Feridun Öncel Yazdı: “PSİKOLOJİ ALTINDA CORONA VİRÜSÜN SANAYİ ÖĞRETİLERİ”

Coronavirüs benzeri gibi bir pandemi, insanlığın nadir karşılaştığı olaylardan biri olarak bahsedebiliriz. Bu pandemi ülke, zenginlik, ırk, cinsiyet ayırt etmeden Dünya’da birçok kişiye bulaştı. Tüm ülkelerde çeşitli şekillerde önlemler alınmaya çalışılsa da ne yazık ki kontrol altına alınabilmiş değil. 26 Nisan 2020 tarihinden de konuşacak olursam da belki 2-3 ay daha kadar daha alınan önlemler çerçevesindeki kurallara uymaya devam edeceğiz. Bu yazı içerisinde korona virüsünün etkilerini sıralamaya çalışsam eminim ki oldukça uzun bir yazı oluşur, bunu yapmayacağım. Fakat öğrencisinden çalışanına, küçük çocuğundan en yaşlısına kadar her birimizin en az 1 kere aklına gelmiş bir soru mevcut; “Bu süreçten sonra Dünya nasıl bir yer olacak?”.

Ben bir makine mühendisliği öğrencisiyim, mezuniyetime aylar kaldı. Prototip üretimi yapmamız gereken bitirme projesini bile grup arkadaşlarımla birbirimizden uzak nasıl üretebiliriz konusunu tartışırken insan ister istemez gireceği sektör ve bilimin evrileceği nokta hakkında öngörülü şekilde davranışlarda bulunmayı istiyor. Okuduğum bölüm itibariyle etrafımda birçok yeni mezun mühendis arkadaşım, birçok sektörde deneyimli mühendisler bulunuyor. Yaşadıkları zorlukları görmek veya duymak bu sebeple çok zor olmuyor. Optimistik yapıda bir insanım, bu sebeple yaşadığımız bu zorlu süreçten bir ders çıkararak belli öngörülerde bulunmayı hedefliyorum.

Her şeyde olduğu gibi bu öngörüde bulunmayı yaparken de 2 temel faktörü göz önünde almaya çalışacağım; ders çıkarmak ve geleceği kurgulamak açısından tarih, insan davranış ve düşünce sistemini temel alan psikoloji. Mühendisliğin temel ortaya çıkışı var olan bir problemi çözmeye yöneliktir fakat şu da bir gerçektir ki sahip olduğumuz tüm problemlerin sebebi de yine bizleriz. 1943 yılında Amerikalı psikolog Maslow, insanlığın ihtiyaçlar hiyerarşisi adı altında teori ortaya attı. Kendi görüşümce oldukça doğru ve mantıklı bulduğum bir hiyerarşidir. O da şu şekildedir;

Bu hiyerarşi içerisinde ilk basamak insanlığın tıpkı ilk başlangıcındaki gibi nefes alma, yemek yeme, giyinme gibi temel ihtiyaçları temel alır. Bunlar tamamlandıktan sonra da kaynaklar, sağlık, iş bulma gibi güvenlik ihtiyacına sıra gelir, tıpkı ilk devletlerin kurulması gibidir. Dünya bu 2 adımını yıllar hatta çağlar içinde tamamladıktan sonra iletişimi en ön planda olduğunu düşündüm aile kurma, arkadaş olma, sevme ve sevilme ihtiyaçlarını da Dünya’nın iletişiminin artması, nüfusunun artması gibi faktörlerle tamamladı diye düşünüyorum. Elbet ki genel konuşuyorum. Hem kişisel açıdan hem de devletler açısından bu şemayı elbet ki tamamlamamış/tamamlayamamış kişi/devlet illa ki olacaktır.

4.sırada yer alan saygı görme konusu ise ekonominin Dünya üzerinde şekillenmesiyle en çok kendini gösterdi diye düşünüyorum. Son adım olan kendini gerçekleştirme ise bugünkü Dünya içerisinde hem insanlar hem de devletler açısından “kan gölü” olaylarının yaşanmasının ana sebebi diye düşünüyorum. Ego kontrolü zor bir olaydır, insanlar olgunluk anlamında kendini ne kadar geliştirdiğiyle; devletler de bu noktada bilim, teknoloji ve ekonomik alanlarda kendilerini ne kadar geliştirdiğiyle ölçülürler.

     Sanayi devriminden itibaren bahsetmeye çalışırsak devletlerin amacı savaşta ya da ekonomide kendilerini öne geçirecek bir problemin çözümünü ortaya koymaktı. Uzak mesafeleri kat etmek için araba, tren, uçak ya da mektup yerine telefonun icat edilmesi gibi denebilir. İşte bu noktada hem Maslow piramidi hem de tarihin bizlere mühendislik anlamında öğrettiği şey şudur; “Görmeyeni görmek, bakılmayana bakmak, taklit değil özgün olmak, bugünü değil yarını planlamak gerek”

     Corona özellikle bugünü düşünen sanayileri tek tek yıkıma uğrattı hala daha uğratıyor, yarını planlayan sanayi ve sektörleri ise yarın içerisinde tutmaya devam ediyor. Bunu da şu şekilde örneklendirelim; 21.yy’ın teknoloji gereksinimleri doğrultusunda akıllıca yatırım yapan şirketler geleceği tasarlayıp endüstri 4.0’a yöneldi. Nedir bu? Otomasyon, yazılım, üretim teknolojisini içine katarak insan faktörünü olabildiğince az içeren; daha az maliyetli, daha az yer kaplamalı, daha az enerji tüketimli, daha hızlı üretilen bir sistemi kurabilmektir. Diğer deyişle teknolojiden yararlanarak insan faktörünü indirgeyerek verimlilik konusunda optimizasyon yapabilmektir. Türkiye içerisinde endüstri 4.0 ya da endüstri 4.0’a yakın sistemli işleyen ne yazık ki çok az fabrika var. Bu şirketlerin kurdukları optimize sistem sebebiyle coronadan oldukça az etkilendiğini görebiliyoruz. Bu durumu ben matematikle benzeştiriyorum. Optimize etmek bilinmeyen faktörleri indirgemeye bağlıyorum. Bir matematik problemi içerisinde 5 bilinmeyeniniz varsa 5 denklem kurmak durumundasınız. Burada da bilinmeyenlerinizi ne kadar aza indirgerseniz o kadar az zaman o kadar az denklem ve o kadar da az probleminiz oluşmuş olur. Bu sebeple coronanın sanayi açısından bizlere ilk öğretisi “faktörleri indirgemek” olduğunu düşünüyorum.

     Şimdi diğer bir duruma bakalım; günümüzde yaşadığımız durumda her birimiz evlerde kalmaya çalışıyoruz. Dünya çapında üretim durma noktasına geldi, insanlık olarak ultra bir tüketim dönemi içerisindeyiz. Bu tüketim çılgınlığından kast ettiğim şey ise enerji. Sabahleyin TV izliyoruz, telefon ya da bilgisayarlarımızdan ders takip ediyor ya da iş yürütüyoruz. Normal zamanlarımıza oranla daha çok elektrik harcıyoruz. İnsanlar işleri ve ekonomik durumları bir yana ülkeler kendi arasında enerji konusunda birçok soru işaretine yönelmiş durumda. Geçmişte de günümüzde de gelecekte de değeri kaybolmayacak bir şey varsa o da Dünya’daki insanlığın sahip olduğu enerji ihtiyacıdır. Türkiye gibi güneş zengini, rüzgar zengini, maden zengini bir ülkenin kendi kaynaklarıyla dönüştürülebilir enerji kaynaklarına yatırımını ve teşviklerini artırması sanıyorum ki bu süreç sonrası başta kendi hükümetimiz olmak üzere herkesin aklına dank etmiş olur. Atalarımız “Sakla samanı, gelir zamanı” demişler ya da “Ak akçe, kara gün içindir” demişler. Enerjisi konusunda kendi kendimize yetebilen bir ülke konumuna gelmiş olabilseydik bu felakette ekonomimiz en azından enerji ihtiyaçlarından etkilenmemiş olurdu. Enerji sebebiyle etkilenmeye bakmak istersek de pandeminin ülkemizde başladığı Mart başlarından 26 Nisan tarihine kadar olan enflasyonu göz önünde bulundurursak sanıyorum ki demeye çalıştıklarım anlaşılacaktır. Coronanın sanayi açısından bize ikinci öğretisi “Enerji ve depolama, kara gün içindir.”

     Sanayi açısından birçok noktadan değerlendirmeye açık bir konu hakkında yazıyorum. Elbet ki birçok faktör değerlendirilebilir ama 3 temel faktörü; teknolojik gelişmişlik, enerji yatırımları ve yazılımsal ilerlemişlik olarak sınıflandırmak bana daha temel gelmişti. Bu sebeple coronanın sanayi açısından bizlere son öğretisi yazılımsal ilerlemişlik olacak. Kendi açımdan konuşursam; savunma sanayi, ısıtma-havalandırma sektörü ve enerji sektörü içerisinde birçok dostum ve mühendis büyüklerim bulunmakta. Onların yaşadıklarından da şunu gördüm ki yazılım sektörü bu felaketten en az etkilenen sektör oldu. Çünkü coronanın ilk adımında belirttiğim “faktörleri indirgemek” öğretisini belki de uygulayan en iyi sektör olmasından dolayıydı. Ofislerine gitmeden evlerinden hatta yataklarından bir bilgisayarla çalışabilen onlarca IT sektörü çalışanı işlerini hala yürütüyor. Maaşlarını hala alıyor ve gündelik yaşamlarına sadece ofis yerine ev değişikliğiyle devam ediyor. Şu günlerde her birimizin yöneldiği Skype, Zoom, Microsoft Teams ya da onlarca çeşit oyunların yazılımsal bir şirketleşme temelli olduğunu söylemeye zaten gerek yok. Özellikle şu son 3 yılda artık yazılımlar da yeterli olmamaya başladı. Günümüz yılları itibariyle yapay zeka, yazılımsal gelişimin öncüsü sayılabilir. Buna Elon Musk’ın insan sinirleri ve bilgisayar bilgisi üzerine araştırma yapıp bunları birleştirmeyi amaçlayan NeuraLink şirketi örnek sayılabilir. Coronanın bize sanayi açısından 3.öğretisi şu oldu; “Gerçek zekalar, yapay zeka ile kazanacaktır.”

     Atatürk; “İstiklal göklerdedir” derken bir vizyonu vardı. Onun vizyonu 1930’lar teknolojisinde en ileri sanayi üretimi olan uçak üretimi ve havacılık konusunda ülkenin iyi bir konuma gelmesi böylece de ekonomik anlamda refaha ulaştırabilmesiydi.

     2020 Türkiye’sinden bir vizyon oluşturalım. Bizlerin yazılımsal donanımla, faktörleri indirgeyerek, enerjiyi düşünen sistemlere ihtiyacımız var. Bunlar bizim geleceğimiz, bunlar bizim ülkemizi refaha taşıyabilecek mühendislik bakımından ana katmanlar diye düşünüyorum. Her şeyden evvel bugünü değil, yarını planlayarak yaşamalıyız. Eğer ki ülkece batmamak istiyorsak, Maslow piramidinde en tepe nokta olan kendimizi gerçekleştirmek istiyorsak bunun yolu sanayi ve ekonomiden geçmektedir. Bu ülke bunu yapabilecek potansiyeldedir, yeter ki şans verilsin.

Feridun ÖNCEL

Similar Posts:

 9,437 Görüntülenme

Similar Posts by The Author:

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *