Basın Masası Raporu

GİRİŞ

“Basın, milletin müşterek sesidir!”

Maalesef, bugün değildir!

Cumhuriyet değerlerini içselleştirmiş kişiler medya araçlarında yeteri kadar yer alamamakta, var olan kurum ve kuruluşlar yeterli etki alanına sahip olamamaktadır. Cumhuriyet değerlerine karşı kesimlerin medya araçlarında gür ama çatlak sesi kulakları tırmalamakta, mide bulandırmaktadır. Bu durum tahammül sınırlarını çoktan aşmış iş başa düşmüştür!

 Neoliberal politikaların Türkiye’de etki göstermesi ile başlayan her alandaki özelleşmenin basın alanındaki iz düşümü medya patronlaşmasıdır. Patronlaşma, basının tarafsızlığını zedelemekte ve ticari kaygının ağırlık kazanmasına neden olmaktadır. Gazeteciliğin gereklilikleri, ticari kâr uğruna feda edilmektedir. Doğru ve tarafsız haber, medya patronlarının güdümünde imkânsızlaşmaktadır. Ayrıca medya patronları ile ilişkilenen siyasal güç odakları basının propaganda aracına dönüşmesini hedeflemekte, ideolojik hegemonyayı kamuoyunda tesis etmek için medya patronları aracılığı ile hareket etmektedir. Medya patronları üstlendikleri dezenformasyon görevini yaparak siyasal güç odaklarının kendilerine açtıkları ticari alanlara konumlanmakta ve ticarileştirdikleri basında egemenlikleri artırmaktadırlar. Medyada patronlaşma; çıkarları ortaklaşan patronların ve siyasilerin, basın ve gazeteciliği baskı altına alması ve kendi hegemonyalarını kurmak adına basının araçsallaştırmasını tanımlar.

Masa toplantıları boyunca gazeteciliğin yeni medya olarak bilinen, dijitalleşme sürecinde internet tabanlı haberciliği kapsayıp kapsamadığı tartışılmış meslek etiğine dahil edilmesi gerektiği saptanmıştır.

Türk basınında fonlanma kangrenleşmiş bir sorun olmak ile beraber, güncel olaylar kapsamında ele alınmıştır. Yabancı kurum ve kuruluşların ülke içerisinde güttüğü emeller fonlanma ile desteklenmekte cumhuriyet değerlerine karşı mevzilenme güçlendirilmekte, fonlananların etki alanları genişlemektedir. Cumhuriyet değerlerini savunan gazetecilerin ve basın emekçilerinin bu espiyonaj faaliyetine karşı mücadele etmesi gerekliliği saptanmıştır.

Rapor boyunca güncel sorunlar, kavramsal ve pratik boyutları ile ele alınmış; temel sorun kavramsallaştırılmıştır. Çözümler ve öneriler cumhuriyet değerlerini benimsemiş gazeteciler ve basın emekçilerine dair geliştirilmiştir.

MEDYADA PATRONLAŞMA

Patron elinde sermayeyi bulunduran, bir iş yerinde makam sahibi, sözünü geçirten kimsedir. Sermayenin nasıl elde edildiği, patronun iş yerinde makam sahibi olmasının önünde engel değildir. Medyada patronlaşma, medya araçlarının sermaye sahibi tarafından satın alınması ve medya araçları sahipliğinin getirdiği makamın kullanımı durumudur. Bu durum sermayeyi elinde bulunduranın medya araçları üzerinde kurduğu hegemonyayı derinleştirmekte, derinleşme medya araçlarının patrona bağımlı olması ile sonuçlanmaktadır. Rapor boyunca medyada patronlaşma sorunsalı basın ve gazetecilik bağlamanda ele alınacaktır. Yer yer konunun anlaşılması adına diğer çeşitli medya araçlarında kısıtlı örneklere yer verilebilecektir. Medyada patronlaşma, neoliberal politikaların güdüldüğü ve doğru (!) yol olarak belirlenen dünden bugüne, toplumsal ve ekonomik alanlarda olduğu gibi basında da kamu yararını gözetmeyi kenara itmiştir. Basın ve gazeteciliğin, kamu yararını gözetmeksizin görevini yerine getirmesi kabul edilemez. Görevini yerine getirmenin ilk koşulu ise doğru, tarafsız ve bağımsız haberciliktir. Basın hürdür, sansür edilemez. Neoliberal politikalar ile patronlaşma, sektörel alandaki güç dengelerinin tamamen sermaye lehine çevirmiştir. Medyada patronlaşma, basının işleyişinde tek karar alıcının ve uygulayıcının medya araçlarının sahibi sermayedara yani medya patronuna bağlamıştır. Bu bağımlılık, basının kamu yararı yerine ticari karı gözetmesine ve bir süre sonra kamu yararı işlevinin yitirilmesine yol açmaktadır. Sektörleşen basın, doğru tarafsız ve bağımsız haberin yerine ticari kaygının belirginleştiği yerlerde bulunmakta ve bu alan sermayenin hassasiyetlerine göre belirlenmektedir. Bu bağlamda medyada patronlaşma, basının ve gazeteciliğin işlevinin yitimidir.

Medya araçlarının sermayedarlar tarafından satın alınmasının önünde hukuki engel ve yaptırım yoktur. Basının yürütücüsü olan kurum ve oluşumların gerek finansal gerekse idari yöneticileri için mesleki yeterlilik aranmamaktadır. Patron tarafından medyanın ele geçirilme sürecinin, basının tekelleşmesinin ve finansal bağımlılığının önlenebilmesi adına yapılacak yasal düzenleme, meslek örgütleri ve basın emekçilerinin önceliklerini gözetmek zorundadır. Bu gözetim, meslek örgütleri ve basın emekçilerinin katılımı ve beraberliğinde gerçekleştirilmelidir. Bu birliktelik, sektörleşen basının kamu yararından arındırılmasının çözümdür. Bunun için de sendikal mücadelenin örgütlenmesi ve basın emekçilerinin ortaklığını pekiştirmesi gerekmektedir. Sendikal mücadelenin ilkesel uzlaşı temelinde tekrardan gündeme getirilmesi önemlidir. Sendikal mücadelenin, ilkesel uzlaşı temelinde tekrardan gündeme getirilmesin gerekliliği, mesleği uygulayanları ve basın emekçilerini kapsayıcı politikalar üretmemesinden kaynaklanmaktadır. Üretilen politikalar, basın emekçisinin emeğinin karşılığını alamaması ve gazeteciliğin saha deneyimlerinden ziyade ideolojik güdülerle şekillenmektedir. Bu bağlamıyla sendikal mücadelenin güçlü olmadığı bir durumda, yasal düzenlemenin gerçekleşmesi basın emekçilerinin aleyhine sonuçlanabilecektir. Medya araçlarının sermaye sahibince satın alınması sonucu medyadaki patronlaşma emek sömürüsü ile sonuçlanmaktadır. Mesleğin gereklerini uygulayan, basın etiğini içselleştirmiş gazeteciler sahada yeteri kadar alan bulamazken medya patronları “gazeteci” sıfatını kullanmayı kendilerine hak görmektedir. Mesleki değerleri taşımayan, yetkinliğe sahip olmayan ve basını sadece ticari sektör olarak gören iş adamlarının “gazeteci” sıfatını kullanmaları en hafif tabiriyle art niyetli ve saygısızca meslek etiğini çiğnemektir.

PATRONDAN YANDAŞA, SİYASALLAŞAN BASIN

Medyada patronlaşma ile ortaya çıkan durum, medya araçlarının sermaye tekeline bağlanması siyasal güç odaklarının iştahını kabartmaktadır. Sermayenin ve tekelin olduğu yer, işlevine bakılmaksızın iktidarın yeniden tesisinin alanı olarak görülmekte ve ilişkilenme başlamaktadır. Medya patronları ile ilişkilenen siyasi, elinde bulundurduğu siyasal gücü kendi çıkarı ile sermaye çıkarını ortaklaştırmak için sarf etmektedir. Çıkarların ortaklaşması doğrultusunda basın, temel işlevinden uzaklaşmaktadır. Basının temel işlevi olan kamu yararına gazetecilik, ulusun ortak belleğini inşa etmenin en temel aracıdır. Bilginin ortaklaşması ile ulus inşa olunur. Modernleşme süreçlerinde gazetelerin rolünü anımsamakta yarar vardır. Kamu yararına gazetecilik; doğru, tarafsız ve bağımsız haber yapamadığı zaman bilgi dolaşımında kirlilik ve bozulma meydana gelir. Ortaklaşamayan ulus, medya patronlarının ve siyasi güç odaklarının ortaklaşan çıkarları doğrultusunda yönlendirilir. Patron yandaşlaştıkça haberin niteliği ve niceliği değişir, gazetecinin ve basın emekçisinin emeği göz ardı edilir, basın etiği çiğnenir. Bu durum bilinçli ve isteyerek yapılır, bilgi kirliliğine ve gri alana yer açılır. Bilgi dolaşımının, medya araçları sahiplerince siyasi talimatla belirlenmesi toplumsal algıyı egemenler lehine şekillendirmektedir. Medya patronları ve siyasal güç odakları arasındaki ilişki basını temel işlevinden uzaklaştırdığı kadar medya patronlarının basın üzerindeki egemenliğini güçlendirmektedir. Bu durum basın emekçileri ve gazeteciler adına tarafsız ve bağımsız haber yapılmasının önüne geçmektedir. Böylelikle halk doğru bilgiye ulaşamamakta, ulusal birliktelik tesis edilememekte, gazeteciler mesleğini uygulayamamakta ve basın emekçilerinin emek sömürüsü derinleşmektedir.

BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ VE TUTUKLANMALAR

Basın özgürlüğü; haber, fikir ve düşünceleri, çoğaltıcı araçlarla, serbestçe açıklayabilmek özgürlüğüdür. Bilgi ve düşünceleri serbest olarak toplayıp yorum ve eleştiri yaparak çoğaltabilmek ve bunları sansüre uğramadan serbest olarak yayımlayıp dağıtabilmek haklarını içerir.

Anayasa’nın 28. maddesi 1.ve 2. Fıkralarında belirttiği gibi:

            “A. Basın hürriyeti

            Madde 28 – Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak izin alma ve mali teminat yatırma şartına bağlanamaz.

            Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır”

5187 sayılı Basın Kanunu 3. maddesinde basın özgürlüğü açık ve net bir biçimde ifade edilmektedir:

“Basın özgürlüğü

Madde 3 – Basın özgürdür. Bu özgürlük; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir.

Basın özgürlüğünün kullanılması ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlâkının, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, Devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabilir.”

Anayasaya ve yasalarda belirtildiği ve tanımlandığı gibi basın özgürdür, özgürce bilgi almalıdır, haberini yazmalıdır, eleştirmelidir, yorumlamalıdır, yaymalıdır. Ancak görevini icra ederken mesleki etik değerleri gözeterek hareket etmeli, doğru, tarafsız ve bağımsız haberciliği ilke edinmelidir.

Gerçekleri ortaya çıkarmaya çalışan basın mensupları çoğunlukla karşılarında kendilerini susturmak isteyen güçlerle karşılaşmaktadır. Dünyanın pek çok ülkesinde bağımsız gazeteciler, baskılara göğüs germek zorunda kalıp bunun mücadelesini vermeye çalışmaktadır. Basın mensuplarının basın özgürlüğü ya yok edilmiş ya da ciddi derecede kısıtlanmış durumdadır. Bu durum ne yazık ki ülkemizde de göz ardı edilemeyecek şekilde yansımasını sürdürüyor. Yapılan haberler çoğu zaman sansüre uğramakta, hatta yer yer gazeteciliğin gerekliliğini uygulayanlar “vatan haini” olarak yaftalanmaktadır. Saygınlığı zedelemeye yönelik yaftalama, gazetecilerin tehdit unsuru olarak görülmelerine yol açabilmektedir.

Basın özgürlüğünün kısıtlandığı ülkelerde gazeteciler hapse girme, kötü muameleye maruz kalma hatta öldürülme gibi risklerle karşı karşıya kalmaktadır. Gazetecilere yönelik hak ihlâlleri, haber yapımına ve yayımına yönelik engellemeler, medya kuruluşlarına yönelik baskılar görmezden gelindiği sürece toplumun doğru habere ulaşmamakta ve haber alma hakkının ihlal edilmektedir. Ülkemizde gazetecilerin yazdıkları veya söyledikleri nedeniyle cezaevinde tutuluyor olması, özgür haber yapma hakkının elinden alınması ve haksız gerekçeyle tutuksuz veya tutuklu yargılanması gerek gazetecilere gerekse topluma indirilen en büyük “sus” yumruğundan biridir! Bu bağlamıyla kamuoyunun haber alma hakkını kaybetmesi aynı zamanda demokrasi kültürü ve anlayışının zedelenmesidir.

BASININ DİJİTALLEŞMESİ

Kitle iletişim araçlarının ve teknolojinin gelişmesi yazılı mecraların da dijitalleşmesine olanak sağlamıştır. Gazetelerin varlığının büyük bir bölümünü siteler üzerinden sürdürmeye çalışması ile sonuçlanmıştır. Dijitalleşme yaşamımızın değişilmez bir parçası olarak kendini göstermekte, kendine uyumlanmayı zorunlu kılmaktadır. İnsanlığın; dijitalleşme süreci içinde bulunması sebebiyle ve internet kullanımının, hayatımızın orta noktasında yer alması gazetecilik tanımlamasını yeninden ele alma gereksinimini ortaya çıkarmaktadır. Gazetecilik dijital boyuttaki gelişmeler ile haber oluşturma, sunma ve habere erişme imkanına sahip olunca internet tabanlı habercilik ile eklemlenmiştir.

Geçmişten günümüze gazete ile başlayarak radyo ve televizyonun etkisi altında işlerlik gösteren ve son dönemlerde internetin yaygınlaşmasıyla birlikte medyanın, tekrardan dönüşüm içinde olduğu gözlemlenmektedir. Medya genelinde, basın ve gazetecilik özelinde sürekli gelişme ve dinamik olmak zorunluluğu adı geçen alanlar için zorunluluktur. Çağın gereksinimlerinin çıktısı olan ve habere ulaşımı hızlandıran internet haberciliği, basılı basının giderek önüne geçmektedir.  Teknolojik gelişmenin hızı göz önünde tutulduğunda gazetelerin günlük tirajları düşmekte ve internet, yazılı basının yerini almaya başlamaktadır. Gazeteciliğin geleneksel alanda biterek dijital alanda ilerleyeceğine dair görüşler, tartışmaların odak noktası haline gelmektedir.

Her gün genişleyen ve yasal yaptırım alanının dışında kalan internet haberciliği, meslek etiği kavramının ihmal edilmesine neden olabilmektedir. Her gün gelişen ve genişleyen tanımlar arasında sorunlar zinciriyle boğuşmak mecburiyetinde olan basın ve gazetecilik, güncel şartlardan ziyade geçmişin beklentileri ve kurallarına göre işlevselliğini sürdürmeye çalışmaktadır. Bu anlamda meslek etiği kavramlarının sınırları net bir şekilde belirlenmesi gerekmektedir.

Medya patronlarının pazarda kapladığı alanın büyüklüğü, dijital basının önemini bir kez daha ortaya çıkarmaktadır. Ulusal ve yerel basındaki sermaye dağılımındaki eşitsizlik, interneti büyük bir fırsat olarak değerlendirmeye açmaktadır. İnternet haberciliğinin yaygınlaşması, belirli etik kurallarının ortadan kalkması ve klavyede yazı yazma yeteneğinin gazetecilik için yeterli olacağı varsayımı basının kısır döngü içinde kalmasına neden olmaktadır. Hal böyle olunca haberciliğin asıl amacı, bilgilendirmek ve bilgi dolaşımını sağlamak değil tık alabilmek olmuştur. Gazetelerin internette varlığını sürdürebilmesinin belirgin amacının tıklanma oluşu yazım dilinin farklılaşmasına neden olmuş ve “tık” haberciliğinin doğmasına olanak sağlamıştır. Bunun yanı sıra internet haberciliğinin yaygınlaşmasının hem dezavantajları hem de avantajları bulunmaktadır. Değişen ve yenilenen basın işlerliğinin, yapılan tanımlamaların arkasında kaldığı göz önünde bulundurulduğunda gazeteciliğin temel tanım sorunu mutlak surette ele alınmalıdır.

Gazeteciliğin öncelikli amacının kamuoyunu bilgilendirme ve kamuoyu oluşturma görevi göz önüne bulundurulduğunda dijitalleşmenin insanlara ulaşabilmede kabiliyet ve nitelik arttırıcı boyutu yadsınamaz. Gündemi bir gün veya saatler sonra değil anlık olarak takip edebilme olanağı internet haberciliğin giderek yaygınlaşmasına neden olmaktadır.

Anlık olarak takip edebilmenin getirdiği olumlulukların yanında olumsuzluklardan biri de “clickbait” haberciliğidir. Clickbait haberciliği, anlık duygu yönetimi refleksini ortaya çıkaran habercilik, kamuoyunu bilgilendirme ve kamuoyu oluşturma sorumluluğundan uzak kalmaktadır. Haber bağlamından koparılarak site trafiği üzerinden para kazanma dürtüsü ön plana alınmaktadır. Ülke gündeminin anlık olarak değişmesi ve haber alma ihtiyacının “son dakikalar” üzerinden giderilmesi ve haber site trafiğinin en üst seviyeye çıkarılma amacıyla yeni bir dil oluşturulmaktadır. Bu da haber dilinin sınırlı sayıda kelimelerle oluşturulmasına neden olmaktadır.  İnternet haberciliğinin yapısal sorunlarından biri, tık ve clickbait haberciliğidir.

Site trafiğini yukarı çıkarmak için kullanılan bir diğer yöntem, gazetelerin sosyal medya kullanımına ağırlık vermesidir. Sosyal medyanın gazeteler ve gazetecilerce kullanımı, haberleşme tatminini ve çok sesliliği sağlamaktadır. Haber tatmini, haberdar olmak dürtüsünü sınırlı metin ile yapmakta ve bu sınırlılık haberi bağlamından koparabilmektedir. Ayrıca çok sesliliğin demokratik kazanımını, provoke edenlerin oluşturduğu bilgi kirliliği bir sorun olarak bilinen adıyla “troller” aracılığı ile gerçekleştirilmektedir.

Günümüzde ideolojik propagandaya da fırsat sağlayan internet haberciliği, sosyal medyanın kullanımı ile birlikte büyük kitlelere ulaşma imkânını çok düşük maliyetlerle karşımıza çıkarmaktadır. Medyadaki tekelleşmenin karşısına çıkan internet haberciliği, mali boyutlarıyla da sorunlar barındırmaktadır. Devlet desteğinin yeteri kadar olmaması ve Türkiye’de gelişmekte olan yeni bir sektör, habercilik-gazetecilik alanı olmasından dolayı internet haberciliğinin mali destek ihtiyacı ve yasal tanımlama gerekliliği devam etmektedir. Özellikle son yıllarda Türkiye karşıtlığı üzerinden haber yapan sitelerin, yurtdışından fonlanması ayrıca üzerinde durulması gereken bir konudur. Sitelerin fonlanması ve ısmarlama habercilik ile etnik kimlikleri temel alan politik söylemlerin oluşturulması, ülkemizin geleceğini tehdit eden en büyük unsurların başında gelmektedir. Bu bağlam, ideolojik çerçevedeki bu fonlanmanın karşısında etki alanı oluşturabilecek doğru, tarafsız ve bağımsız internet haberciliğinin gerekliliğini ortaya çıkarmaktadır.

Sosyal medyanın hayatın odak noktası haline gelmesi hem kurumların hem de gazetelerin bu alanlarda varlık göstermesine olanak sağlamıştır. Tek taraflı iletişim metotlarının aksine, kullanıcılarla anlık geri dönüşler sağlanıyor olması, gazetecilik alanında sosyal medyanın önemini bir kez daha ortaya çıkarmaktadır. Özellikle 18-27 yaş grubunun Twitter ve Instagram, 35+ yaş grubun ise Facebook kullanımına ağırlık vermesi, haber sitelerinin bu alanları etkin olarak kullanılmasına neden olmaktadır. Dakikada binlerce paylaşımın yapıldığı sosyal medyada, içerikler arasında fark yaratmak oldukça güçleşmekte ve sosyal medyada karşılaşılan bilgilerin kısa süre içinde unutulmasına sebebiyet vermektedir. Haber dilinin giderek tüm dijital mecralarda yakın bir çizgi izlemesi, haberin tek tipleşmesine neden olmaktadır. Anlık duygu yönetimi reflekslerinin ortaya çıkardığı bir netice olarak da kaynak belirtmeksizin haberlerin girilmesi dijital habercilikte en büyüm emek karşıtı davranışlardan biridir. 

TÜRK BASININDA FON

Türkiye’de bazı yayın kuruluşlarının menşei yurt dışı olan kurum, kuruluşlardan, vakıflardan fonlaması bağımsız ve özgür bir Türk basınının oluşmasına engeldir. Görünürde kendilerini muhalif çizgide, bağımsız gazeteci kimliği ile tanımlayan kurum ve kuruluşlar; Türkiye’de etnik, mezhepsel, demografik ve kuruluş felsefesine ters düşen alanlarda ajitasyon gerçekleştirerek kamuoyunda çarpık algı yaratmaktadır.

            Türkiye Cumhuriyeti üzerinden emperyal çıkarlar güderek ulus devlet birliğini espiyonaj ile bozmaya çalışan kurumlar, sosyal ve iktisadi alanın yanı sıra tarikat, akademi ve kültür, sanat alanında güç gösterir durumdadır. Ulusal yapının bozulmasına sebebiyet veren yayılmacılığın farkında olan, Türk halkını aydınlatmaya çalışan Türk aydınları çeşitli kumpaslar, entrikalar ve hedef göstermeler ile susturulmuş ve katledilmiştir. Türk toplumu derin uykuya itilerek emperyal güçlerin egemenlik sürmeye çalıştığı alanda boşluk içerisinde kalmıştır. Boşluktan yararlanan dini ve siyasi oluşumlar ulusal çıkarları zedeleyen jargonları ile kamuoyu algısını değiştirme çabası gütmektedir. Bu durum karşısında kalkınmasına ket vurularak boşlukta kalan toplum, tarikatlara-cemaatlere yönlendirilmiş, tarikat-cemaat yapılarının medya kuruluşlarının ağına yakalanmıştır. Tarikatların ve diğer dini oluşumların yayılması ile paralel yapılanmalar, otoriter gücü ele geçirmek ve cumhuriyet değerlerini sonlandırıp etnik, şeriat düzeni kurma girişiminde bulunmuştur.

            Paralel yapılanmalar tarafından güdülen amaç doğrultusunda diğer alanlarda olduğu gibi medyada da ortaya çıkan sistematik bozulma, Türk ulusunun değerlerine sahip çıkan vatansever gazetecileri arka plana itmiştir. Medyada güçlenen paralel ve foncu yapılanma, ürettiği çarpık algılar ile basını, milletin müşterek sesi olmaktan çıkarmıştır. Paralel ve foncu yapılanmalar, menşei oldukları ülkelerin çıkarları gereği muhalif çizgide olduğunu belirten “gazetecilere” maddi destek (fon) vererek ulus üzerindeki kimlik bozucu emellerini sürdürme hedefindedir. Medya içerisindeki etkinlikleri devam etmektedir.

ÖNERİLER VE ÇÖZÜM

Toplumsal çöküşün içinde olduğumuz, gericiliğin ve dönem dönem bölücülüğün had safhada olduğu bu süreçte ulusal kalkınma ve tam bağımsızlık şiarları suni muhalefet ile gündeme getirilmiş ve Türk ulusunun sesi, basına yeteri kadar yansımamıştır.

Anadolu’nun sesine erişebilmek ve toplumsal bilinç yaratmak için halkın sorunlarına sistematik ve örgütlü yapı ile değinen haber ve belgesel çekimleri yapılarak sorunları ulusal boyuta taşınması sağlanmalıdır. Kamuoyunda bilinçlendirme çabası güdülerek yapılacak çalışmalarda sahada fark yaratılması amaçlanmalı, Türk ulusun sesi olmak nihai hedef olarak belirlenmelidir.

  • Ulusal değerlere karşıt yapılanmaların sendikal örgütlere verdiği maddi ve manevi destek ile çok sayıdaki sendikanın, Türkiye Cumhuriyeti’nde sendikal faaliyetlerin öncüsü olmuş kişilere ve bu kişilerin yolundan giden gazetecilere karşı yaratmaya çalıştıkları olumsuz algının önüne geçilmelidir.
    • Sendikal mücadelenin ulusal değerlere sahip çıkan paydaşları desteklenmeli, sorunları açık yüreklilikle eğip bükmeden dile getirilmeli ve basın emekçilerinin sesi olmalıdır. Emek sömürüsüne karşıt politika sergilenmelidir.
    • Basın kuruluşları üzerindeki vergi yükü, personel alımı yapma zorunluluğu getirilerek kaldırılmalıdır.
    • Dijital çağa ayak uydurmak ve gelişimlerden geri kalmamak adına sosyal medya kullanımı ve internet haberciliği konusunda önde gelen oluşumlar kurarak kamuoyunda söz sahibi olunmalıdır. Kitlelerin, yurt dışı menşeili-destekli oluşumlara yönelmesinin önüne geçilmelidir. Tek merkezli haberciliğe karşı halkın sorunlarını dile getiren yaklaşım benimsenmelidir. Sokak röportajları, kenar mahalle ve kırsal kesime öncelik vererek halkın gündemini yansıtan habercilik yapılmalıdır.      
    • Basının doğru, tarafsız ve bağımsız haberciliğinin kamuoyu için önemini anlatan, bilgi dezenformasyonun yol açtığı algı bozukluklarını vurgulayan kamu spotları hazırlanmalıdır.
    • Sosyal medya; reklam ve görünen yüz olarak yorumlanmalı, doğru ve kaynaklı bilgi için kurumların resmi sitelerine yönlendirme yapılmalıdır.
    • Basın emekçilerinin sorununun sadece sektörel bir sorun olmadığı, maruz bırakılmak suretiyle gerçekleşen hak mahrumiyetlerinin toplumun doğru bilgiye ulaşmadaki en büyük engellerden biri olduğu sıklıkla tekrarlanmalı, sendikal mücadele mesleki dayanışmanın ötesinde geniş halk kitlelerinin desteğini ardına almalıdır.
    • Medya araçlarının sahibi olmak için mesleki yeterlilik aranmalı, yapılan ve yazılan haber, program, yazım yeterliliği; mesleki yeterliliğin ölçeklerinden olmalıdır. Kişi sadece finansal gücünü kullanarak meslek alanını işgal etmemelidir.
    • Bağımsız bir gazeteci cemiyeti veya oluşumu aracılığıyla mesleğe genç yüzler kazandırmak amacıyla seminerler düzenlenmelidir. Gazetecilik bölümü öğrencileri için sözlü ve sözsüz eğitimlerin sayısı arttırılmalıdır.

Mustafa Kemal’in deyimiyle “Basın, milletin müşterek sesidir. Bir milleti aydınlatma ve irşatta, bir millete muhtaç olduğu fikrî gıdayı vermekte, hulâsa bir milletin hedefi saadet olan müşterek bir istikamette yürümesini teminde, basın başlı başına bir kuvvet, bir mektep, bir rehberdir.” Türk basınının bugünkü halinde ise özgürlükten söz edilemeyeceği gibi basın, millete muhtaç olduğu fikrî gıdayı da vermemektedir. Ulusal kalkınma ve tam bağımsızlık mücadelesinde çağa uygun adımlar atarak gazetecilik ilkeleri doğrultusunda kamu lehine hareket edilmelidir. Karşıt olunan düşünceler baskı ile değil, özgür basının iradesini kullanarak kamuoyunu bilinçlendirme çabası sonucunda, toplum tarafından tercih edilmemesini sağlanarak lağvedilmelidir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş felsefesine sahip çıkan özgür basın, toplumla etkileşimini artırarak ulusal kalkınmanın gerçekleşmesini sağlayacaktır.

Basın Masası Paydaşları:

            Arda Çelik – Masa Başkanı

            Ahmet Kut – Masa Yazmanı

            Sümer Taşkıran

            Merve Kılıç

            Mert Dokuzoğlu

            Zeynep Çakır

            Ramazan Karasu

Similar Posts:

 122 Görüntülenme

Similar Posts by The Author:

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *