İrem Yılmaz Yazdı: “SİYASET PSİKOLOJİSİ VE ÖZ YETERLİLİK”

POLİTİK PSİKOLOJİ

Politik psikoloji, analitik psikolojinin temellerine dayanan, politik meselelerin psikolojik köken ve yansımalarını inceleyen, insan duygu, düşünce ve davranışlarının bu temelde siyasi hayata etkilerini konu alan bir bilimsel disiplindir. Sosyal aciliyet ve toplum psikolojisi hakkında hassas olan politik psikoloji,  psikolojik teorileri siyasal olaylarla bağdaştırır, içeriğinde evrensel psikoloji ve analitik psikoloji metodları barındırır. Bu disiplinin başlangıç noktası Frankfurt Sosyal Araştırma Enstitüsü’ne dayanır. Erich Fromm, Herberst Marcuse, Theodor W. Adorno  gibi insanların klasik psikanalize dayalı felsefeleri sonucunda gelişim gösteren bir disiplindir. Özellikle Wilhelm Reich, Sovyet toplumunda demokrasinin gelişimi ve buna yönelik kitle davranışları ve psikolojisine bağlı çalışmalar yürütmüştür.

Psikolojide olduğu gibi politikada da insan davranışlarının ehemmiyeti büyüktür ve bu davranışların ön plana çıkmaması imkansızdır. Olaylar ve olgular karşısında belirli sözel ya da davranışsal içerikler doğrudan kitleleri ve bireyleri yönlendirir, onları harekete geçirir. Bu nedenle siyaset biliminin ve psikolojinin kesişmemesi kaçınılmazdır. Toplumların ve ulusların da tıpkı insanlar gibi olaylar ve olgulara karşı tepkileri mevcuttur. Tıpkı insanlar gibi toplumlar da travmatize olabilir, korkabilir, öç alma duygusuyla dolabilir. Erich Fromm’a göre her toplumun sadece ekonomik ve politik değil, psikolojik bir temeli de vardır ve psikoanaliz aracılığıyla kitlenin beklenen ya da beklenmeyen her davranışı göstermemesinin nedenleri anlaşılabilir. Fromm bu çözümlemenin siyasete farklı bir bakış açısı sağlayabileceği, yön gösterebileceği düşüncesindedir. Psikoanaliz bu durumda toplumda neler olup bittiğinin, bir toplumun psikolojik temellerinin çok boyutlu anlaşılmasında yardımcı bir etken olabilir.

Wilhelm Reich, Fromm’un psikoanalize dair düşüncelerine daha farklı bir bakış açısı getirir. Reich politika ve psikoanaliz ilişkisini grev örneğiyle açıklar.

“. Grev sadece sosyolojik değil, aynı zamanda psikolojik bir temele sahiptir. İşçilerin greve gidebilmesi için sadece ekonomik zorluklar ve kötü çalışma şartları yeterli değildir; grevi yürütecek ve varsa eğer tehditleri karşılayacak bir psikolojiye de sahip olunması gerekmektedir.”(1)(Tarih Araştırmasında Psikoanalizin Kullanımı, 1934 syf 181-195.)

Reich’e göre de grev örneğiyle, işçilerin sadece ekonomik zorluklar ve kötü çalışma şartlarını göz önünde bulundurarak greve gitmeleri yeterli değil, greve gitmeleri için grevi yürütecek ve eğer varsa greve karşı tehditleri karşılayacak psikolojiye de sahip olmaları gerekmektedir. Bu bağlamlardan çıkarabileceğimiz sonuç politikada atılan her adımda psikolojik bir temel yatar ve kitle buna göre hareket eder.

POLİTİKADA ÖZ-YETERLİLİK

Politikada politikacıların belirli sorumlulukları vardır, bu sorumlulukları layıkıyla yerine getirdiklerinde başarıya ulaşabilirler. Böyle bir başarıya ulaşabilmesi için de bir politikacının öz yeterlilik kavramına sahip olması, ve bunu benimseyerek politik adımlar atması gerekmektedir.  Öz yeterlilik kavramı, bireyin karşılaşabileceği güçlüklerde, kendi adımları ve düşünceleriyle olayların üstesinden gelip gelemeyeceğine ilişkin kendine duyduğu inanç, kendi bireyselliği hakkındaki yargısıdır. Albert Bandura, 1960’ların başında ortaya koyduğu çalışmalarında öz yeterlilik kavramını şu şekilde tanımlar;

“Bireysel öz yeterlilik algısı bireyin becerilerine değil daha ziyade işleyen siyasal zemin gibi alanlarda bir eyleme geçmeyi ve o eylemi sürdürmeyi sağlayan kişisel yeteneklerine dair inançtır.” (2) (Bandura, 1986; Senemoğlu, 2015, syf 234)

Pingre’ye göreyse politikada öz yeterlilik, kişinin siyasi süreçlere aktif katılım yeteneğine güvenmesi duygusudur. Siyasi hevesleri yüksek bireyler, oy verme, mitinglere katılma, gazetelerde ya da dergilerde siyasi yazılar kaleme alma gibi, demokratik toplumlarda sergilenen aktivitelere katılmaktan çekinmezken, politik yeterlilik  hevesi ve bununla bağlı olarak yeterliliği düşük olduğunda bireyler, siyasi güç olaylarından ve olgularından uzak kalmaya ve bu olaylar ve olgulara ilgisiz kalmaya çok daha yatkın olabilmektedirler.

Bu noktadan bakılırsa en kısa tanım ile politik öz-yeterliği; bireyin, politik alanda yaptığı eylemlere dair kişisel yeteneklerine inancı olarak tanımlamak mümkündür.

Bireylerin başaramayacaklarını düşünmeleri ve bundan ötürü siyasal çalışmalara etkisiz ve yetersiz kalması bireyin psikolojik temellerine hatta bireyin egemenlik psikolojisiyle kendini büyük ve bitmez bir baskı altında hissetmesinden ötürü politik öz yetersizliğe sebep olabilmektedir.

Bu nedenle bir ulus ve devlet için önemli olan nokta, siyasette öz yeterlilik kavramının bireylere aşılanması ve güven duygusu verebilmektir. Bunun sağlanması için de yol gösterici olunmalıdır.

NSDAP ekonomik programı ya da siyasi programı sayesinde değil, Alman halkının bizzat duygularına ve bilinçaltına hitap ederek iktidara gelmişti. Hitler’in bu stratejisi 2. Dünya savaşı sırasında toplama kamplarında, bilinçaltındaki birey oluşumuna katkı sağlayan insani duyguların ve öz yeterlilik kavramının birebir zedelenmesiyle vahşice gerçekleşen olayları doğurmuş ve tarihe böyle kazınmıştır. Başka bir örnekle ülkemizi ele alacak olursak, 12 Eylül 1980 askeri darbesi ile Türk ulusuna mensup birçok birey bu dönemde işkencelere maruz kalmış, öz yeterlilik kavramı yerle bir edilmiş, ötekileştirilmiş ve bunun dahilinde apolitikleşmeye maruz bırakılmıştır. Diğer taraftan, insanın yaşama bağlılığı ve yaşam doyumluluğu kavramlarıyla bu noktayı ele almak gerekirse, Kurtuluş Savaşı gibi onurlu bir mücadelede Başkumandan Mustafa Kemal Atatürk kitlelerin bilinçaltlarına verilecek mesajları bu dönemde kitlelere özgüven aşılayarak, kişisel yeteneklerine olan inançlarını kuvvetlendirerek şanslı bir tarih yazılmasında en büyük yol gösterici olmuştur. Ülkemiz bu onurlu mücadeleyi ulusun bilinçaltına öz yeterlilik kavramıyla yaklaşarak kazanmış ve bireylere yol gösterici olabilmeyi başarmıştı. O zamanki zor şartlar altında ulusun öz yeterlilik kavramı güçlendirilip, halkın reaksiyon göstermesi ile Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur. Böyle bir mesaja Türk halkının şu zamanda da ihtiyaç duyduğu malumdur. Bunun için harekete geçip halkın duygularına ve bilinçaltına hitap etmek gerekmektedir.

İrem YILMAZ

Similar Posts:

 6,209 Görüntülenme

Similar Posts by The Author:

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *