Tomris Keskin Yazdı: “Bir Garip Düzen”

BİR GARİP DÜZEN

 

Adalet TDK’ye göre hak ve hukuka uygunluk; hak ve hukuku gözetme ve yerine getirme; doğruluk ve adil olma durumu olarak tanımlansa da günümüzde uygulama perspektifinde varlığının izahı zor olan bir kavramdır. Kişi ve kurumların gölgesinde doğruyu bulma arayışını sürdüren adalet, eşitlik ve hukuk gibi kavramların sürdürülebilir ve kullanılabilir yönleri ne yazık ki günümüz Türkiye’sinde tartışılır duruma gelmiştir.

Adaletin varlığının sorgulanır kılınmasının başlıca sebeplerinden biri yakın tarihte ülkemizde yaşanan KPSS skandalıdır. “Emeğiniz emanetimizdir.” Vurgusu ile yola çıkan ve bu ruha inanan bireylerin akademik bilgilerinin yalnızca kısa süreli sınavlar ile kanıtlanma çabası bir yana dursun bu tarz sınavların objektifliğine duyulan güvensizliğin artması ile ülkenin emanet edileceği ve bayrağı taşıyacak gençler üzerinde kurulan psikolojik baskının getireceği etkilerin göz ardı edilmemesi taraftarıyım. Bu noktada siyasi yönelim, kültürel farklılıklar ve sosyolojik etkenlerden tamamen uzak olarak kişilerin ülkeye faydalı bir birey olma yoluna bir açıdan taş konulması yalnızca sınavdan mustarip olan nüfusu değil tüm vatandaşları etkilemeli ve de ilgilendirmelidir.

Bir bayrak altında varlığını sürdüren milletin her bir vatandaşı halkı oluşturmaktan ziyade geçmiş ve geleceğin ana yapılarıdır. Büyük hayal kırıklıklarının, süregelen emeklerin ve tüm birikimlerini varlığı göze alındığında bugün yalnızca “yanlışlık veya haksızlık” olarak adlandırılan bu durum bir neslin sahip olacağı büyük psikolojik problemlerin ayak seslerini duymamıza sebep olmaktadır. Bu noktada psikolojik olarak yeterince iyi hissetmeyen bireylerin ne kadar faydalı olacağı da soru işaretlerini beraberinde getirmektedir. Yürütülen yolların aynı hevesle yürütülemeyeceği kabul edilebilir bir gerçek olduğundan bahsettiğimiz nüfusta “kayıp” olarak adlandırabileceğimiz bir kadronun olması da oldukça açıktır. Psikolojik olarak yeterince dezavantajları bulunan sınav mağdurlarının ekonomik anlamda sahip olacakları olumsuzları Es geçmek haksızlık olacaktır. Mezuniyetin getirdiği özgüven ile lisans başarısını sağlayan ve kendine yeterli iş olanakları sağlayarak ayakta kalmaya çalışan bireylerin daha iyisi olma çabası ile ekonomik kazancı düşünmeksizin bir senesini sınav dahilinde hiçe sayarak bir kitap karşısında geçirmesinin etkileri yadsınamazdır. Bu noktada sınav dahilinde yapılan masrafların (kitap, kurs vb.) ülkemiz dahilinde uygulamada olan KYK kredi ödemeleri vb. tüm ekonomik gider ve yüklerin bireylerin üzerinde de oldukça büyük bir sorumluluk oluşturduğu çok açıktır. Ülkenin geleceğinin emanet edildiği, bayrağı taşıyacak ve vatanın bekçisi olacak gençler bu alanda çaresizlik ile karşı karşıya kalmıştır.

Tarihi boyunca yılmayan, asgari düzeyde yaşamaya uyum sağlayan ve yokluğun içinden varlık çıkaran bu milletin evlatları bu durumdan da en mantıklı ve faydasal sonuçlar aynı zamanda fikirler ile çıkmalıdır. Kendi tarihinde bir avuç insan ile nice savaşlar vermiş, yok denecek bir sermaye ile dünyanın ekonomik lideri sayılabilecek ülkeleri ardında bırakmış neslin torunları bu ulu düşünceye bağlı kalarak “pes edişi” bir kapı değil yenilgi hatta bireyin kendisine ihanet kabul etmeli ve bu doğrultuda çalışmalıdır. Unutulmamalıdır ki kişiye ihanet etmeyecek tek şey kendi bilgisi, kendine özverisi ve ruh hali olduğundan tüm dünya önünde dahi dursa bu benlik bilinci ile zafere er ya da geç ulaşacaktır. Bahsi geçen durumda psikolojik anlamda kişiler kendilerine ve bilgilerine yaratılmış ihanet ve yanılgı durumunu içselleştirmek yerine bu durumdan kamçılanmalı ve de başarıya ulaşmalıdır.

Bu vatanın evlatları Atasından “Ey Türk istikbalinin evlâdı! “Ahval ve şerâit içinde dahi vazifen, Türk istiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!” (“Atatürk’ün Gençliğe Hitabesinin Tam Metni- Onedio”) Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur’” vecizelerini yalnızca savaş hali için duymamıştır. Globalleşen dünyada asıl savaş bilim, ilim, İrfan ve kalem ile ve erilmekte olduğundan bu aziz cümleler tam da şuan anımsanmalı ve özümsenmelidir. Ancak bu şekilde aydınlık yarınlara ulaşılabilmektedir. Yapılması gereken başlıca şey ülkenin yarınlarında her bir bireyin kendi vatanı için bir “Mustafa Kemal” olduğu ve yarınların iplerini o gençlik ve emek kokan avuçlarında taşıdığını kabul etmektir.

Satırlarımı Nazım Hikmet’in su dizeleri ile bitirmek isterim: “Güzel günler göreceğiz çocuklar , Motorları maviliklere süreceğiz, inanın güzel günler göreceğiz çocuklar” Umut dolu yarınlara…

Similar Posts:

 84 Görüntülenme

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir