Ezgi Büyükkayın Yazdı: “Sandığa Giderken”

Sandığa giderken taşıdığımız psikoloji, seçimlerimizde ne ölçüde etkilidir? Bu soru araştırılmış ve bu kapsamda birçok teori üretilmiştir.

 Seçmen oy verme davranışını gerçekleştirirken, içinde yaşadığı hayata, durumlara bağlı olarak geliştirdiği farklı psikolojiler bulunmaktadır. Herkes, çevrelerindeki kişilerin siyasete ve oy vermeye karşı tepkisinin, bakış açısının, yaklaşımının farklı olduğunu gözlemlemiştir. Bu konuda üretilen birçok teoriden en çok kabul görenleri ise şöyledir: Sosyolojik model, Parti kimliği modeli, Rasyonel model ve Dominant ideoloji modeli.

 Sosyolojik model, bireyin sosyal çevresinin etkisiyle oy verme davranışı geliştirdiğini söyler. Birey, siyasi olarak içinde bulunduğu grubun davranışlarına göre hareket etme eğiliminde olur. Burada bahsedilen grup, sosyo-ekonomik sınıf, dini inanç, cinsiyet, etnik ve bölge temelli gruplardır. Bu bakış açısında, aktörler, bireylerden ziyade gruplar olarak görülür. Amaç siyasi partiler için kişileri değil grupları kazanmaktır. Oy verme veya oyun rengi gibi kararlar, kişiler tarafından değil; kolektif olarak grup tarafından alınır. Önemli olan birey değil gruptur ve bundan dolayı, kişisel tutum, değerler ve rasyonel değerlendirmelerin de oy verme kararında etkisi yoktur. Seçmenlerin parti tercihleri dini bir aidiyet ve vazgeçilmez alışkanlıklarmış gibi tanımlanır ve seçmenlerin her bir seçimde kullandığı oy, bu değişmez kimliğin bir teyidi olarak görülür (Akgün, 2002: 25). Bu noktada bireyin apolitik olduğunu ve sadece bir uyma davranışı geliştirdiğini söyleyebiliriz. Bu duruma örnek olarak, işçi partisini ya da doğu bölgesindeki Kürt hareketini ve oy verme şeklini gösterebiliriz.

 Parti kimliği modeli, bireyin oy verme davranışının çocukluktan öğrenildiğini ve bu durumda birey ailesinin oy verme davranışına körü körüne sahip çıktığını savunur.  Burada çok yüksek bir bağlılık söz konusudur. Birey bir karar sürecinden geçmez; zaten yönü bellidir. Takım tutar gibi parti tutma davranışı görülür ve birey kendisini partisiyle tanımlar ve partiyi kendi partisi olarak görür. Bu davranışa sahip bireyler, yaşanan karmaşık siyasal olayları da kendi partilerinin görüşlerine göre yorumlayarak değerlendirirler. Bu modelde birey partiyle özdeşleşmiştir ve partiye psikolojik bir bağlılık duymaktadır. Ayrıca, bireyin bir partiyle hukuksal bir bağın bulunması zorunlu değildir. (Özer ve Meder, 2008: 32). Bu modelde, çoğu seçmen, bütün hayatı boyunca aynı partiye bağlı kalmaktadır. Bir gurur cümlesi olarak, “Biz nesillerdir CHP’liyiz” lafının söylenmesi, akla bu modeli getirir.

 Rasyonel model, oy verme davranışının hiçbir duygusal bağ olmaksızın tamamen partilerin sunduğu seçim propagandalarına bakılarak gerçekleştiğini kabul eder. Bu durumda, seçmen bir partiye bağlılık hissetmez, sadece vaatler veya icraatlar ile ilgilidir. Diğer modellerden farklı olarak burada bireysel karar alma hali vardır. Amaç kar maksimizasyonudur. Birey, kendi çıkarlarını gözeterek partileri değerlendirir. İktidarda bulunan parti için partinin geçmişteki eylemlerine bakar, diğer partiler için partilerin gündemlerini, vaatlerini, yaklaşımlarını inceleyerek karar verir. Burada karşılaşılan sıkıntı şudur: Birey, her zaman muhalif partilerin düşünce ve vaatlerini öğrenirken daha çok çaba sarf eder.  Halbuki, iktidar partisine ulaşmak çok daha kolaydır. Bunun nedeni iktidar partisinin medyayı kullanma gücünün daha fazla olmasıdır; yani kamusal gücün kullanımıyla bireyin bilgilenme maliyetini düşürür (Erdoğan, 2004: 104). Oy vermenin belirli bir maliyeti oluşmaktadır böylece. Burada bir paradoksla karşı karşıya kalıyoruz. Birey istediği faydayı alamayacağını düşünüyorsa, oy verme eylemi, kendisi için sadece maliyetten oluşmaktadır ve bu durumda da oy vermekten kaçınacaktır. Sonuç olarak, kendi faydasını sağlama ihtimali hiç olmayacaktır. Burada parti aidiyeti olmadığından, seçmen her seçim döneminde farklı bir partiye oy verebilir. Stratejik davranıp istediği atmosferin oluşması için normalde tercih etmeyeceği bir partiye de oy verebilir. Sadece barajı geçmesi amacıyla HDP’ye ya da İyi Parti’ye verilen oylar bu niteliktedir.

 Dominant ideoloji modeli, dominant olan ideolojiye hem partilerin hem de seçmenlerin yaklaştığını söyler. Seçmenlerin tercihleri ideolojik manipülasyonla ve kontrolle şekillenir. Bu manipülasyon çoğunlukla devlet veya ana akım medya tarafından gerçekleştirilir. Manipüle edilen seçmenin siyasi bakış açısı ve yaklaşımı değişir. Bunun sonucunda, kendi politik görüşleri ne olursa olsun, siyasi partiler bu değişime uyum sağlayarak hakim ideolojiye yaklaşırlar. Bu modele göre, hakim ideolojiyi en iyi yansıtabilen siyasi parti seçimi kazanır. Her seçim döneminde, zaten kazanıyorlar diye düşünülerek AKP’ye verilen oyları bu kategori içerisinde değerlendirebiliriz.

Sonuç olarak, siyasi katılımı ve dolayısıyla oy vermeyi, sadece siyaset biliminin konusu olarak görmek yerine; ekonomik, hukuksal, sosyolojik ve psikolojik süreçlerin de siyasi katılıma etkisini görmemiz gerekmektedir. Çevremizdeki insanların sandığa giderken taşıdıkları psikolojileri bilmemiz, onları anlamamızı kolaylaştıracaktır. Seçimlerin büyük bir sorun olarak görüldüğü ülkemizde bu durumu anlamak bizim için daha önemlidir.

Ezgi Büyükkayın

REFERANSLAR

  1. Akgün, B. (2002). Türkiye’de Seçmen Davranışı Partiler Sistemi ve Siyasal Güven. Ankara: Nobel Yayınları.
  2. ÖZER, İnan ve Mehmet Meder (2008). Siyasal Katılma ve Seçmen Davranışı. İstanbul: Ege Yayınları.
  3. ERDOĞAN, Seyfettin (2004). Politik Konjonktür Hareketleri Teorisi Perspektifi ile Siyaset –Ekonomi İlişkileri, İstanbul: Değişim Yayınevi.
  4. HEYWOOD, Andrew (2007). Siyaset. Ankara: Adres Yayınları.
  5. TEMİZEL, Metehan (2012). Türkiye’de Seçmen Davranışlarında Sosyo-Psikolojik, Kültürel ve Dinsel Faktörlerin Rolü: Kuramsal ve Ampirik Bir Çalışma. Konya: Selçuk Üniversitesi.
  6. FİLİZ, Uğur (2019). Seçmen Davranışını Etkileyen Sosyo-Psikolojik Faktörler: Pamukkale Üniversitesi Örneği. Denizli: Pamukkale Üniversitesi.

Similar Posts:

 2,606 Görüntülenme

Similar Posts by The Author:

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *