Kaan EROĞUZ Yazdı: “Anlatılan Bizim Hikayemizdir: Türkiye’de Genç İşsizliği Sorunu”

Türkiye’de genç işsizliği aylar geçtikçe artmaya devam ediyor. Küresel ölçekte yaşanan COVID-19 pandemi sürecinin de etkisiyle işsizlik oranları rekor seviyelere ulaşmış durumda. Hükümet temsilcileri tarafından zaten görmezden gelinen bu gerçeklik, ancak 60 yaş üstü muhalefet partilerinin kimi temsilcileri tarafından dillendirilebiliyor. Havuz medyasının kapıları ise gençlere kapalı. Böylesi bir ortamda gençler sorunlarını ancak sosyal medyadan duyurabiliyorlardı ki “ileri demokrasi şampiyonu iktidar sahipleri ve ortakları” oradan duydukları rahatsızlıkları da sürekli dile getirerek çeşitli kısıtlamalara gideceklerini -bir caydırma sopası olarak- ısıtıp ısıtıp önümüze sunuyor. Ülke gençliğini açlığa terk ettiği gibi sorunlarını ve fikirlerini açıklayabilme kanallarını da kapamaya çalışan saray rejimi, gençlerin ekonomik sorunlarını çözmek bir yana sosyal yaşam alanlarını gün geçtikçe daha da kısıtlıyor. Ülke gençliğinin sorunlarını güncel veriler üzerinden ortaya koymak bundan dolayı önemli.

Genç İşsizler Platformu’nun TÜİK ve İŞ-KUR’a ait güncel verilerden hareketle açıkladığı rakamlara göre Ekim ayında, 15-34 yaş arası genç işsiz sayısı 2 milyon 506 bin kişiyken bu sayı Kasım ayında 2 milyon 560 kişiye çıkarak yüksek seviyesini korudu. 15-34 yaş arasında bulunan toplam 24,1 milyonumuzun ise %60’a yakını işsiz. 2019 yılında %48 oranında hesaplanan istihdam oranı 2020’nin sonlarına yaklaşırken %44,5 oranına kadar gerilemiş durumda. Yine yayınlanan verilere göre bu yaş grubunda bulunan gençlerin iş gücene katılım oranı ise %50 civarında yani ikimizden biri işgücü piyasasına katılamıyor. Genç işsizliği oranlarına eğitim düzeyleri üzerinden baktığımızda ise durum umut kırıcı. İstihdamdaki düşüşle birlikte işsizlik oranlarında görülen azalma, bizlerin umudunu kaybedip iş aramaktan vazgeçtiğimizi gözler önüne seriyor. TÜİK ve İş-Kur’un 2020 Kasım ayı oranlarına göre Yükseköğretim mezunu 5 gençten 1’i işsiz. Bu yanıltıcı oranın yanı sıra 10 milyon 974 bin genç (yaklaşık olarak Yunanistan nüfusu kadar genç) iş gücünün dahi içinde yer almıyor. Böylece 943 bin üniversite mezunu işsize ek olarak 1 milyon 315 bin üniversite mezunu iş gücünde dahi yer almayıp; işsiz sayılmayıp, iktisaden atıl durumda bulunduğu varsayılıyor.[1] Yeterli istihdam olanaklarının yaratılamaması sonucu üniversite mezuniyeti, iş garantisi sağlayamamanın yanı sıra öğrenimleri boyunca okul masraflarını karşılayabilmek için KYK kredisi almış binlerce gence borçlu işsizler ordusu olarak ayrı bir yük bindiriyor.

Ailelerinin ve kendilerinin bin bir emeğiyle eğitimlerini tamamlayan, başarılı ve ülkesine hizmet etmek için üretim sürecine katılmak isteyen biz ülke gençliği, işsizliğe veya güvencesiz, alanımız dışında ağır şartlarda çalıştırıldığımız bir angaryalığa katlanmak zorunda bırakılıyoruz. Akademik kadroların isme özel açıldığı, liyakatsızlığın ve buna bağlı olarak artan vasatlığın tüm kamu kurumlarına sirayet ettiği bir yozlaşma döneminde açlığa, borca ve ölüme terk ediliyoruz. Tabi çoğul kullanırken halk çocuklarından ve kendi öz emeği dışında sırtını “baba, dayı, amca saltanatına” yaslamayanları kastediyorum. Zira bu anlatılan onların değil, bizim hikayemiz. El üstünde tutulan, kayrılan azınlığın değil, saray avanesi tarafından nefes alabildiğine şükretmesi beklenilen çoğunluğun hikayesi. Ancak hikayenin sonu böyle bitmeyecek elbet. Kamu kaynaklarının kamunun yararına, halk çocuklarının nitelikli eğitim ve kendi uzmanlaşma alanlarında istihdamına yönelik kullanılacağı, liyakatın kamu kurumlarında yeniden tesis edileceği, Cumhuriyet Türkiye’sinin bir nihai hedefi olarak daha özgür ve daha eşit bir Atatürk Türkiye’sinin inşa edileceği günlerde kalem yine ülke gençliğinin, bizlerin elinde olacak.

İktidarın her öğretim yılı başında değiştirip dönüştürdüğü eğitim politikalarına rağmen elde edemediği “uysal-itaatkar gençlik projesinin” özeleştirisini “eğitim alanında istediğimiz seviyeye gelemedik” diyerek vermesi, gençliğin ekonomik talepleriyle siyasal muhalefette baskın bir aktör konumuna gelmelerinden duyduğu endişeden kaynaklanıyor. Bu süreci hızlandırma, toplumsal sorunları tekil muhalefet söylemlerinin ötesine taşıyıp yukarıda vurguladığımız liyakatın ön planda olduğu bir ülkenin inşasına kanalize etme noktasında Kemalistlere de önemli görevler düşüyor. Kemalizmin kendini toplumsal onay üzerinden genelleştirmesi, hegomonik bir söylem ve pratik kurabilmesi ancak genç işsizliği gibi ülkenin somut sorunlarına getireceği yorum ve çözüm önerileriyle gerçekleşebilecektir. Bu bakımdan 20 yıla yaklaşan AKP iktidarında bir “etki-tepki olayı” olarak gençliğin cumhuriyet değerlerine daha sıkı sarılması, Kemalizmi canlandıracak kanonlardan birini de oluşturmaktadır. Dipten gelen dalganın Cumhuriyet’in 100. Yılına yaraşır bir hikayenin satırbaşındaki yerini alması Kemalizmin bu toplumsal muhalefeti söylemsel bazda işleyebilme, pratik alanda ise örgütleyip harekete geçirebilme performansına bağlı olacaktır.

Kaan EROĞUZ


[1] Genç İşsizler Platformu Kasım 2020 İşsizlik ve İstihdam Raporu için bknz: https://gencissizler.files.wordpress.com/2020/11/bulten-kasim-2020.pdf

Similar Posts:

 9,149 Görüntülenme

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir