Selin Topkaya Yazdı: “Brexıt: Neler Oldu, Neden Oldu?”

DÜNDEN BUGÜNE BİRLEŞİK KRALLIK VE AVRUPA BİRLİĞİ

Birleşik Krallık her zaman, Avrupa Birliğinin içinde olmaktan çok dışında olmuştur. Euro’ya geçmesini sağlayacak ekonomik kriterleri karşılamasına rağmen hiçbir zaman bu para birimini tercih etmemesi; Birliğe (o tarihteki adı ile Avrupa Ekonomi Topluluğuna) girdikten iki sene sonra çıkmak için referanduma gitmesi; başta 30 numaralı protokol olmak üzere kendisine Birliğin diğer üyelerine tanınandan daha ayrıcalıklı muameleler tanınması; “içeriden çok dışarıda” olma durumuna verilebilecek ilk örneklerdendir.

Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliğinin imtiyazlı ülkesi olması, bu ülkenin Birliğe bugün veya dün karşı olduğu anlamına gelmemektedir; aksine Birleşik Krallık, Birliğin kurulma sürecinde Avrupa’nın birleşmesinin en büyük destekçilerinden olmuştur. Dönemin Birleşik Krallık Başbakanı Churchill’in Zürih Üniversitesinde yaptığı konuşması bunun en somut kanıtıdır. Söz konusu konuşmada Churchill, Avrupa Birleşik Devleti’nin kurulması gerektiğinden bahsetmekte ve güçlü bir Avrupa inşa etmek için dünya savaşlarından kaynaklanan bölünmelerin üstesinden gelinmesi gerektiğini belirtmektedir. Bugün bu konuşmadan hatırlanan en önemli cümle “Let Europe Arise [1] cümlesidir.

Birleşik Krallık’ın, bahsi geçen ayrıcalıkları talep etmesinin en önemli sebebi kendi egemenliğini, uluslarüstü bir yapının yetki alanına bırakmak istememesidir. Her ne kadar Avrupa Birliğinin münhasır yetkileri sadece birkaç alanla sınırlı olsa da [2] Birleşik Krallık bu alanlarda dahi herhangi bir yetki paylaşımı yapmamak adına çaba göstermiştir. Bugün Brexit olarak adlandırdığımız, Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliğinden çıkma süreci de aslında daha fazla imtiyaz talep ederken Birlikten çıkma durumuna kadar gelinmiş olunmasıdır.

Birleşik Krallık’ın önce Avrupa Ekonomi Topluluğundan sonrasında da Avrupa Birliğinden çıkma ihtimali ülkenin nerdeyse her zaman gündeminde olmuştur. Bu gündemi hayatta tutan siyasi aktörlerden biri ise Margaret Thatcher’dır. 1975 yılında yani Birleşik Krallık’ın Avrupa Ekonomi Topluluğuna girmesinden iki sene sonra gerçekleşen referandumda remain’den yani Toplulukta kalmadan yana propaganda yapan Thatcher, başbakan olduktan sonra yaklaşımını değiştirmiş ve siyaset arenasında yangı uyandıran ünlü sözünü söylemiştir: “I want my money back[3]. Thatcher, bu cümlesi ile Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliğine bulunduğu maddi katkının, Birlikten aldığı maddi faydadan çok daha fazla olmasına işaret etmektedir. Verilen katkının alınan faydadan daha fazla olması, Avrupa Birliğinden çıkmak isteyenlerin her zaman en önemli tezini oluşturmuştur.

BREXIT: NASIL BAŞLADI?

Önceki paragraflarda Birleşik Krallık’ın daha fazla imtiyaz isterken Birlikten çıkma yoluna kadar geldiği belirtilmiştir. Bu ifadenin sebebi 2010-2016 yıllarında Birleşik Krallık’ın başbakanlık görevini üstlenmiş David Cameron’ın yürüttüğü Avrupa Birliğinden daha fazla imtiyaz alma stratejisidir. Cameron’ın asıl amacı Avrupa Birliği’nden çıkmak değildir. Asıl amacı hali hazırda sahip olunandan daha da fazla farklılaşmış ve diğer ülkelere göre daha avantajlı bir tür katılımı müzakere etmek ve bu müzakerelerden olumlu sonuç alınınca da referanduma gitmektir; çünkü kurduğu stratejiye göre bu yeni tür katılımdan sonra referandumdan remain oyları, yani Birlikte kalınmasından yana olan oylar baskın çıkacaktır. Bahsi geçen stratejinin ilk hamlesi olarak Cameron 2015 yılında, dönemin Avrupa Konseyi başkanı Donald Tusk’a bir mektup yollayarak Birleşik Krallık’ın endişelerini dile getirmiştir. Mektupta bahsedilen iki temel endişeden biri ekonomi temellidir diğeri ise mülteciler ile alakalıdır. Birleşik Krallık sadece üçüncü ülkelerden yani Avrupa Birliği’ne dahil olmayan ülkelerden gelen kişilerden değil, Avrupa Birliği’ne üye devletlerden gelen kişilerden de endişe duymaktadır; çünkü ülkesine gelecek kişilerin -nereden gelirlerse gelsinler- ülkede istihdam krizi yaratacaklarından kaygı duymaktadır.

2016 yılının şubat ayında Birleşik Krallık tarafından belirtilen endişeler doğrultusunda gerçekleştirilen Avrupa Zirvesinde Cameron’ın müzakere ettiği koşullar görüşülmüştür. Söz konusu zirvede Avrupa Birliği; insanların serbest dolaşım hakkını kötüye kullanmaları durumunda bu hakka sınır koyulabileceğini vaat etmiş, bu nedenle Birleşik Krallık topraklarında iş arayan üye devletlerin vatandaşlarının belirli sosyal haklarına sınırlama getirilebileceği AB gündemine alınmıştır. Cameron’ın siyasi stratejisine göre Zirvede alınan bu karar bir başarıdır ve yine aynı stratejiye göre bu başarıdan sonra 2016 referandumundan remain oyları baskın çıkacaktır; ancak 23 Haziran 2016 günü Cameron’ın stratejisinin başarısızlığı sandıktan leave oylarının çıkması ile tescillenecektir. 24 Haziran 2016 günü Avrupa’yı bir kaos sarmıştır. AB kurumları, yaptıkları açıklamalarla sakin bir atmosfer yaratmaya ve AB’nin bunu da aşacağına dair topluma teminat vermeye çalışmışlardır; ancak bir sonraki gün Birleşik Krallık’ın bir komisyon üyesinin -böyle bir zorunluluğu olmamasına rağmen- görevinden istifa etmesi ile istenilen sakin ortam yakalanamamıştır.

BELİRSİZLİK DÖNEMİ

2016-2017 yıllarının belirsizlik dönemi olarak adlandırılmasının en temel sebebi AB Antlaşmasının ve AB’nin İşleyişi Hakkında Antlaşmanın sadece Birlikten ayrılma bildiriminden sonrasını ve ayrıldıktan sonraki zamanda ne olacağını düzenlemesidir. Oysaki Birleşik Krallık örneğinde 2016 yılında yapılan ve büyük politik öneme sahip olan bir referandum varken ayrılma bildirimi AB’ye yapılmamıştır. AB kurumları ise henüz bir ayrılma bildirimi yapılmadığı dönemde Birleşik Krallık’ın bu dönemi daha iyi ayrılma şartları elde etmek için kullanacağından korkmuş bu yüzden de hükümete baskı kurarak Birleşik Krallık’ın ayrılma bildirimi yapmasını istemişlerdir.

            Cameron, başarısız stratejisinden sonra istifa etmiş ve yerini Theresa May’e bırakmıştır. Cameron’ın halefi olan May’e sorulan ilk sorulardan biri ise “Peki şimdi ne olacak?” olmuştur. Kendisi ise söylediği dönemde yankı uyandırmış o ünlü cümlesini kurmuştur: “Brexit means Brexit[4]. May’in bu sözü Birleşik Krallık’ın yeni hükümetinin de AB’den çıkışı sonuna kadar götüreceğini göstermiştir. Bu dönemde Birleşik Krallık, yayımladığı bir kitapçık ile ulaşmak istediği amaçları belirtmiş, bir kez daha AB’den çıkma prosedürünün sonuna kadar götürüleceğinin altı çizilmiştir. Aynı dönemde AB de bir kitapçık çıkarmış ve gerçekleşebilecek senaryoları teker teker irdelemiştir. İki tarafın da yayımladığı kitapçıklardan sonra 2017 yılının mart ayında Birleşik Krallık resmi olarak ayrılma bildirimini AB’ye yapmıştır. Ayrılma bildiriminde AB’den çıkma isteği belirtilse de “Avrupa’yı bırakmak istemediklerinin” altı çizilmiştir. Bu da demek oluyor ki Birleşik Krallık, kendisi ve AB arasında çıkma döneminden sonra da ayrıcalıklı bir ilişki istemektedir.

MÜZAKERE DÖNEMİ

Müzakere dönemini şekillendiren kararlardan biri AB’nin bir bütün/ bir birlik olarak, ayrılmak isteyen devlet ile müzakere edeceğidir; yani Birlikten çıkmak isteyen ülke ve diğer bütün ülkeler değil, AB bir bütün olarak müzakere edecektir. Bu dönemde korunmak istenilen en büyük prensip ise hukukun kesinliğidir. Bu sebeple AB ülkelerinde yaşayan Birleşik Krallık vatandaşları ile Birleşik Krallık topraklarında yaşayan AB vatandaşlarının hakları konusunda oldukça hassas davranılmıştır.

Çıkma bildiriminden sonra ise müzakereler başlamıştır. Avrupa Birliği için müzakere eden AB Bakanlar Konseyi ve Avrupa Konseyi direktifleri doğrultusunda AB Komisyonudur. Birleşik Krallık için müzakere eden kişi ise Theresa May’dir. Müzakerelerin ilk aşamasında görüşmeleri, AB vatandaşlarının sahip olduğu hakları garanti etme gereği ve İrlanda sorunu meşgul etmiştir. İrlanda sorunu, aşılması oldukça güç bir engel oluşturmuştur; çünkü bir tarafta AB üyesi İrlanda Cumhuriyeti diğer tarafta ise Birleşik Krallık’a ait Kuzey İrlanda bulunmaktadır ve söz konusu iki İrlanda arasında fiziksel bir sınır yoktur, hiçbir zaman olmamıştır. Bunun yerine ortak seyahat alanı ve serbest dolaşım alanı bulunmaktadır. Brexit sonrası Kuzey İrlanda ve İrlanda Cumhuriyeti arasındaki sınır, AB üyesi bir ülke ile AB üyesi olmayan bir ülkenin sınırı olacaktır. Bu durum ise sınırda güvenlik kontrolleri, gümrük vergileri ve serbest dolaşım gibi birçok konuda soru işaretleri doğuracaktır.

Müzakerelerin ikinci kısmında 31 Aralık 2020 günü bitecek olan “geçiş dönemi” konuşulmaya başlanmıştır. Çıkma antlaşmasına, geçiş dönemini düzenleyen maddeler koyulmasının sebebi ise müzakerelerin sonuçlanması ile çıkma antlaşmasının yürürlüğe girmesinden sonraki süre zarfındaki bağlantıyı kurma ihtiyacıdır. Bahsi geçen geçiş dönemi oldukça nevi şahsına münhasır özellikler göstermiştir; çünkü bu dönemde Birleşik Krallık resmi olarak AB’den çıkmış ve AB kurumlarındaki devlet görevlilerinin görev süresi sona ermiş olsa da görevliler 31 Aralık 2020 tarihine kadar AB kanunlarını uygulamak ve AB kurallarına uymak zorundadır. AB kurumlarında hiçbir İngiliz görevli bulunmaması, Birleşik Krallık’ın yaratılmasına katkıda bulunmayacağı kurallara belirli bir süre uymak zorunda kalmasını beraberinde getirecektir, bu da geçiş döneminin ilgi çeken özelliklerinden biridir.

2018 yılının kasım ayında beş yüz sayfalık çıkma antlaşması yayımlandı. 47 senedir Birliğin içinde bulunan bir ülkenin Birlikten çıkması doğal olarak birçok ayrı konuda düzenleme gerektirecektir. Yayımlanan çıkma antlaşmasında ise finansal meselelerden vatandaşların haklarına kadar birçok farklı bölümde antlaşmaya varılmıştır.

Çıkma antlaşması yayımlandıktan sonra gerçekleşen birtakım önemli olaylara dair başka bir parantez açmak gerekir. Söz konusu antlaşma yayımlandıktan sonra bazı Birleşik Krallık vatandaşları -aralarında Birleşik Krallık, İskoçya ve AB Parlamentosu üyeleri kişilerin de bulunduğu- “Çıkma bildirimini geri almak mümkün müdür?” sorusunun cevabına ulaşmak için dava açmışlardır. Açılan ilk davadan umulan bulunamadığı için üst mahkemeye gidilmiş, üst mahkeme ise kendisine gelen davanın yorumlanması için davayı Avrupa Birliği Adalet Divanına göndermiştir. AB Adalet Divanı, çıkma bildiriminin geri alınabileceğini hükmetmiş olsa da Birleşik Krallık, kararından geri dönmemiştir.

Çıkma antlaşmasına geri dönecek olursak, bu dönemde 2 senelik sürenin[5] 3 kere uzatıldığını görüyoruz. Bunun sebebi ise Theresa May’in Birleşik Krallık Parlamentosundan, çıkma antlaşması ile ilgili bir türlü onay alamamasıdır. May’in bu başarısızlığından sonra istifa etmesi şaşırtıcı olmamıştır. Kendisinin istifası sonrası yerine gelen halefi ise kamuoyunda çokça bilinen Boris Johnson olmuştur. Boris Johnson, 2019 yılının ekim ayında çıkma antlaşmasını bir kez daha müzakere etmiş ve İrlanda sorunu ile ilgili birkaç yeri değiştirerek Birleşik Krallık Parlamento’sundan onay almıştır. Johnson’ın onay almayı başardığı antlaşmada AB vatandaşlarını direkt etkileyen en önemli madde ise Birleşik Krallık topraklarında yaşayan AB vatandaşlarının ve AB topraklarında yaşayan Birleşik Krallık vatandaşlarının zaten sahip olduğu hakların (her ne kadar 31 Aralık 2020 tarihinden sonra ufak bir değiştirme gerekse de) korunması olmuştur. Bu şekilde hukukun kesinliği ilkesi de korunmuştur.

BİRLEŞİK KRALLIK’IN AVRUPA BİRLİĞİNDEN ÇIKIŞI

30 Ocak 2020 gece yarısı Birleşik Krallık Avrupa Birliğinden resmi olarak çıkmıştır. Dünya basınında AB kurumlarının, Birleşik Krallık bayrağını gönderden indirmeleri ve dünya haritasında Birleşik Krallık’ın üstünde yanan ampulü söndürmeleri büyük yankı uyandırmıştır; ancak yine de 31 Ocak 2020 günü kimsenin hayatında bir değişiklik olmamıştır. Bunun sebebi ise Birleşik Krallık’ın 31 Aralık 2020 gününe kadar AB kanunlarına uymak zorunda olmasıdır.

Mart 2020 tarihinde ise iki tarafın gelecekteki ilişkilerini belirlemek adına müzakereler başlatılmıştır. Gelecek ilişkileri belirlemek amacıyla yapılan müzakereler sonuç buluna kadar ise bazı geçici antlaşmalara (özellikle ekonomik özelliği baskın olan antlaşmalara) başvurulmuştur. Çıkma antlaşması için gereken -en az- 2 senelik süre 3 kere uzatıldıktan sonra, gelecek ilişkileri belirlemek için imzalanacak antlaşmanın da oldukça uzun bir süre alacağını söylemek yanlış olmayacaktır. Üstelik 2020 yılının başlarında dünyayı saran bir salgın varken yapılması gerekli görüşmelerin ertelenmesi de bu süreyi muhakkak ki uzatacaktır.

Nihayetinde 31 Aralık 2020 gününde Birleşik Krallık, AB kurallarını uygulamayı tamamen bıraktığında ve “geçiş dönemi” süresi dolduğunda AB’den hem resmen hem de esasen çıkmıştır. Avrupa Birliği’nin lacivert renkli bayrağında artık 28 değil 27 yıldız bulunmaktadır.

SONUÇ

Brexit konusuyla ilgilenen birçok akademisyen, konuyla ilgili farklı farklı yorumlarda bulunmuştur. Bir kısım, bu olayın Avrupa Birliği’ni dağıtmaya kadar götürebileceğini savunurken bir kısım da bu fikre karşı çıkmıştır. Birleşik Krallık ve Avrupa Birliği ilişkisinin tarihsel incelemesine baktığımızda Brexit’in, Avrupa Birliği’ni yıkıma götürecek ilk tuğlayı çektiğini söylemek zorlama bir tabir olabilir. Nitekim Birleşik Krallık’ın her zaman diğer üye ülkelerden daha farklı ve daha avantajlı bir muamele görmüş olması, söz konusu ülkenin AB’nin içinde olduğundan çok dışında olduğunun bir göstergesidir. Avrupalı bazı akademisyenler Avrupa’nın entegrasyonuna, sahip olduğu özel muameleler yüzünden zarar verdiği gerekçesini göstererek Birleşik Krallık’ın Birlikten çıkmasını olumlu olarak bile değerlendirmişlerdir.

Diğer ülkelere kıyasla çok daha farklılaşmış bir muamele gören Birleşik Krallık’ın Birlikten çıkması, Avrupa Birliğini dağıtacak bir olay olarak görülmemelidir. Zira korona virüs salgını sırasında Birliğin üye ülkelere ettiği yardımlar ne kadar köklenmiş ve ne kadar ihtiyaç duyulan bir örgüt olduğunu göstermiştir. AB dağılacak olsa dahi bu raddede AB’nin temel prensipleri unutulmamalıdır. Bu da demek oluyor ki AB’nin, bugünkü hali ile var olmasa bile kişilerin ve malların serbest dolaşımı açısından her zaman belirli bir ağırlığı olacaktır.

            Avrupa Birliği bugün tanımladığımız şekliyle hukuki, ekonomik ve politik bir uluslarüstü örgüt olmaya devam etmese bile -yani bir takım kişilerin inandığı hali ile AB “çökse” bile- üye ülkelere kazandırdığı avantajlardan dolayı daima ekonomik ağırlığını koruyacaktır. Avrupa Birliği’nin lacivert renkli bayrağı artık 28 değil, 27 ülkeyi temsil ediyor.

SELİN TOPKAYA


[1] Bırakın Avrupa Yükselsin şeklinde çevrilebilir.

[2] Bahsi geçen münhasır alanlar Avrupa Birliği’nin İşleyişi Hakkında Antlaşma’nın 3. maddesinde belirtilmiştir. Bu alanlar: gümrük birliği, iç pazarın işleyişi için gerekli olan rekabet kurallarının oluşturulması, para birimi avro olan üye devletler için para politikası, ortak balıkçılık politikası çerçevesinde biyolojik deniz kaynaklarının koruma altına alınması, ortak ticaret politikası ile sınırlıdır.

[3] Paramı geri istiyorum”.

[4]Brexit, Brexit demektir.

[5] Avrupa Birliği Antlaşması, 50. madde, 3. fıkra: Antlaşmalar’ın ilgili üye devlete uygulanması, çekilme anlaşmasının yürürlüğe girdiği tarihte, bunun gerçekleşmemesi halinde, Avrupa Birliği Zirvesi oybirliğiyle ve ilgili üye devletle mutabık kalarak süreyi uzatmadığı takdirde, 2. paragrafta belirtilen bildirimden iki yıl sonra sona erer.

Similar Posts:

 5,510 Görüntülenme

Leave a Reply

Your email address will not be published.