemalist Türkiye’nin özgünlüğü daha iyi anlaşılır. Bu bağlamda dönemin Türk dış politikasının barışçıl niteliğinin sadece uluslararası konjonktürün getirdiği bir zorunluluk değil fakat aynı zamanda ideolojik bir tercih olduğunu da belirtmek gerekir. CHP’nin 1931 Programında Milliyetçilik ilkesi şöyle tanımlanır: “Fırka, ilerleme ve gelişme yolunda milletlerarası temas ve münasebetlerde bütün muasır medeniyetlere paralel ve onlarla bir ahenkte yürümekle beraber Türk toplumunun özel karakterlerini ve başlı başına bağımsız hüviyetini korumayı esas sayar.” Buna göre Kemalist Türkiye, dünya uluslarıyla uyum içinde fakat eşit bir ilişki yürütmeyi hedeflemektedir. Öte yandan milli bağımsızlık her ne pahasına olursa olsun korunacak, milli kültür yükseltilecektir. Atatürk Nutuk’ta milli siyasetin sınırlarını şöyle belirlemiştir: “Milli siyaset dediğim zaman kastettiğim mana ve öz şudur: Milli sınırımız dahilinde, her şeyden evvel kendi kuvvetimize dayanarak mevcudiyetimizi muhafaza ederek millet ve memleketin hakiki saadet ve bayındırlığına çalışmak. Rastgele sonu gelmez emeller peşinde milleti meşgul etmemek ve zarara uğratmamak. Medeni cihandan, medeni ve insani muamele ve karşılıklı dostluk beklemektir.”

Kemalistler, Turancılık gibi yayılmacı yaklaşımlarla arasına mesafe koyar. Kemalistler için vatan, Tük milletinin eski ve yüksek tarihi ve topraklarının derinliklerinde mevcudiyetlerini muhafaza eden eserleri ile yaşadığı siyasi sınırlar içindeki yurt; yani Anadolu’dur. Dönemin Cumhuriyet Halk Partisi Genel Sekreteri Recep Peker’in bu konudaki sözleri dikkat çekicidir. Peker’in partinin ana ilkeleri konusunda İstanbul Darülfünunu’nda verdiği konferanstaki sözlerini alıntılayalım: “Fırka esaslarında millet, ancak vatandaşların teşkil ettiği siyasi ve içtimai heyet olmasına ve programımızda vatan ‘Bu günkü siyasi sınırlarımız içindeki yurt’ olarak tarif edilmesine göre Fırkamızın anladığı milliyetçiliğin siyasi mukadderatları bizden ayrı olan kütlelerle münasebeti yoktur. Ayrı ayrı dinlere sahip olan ve vatanımızın hudutları haricinde yer yer ve müstakil devletler kurmuş veyahut başka devletlerin tebaası vaziyetinde bulunmuş olan Türkler hakkında sıcak bir sevgi ile meşbu alakamızı muhafaza ederiz. Ancak gittikçe inkişaf eden tarihi hakikatlere göre miktarları büyük yekunlar dolduran bu kütlelerle aramızdaki kan karabeti ve tarih karabetini bu günkü siyasi iştigalimizin dışında bir ilim mevzuu telakki ederiz.” Bilindiği üzere Peker, Atatürk ve İsmet İnönü ile birlikte CHP Genel Başkanlık Kurulu’nda yer alması hasebiyle kimilerince rejimin üçüncü adamı sayılmaktadır.

Son olarak, Kemalist düşünce milliyetçiliğin diğer ilkelerle bir bütün olarak ele alındığına dikkat çekmek gerekir. Esasen Milliyetçilik, CHP’nin Cumhuriyetçilik ve Halkçılık ile birlikte ilk üç ilkesinden biridir. Kemalist milliyetçiliği Altı Ok programından bağımsız ele almak onun özünü kaçırmamıza neden olacaktır. Cumhuriyetçi, Halkçı, Laik nitelikleri olmadan ortaya koyulan bir milliyetçilik ancak batı tipi sağcı ve şoven bir milliyetçilik ortaya çıkaracaktır. Yazımızı Kemalist düşünür Mahmut Esat Bozkurt’un satırlarıyla sonlandıralım: “Diyebilirim ki, laik, halkçı, cumhuriyet sistemiyle samimi bir surette donanmış olmayan devletler tam ve kapsamlı manasıyla milliyetçiliği ifade edemezler. Gözümde böyle siyasi teşkiller Sezar zihniyetiyle kavranan ilkçağ milliyetçiliğinden ileri geçemezler.”

Similar Posts:

 1,321 Görüntülenme

One thought on “KEMALİST MİLLİYETÇİLİK ANLAYIŞI

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir