Hüseyin Özdemir Yazdı: “Kemalizm’in Putları: Aydın, Anlatı ve Öğreti Sorunu”

Neden bu yazı ele alınıyor?

Bu yazı geçtiğimiz aylarda yapılan Büyük Kemalizm Kurultayı’nın, her Kemalist genç gibi, idealist bir genç olan bana verdiği büyük mutluluğun yanında; endişemi, heyecanımı, isteğimi artırması üzerine ele alınıyor. Bu yazı, içinde yarına dair umutlar besleyen, Gazi’nin yolunda yürümek isteyen, aklı başında ve “yalnızca Kemalist” olanların bakışını anlatmak için ele alınıyor.

Aydın Sorunu nedir?

Aydın sorunu olarak adlandırabileceğim sorun, esasen yalnızca Kemalizm’in sorunu olmamakla birlikte bizim için çok önemli ve çözüme ulaştırmada öncelik vermemiz gereken bir sorundur. Çünkü Kemalist aydın sayısı mevcut durumda tam olarak, maalesef sıfır. Bu bir karalama değildir bu arada, bunu belirtmeliyim, çünkü böyle algılayacaklar olacaktır. Bahsettiğim şey yalnızca şudur: eğer dünün Kemalist aydın adayları, öldürülenlerin meşalelerini ellerine alıp yürümeye devam etme cesareti gösterebilselerdi, bugün bu mesele biz gençlerin sırtlanması gereken bir mesele olmak zorunda kalmayacaktı. Eğer bu kişiler, milletin ortalama insanına bu fikri anlatabilseydi, milleti Gazi’nin sönmez ışığı altında birleştirebilseydi, memleketin dahili ve harici düşmanları ile başa çıkabilseydi, bugün biz gençler, bu var olma savaşının ortasında kalmak yerine varlığımızı muasır medeniyetlere ulaştırmayı düşünmekle uğraşabilirdik. Ancak ne yazık ve ne mutlu bize ki; bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığı, onuru ve yarını için savaşmak bize düştü. Tam olarak yüz yıl sonra, yeniden ve yüksek sesle diyoruz ki “Evet, bir şey yapacağız!”. Çünkü zaten bir avuç aydınımız yok edildi ve yerlerine geçecek olanlar, geçmesi gerekenler üstlerine düşen görevi layığıyla yerine getiremediler.

Anlatı ve Öğreti Sorunu Nedir?

  • Anlatı

Kemalizm, pratiği teorisinden önce oluşmuş hatta bir bakıma teorisi de tam oluşmamış, reaktif bir devlet ideolojisidir. Burada devlet ideolojisine küçük bir parantez açmam gerekirse, Kemalizm devlet tarafından yaratılmış bir ideoloji değildir, kastım Kemalizm’in devleti yarattığıdır. Dolayısıyla anlatısı da bir doğum sürecini andırır. Kozmopolit bir imparatorluğun asli unsurunun bir modern devlet çatısı altında birleşmesi süreci, Kemal’in, Kemalcilerin, Kemalistlerin yol göstericiliğinde ve aksiyonlarında şekillenmiştir.

Burada bir noktaya değinmek istiyorum; Kemalizm’i kısır, manasız ve açıkça modern Türk medeniyetinin varlığıyla problemi olan Merkez-Çevre teorisi tartışmalarında değerlendirmek yerine bir doğuş olarak değerlendirmek daha doğru sonuçlar verecektir. Zira bu anlatı bir “çatışma” anlatısı değildir, bu anlatı, içerisinde hayal ürünü bulunmayan bir yaratılış destanıdır.

  • Öğreti

Kemalist öğreti, bir çeşit medeniyet öğretisidir. Aforizma ile başlamamdan ötürü anlaşılır kılmak adına bu şekilde devam edeceğim; doğmuş olanın yürümesi, konuşması, iletişim kurması vs. yaşamını sürdürdüğü müddetçe gerekliliktir ve bir olgudur. Kemalizm’in öğretisi ise kaçınılmaz bu olguların “Nasıl?” sorusunun cevabıdır. Bu noktada Kemalizm araçlık vasfı kazanmıştır çünkü ortada belli belirsiz de olsa bir hedef vardır ve dostun-düşmanın bildiği gibi bu hedef muasır medeniyetler seviyesidir. Ben bu durumu naçizane bir dönem Gazi’nin yol arkadaşlığı da ettiği Ömer Seyfettin’in, “Kızılelma Neresi?” hikayesine benzetirim. Öğreti bir hedefe hizmet eder. O hedef, “aklın ve bilimin ışığında en iyiye ulaşmaktır”. Bu noktada Kemalizm, yerelde bir sınıf ayrımına düşmez, mümkün olduğu müddetçe denge unsuru barındırarak, olması gerekenin olması gerektiği yerde ilerlediği bir temel öğretiye sahiptir. Bu durum, bugün yokluğunu iliklerimizde hissettiğimiz “liyakatin” ta kendisidir.

Meselenin sorun kısmına gelirsek, ki anlatı ve öğreti sorun kısmında birleşecektir, Kemalizm’in şekillendirdiği çağdaş ve yüksek kültürlü kimliğin günümüzde can çekiştiğini görmekteyiz. Burada başlıca sorun olarak eğitimi görmekteyim, çünkü son öğretmen nesli belli ki can havliyle bizi yetiştirmiştir. Bu noktada önemli bir tahlil vardır ki, kardeş nesillerimiz arayıştadır; medeniyet arayışındadır, özgürlük-eşitlik arayışındadır, çağdaşlık arayışındadır. Yanı sıra en az bunun kadar değerli olarak görebileceğimiz kurumların ölümü vardır, kurumlarımız öldürülmüştür. Kurumlarımıza sahip çıkanlar da öldürülmüş, geriye yalnızca kısık sesler ve putlardan medet ummak zorunda kalan biçareler kalmıştır. Anketlerde rastlamaktayız, millet toptan olmasa da ekseriyetle Atatürkçüdür, kendisine ve Gazi’ye düşkündür. Dolayısıyla “fikrin” “Ne?” olduğunu, medeniyet yolunu yeniden anlatmak ve öğretmek görevi üzerimizdedir. Çünkü bizden öncekiler başaramamışlardır, anlatmakta ve öğretmekte eksik kalmışlardır. Ve dikkat çekmek isterim ki; buradaki “biz”, bir zümre değildir, bir “üst sınıf” değildir, bizzat her Kemalist’tir. Kendisini ve toplumun durumunu dert edinen herkestir.

Kemalizm ve Nüfusu

Sorular, sorular, sorular… Kemalizm nedir, Kemalist kimdir? Kemalizm; altı temel ilkeye sahiptir ve bu temel ilkeler doğrultusunda da alınabilecek “en faydalı ve doğru” aksiyonların tümü Kemalizm kapsamındadır. Fakat mesele şudur ki; zaman değiştirir, önemli olan zamanın neyi değiştiremeyeceğidir ki, zaman olanı değiştirmez.

“Kemalist kimdir?” sorusunun cevabını ise henüz veremiyorum ancak bir şey söylemem gerekirse o da şudur ki; politik olarak ideolojiye yaklaşımı ne taraftan olursa olsun, altı temel ilkeyle problemi olmamakla birlikte zamanla yumuşatılma veya dönüştürülme çabası içine girişilmiş bu ilkeleri, pratikteki manalarını okuyarak kabul edebilen kişilerdir diyebilirim.  (Çok orta yolcu bir anlam olduğunun farkındayım fakat yazının ana temasından kopmak istemediğimden kısaca açıklamayı uygun buldum. Zira yazının bütününde bu kısa açıklamanın ne demek olduğu anlaşılacaktır.)  

Bu kapsayıcı ifadeye rağmen Kemalistlerin nüfusu “Atatürkçüler” kadar değildir. Gazi’yi sevmekle yolundan gitmek arasındaki fark, nüfus farkını belirler. Yolun sabit olmayışı da dönemine göre nüfustaki dalgalanmayı açıklar. Bugün, milletin politik karakteri belirsizdir. Bu sebeple yarının Kemalist nüfusu, bugünün çabalarıyla eşleniktir.  En nihayetinde millet bir gün gerçekten düşeceğini veya düştüğünü gördüğünde gideceği yol Gazi’nin yoludur. Ve biz bu yolun temsilcileri olarak, dünün düşkünlerinin aksine başarmak ve bugünün putlarını devirmek zorundayız.

Kemalizm’in Putları Kimlerdir?

Bu putlar, bahsettiğim başarısız adaylar yerine meşaleyi eline almış görünenlerdir. Bakınız, söylemek istiyorum; Ata bir fikirdir. Bu fikri, tarihi geçmiş bir hikaye gibi anlatanlar, hayatında ağladığı nadir görülmüş bu fikrin yasçısı gibi bekleşenler Kemalizm’in putlarıdır. Bunlarla birlikte, kendi mahallelerinden yüz bulamamış, millete-medeniyete yabancı ve hezeyan dolu beceriksizler, bu müstesna fikrin zırhı altına girip, mahallelerinde yüz bulmayan zırvalamalarını konuşma ve anlatma fırsatı bulmuşlardır. Ve bahsettiğim gibi, ölenler ve ölenlerin ardından yürümeyenler, bu beceriksizleri Kemalistler için putlaştırmıştır.

Pratik mi, Teori mi?

Evet, bilindiği üzere Kemalizm kesin bir teoriye sahip değildir zira ideolojinin yol göstericileri uygulamalardan teoriye vakit bulamamıştır. Bu eksikliği, bugün Kemalizm’i kendi ideolojik ajandasına sokmakla memur putlar karşısında fazlasıyla hissediyoruz. Soru esasında şudur, Kemalizm’e bir teori yazılabilir mi? Bu noktada aklıma yalnızca Gazi geliyor. Bugün bir “putlar” problemiyle karşı karşıya isek, meselenin -ebilirliği hakkında düşünmek lüzumsuzdur, yazılmalıdır. Zor kısım ise yine en Kemalist biçimde verilmiş bu kararı hayata geçirmektir, nihayetinde biz, “O” değiliz, nasıl yapacağız? Hele ki böyle bir dezenformasyon içerisinden bu ideolojiyi nasıl çekip çıkaracağız? Bilmiyorum, fakat halledeceğiz.

Putlar Ne İşe Yarar? / Kemalizm’de Cemaatçilik

İlk paragrafta belirttiğim gibi bir Kurultay düzenlendi (Tekrar burada emeği geçenlere ve öncülük edenlere şükranlarımı sunuyorum). Yanılmıyorsam serbest kürsü vakitlerinden ilkinde bir arkadaşımızın, bahsettiğim putlara karşı samimi bir duyguyla eleştirisi aklımda yer edindi: “Siz beni bulup Kemalist yapmadınız, ben sizi buldum”. İşte sayın okur, putlar bu işe yara ve gördüğünüz gibi, bugün bana, bunu söyleme ve yazma imkanı verenler de elbet bir şekilde çıkar. Putların, kendi geçimleri ve yaşamlarındaki vasatizmi muhafaza etmekten başka derdi olmayışının özeti bu cümledir. Oysa Kemalizm’den, Kemal’den hakkıyla bahsetmek arzusunda olanlar, şüphesiz ki aksiyon alanlardır. Fikri, kendi vasatlık ve başarısızlıklarında sabitlemeye çalışanları görüyor ve artırıyoruz, özünün kırmızı çizgilerini koruyan, farklı yönlere dağılarak pasifize olmak yerine 21. yüzyıl Türkiye’sinde iktidara yürüyebilecek bir Kemalizm mümkün.

“cemaatçilik” ifadesinin maksadı şudur, değindiğim üzere teorimiz olmadığından ve Gazi’nin pratiği ekstrem bir pragmatizm barındırdığından, duygusal komünistler ve üniforma sever faşistlerin bir noktada durağı her zaman Kemalizm olmuştur. Sayın Paşa’m sağ olsun, bize o kadar geniş bir yelpaze bırakmış ki, bu iki uç biraz yumuşadığında, kendisini meşrulaştırmak adına sığınılacak liman olarak, “bizden biri” gibi tanımlayacak bir yol, ama saçma ama mantıklı, bulabilmiştir. İşte bu noktada da “cemaatleşmeye” rastlıyoruz. İki taraf da birbirine en zıt noktalara oturup Kemalist olmak iddiasında bulunabiliyor ve kendi içerisinde cemaatleşebiliyor. Bu durum, dönemsel olarak tarafların baskınlığına göre ideolojiyi o veya bu şekilde bir tarafa çekebiliyor. Daha beteri, bugün bize daha makul “faşistler” veya “komünistler” miras bırakabiliyor. Oysa ki Kemalizm, yani Kemalist devlet, Platon’un ideal devlet yapısının bazı kesip biçmelerle uygulanışı olarak görülebilir.  

Atatürk bir dâhidir ve Türk milleti zekidir. Açıkçası her ne kadar geç veya güç olursa olsun, “gerçeği haykıranlar” elbet ortaya çıkacaktır.

Similar Posts:

 760 Görüntülenme

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir