Eğitim Masası Raporu

10-11-12 Aralık 2021 tarihinde Ankara’da Türkiye Barolar Birliği tesislerinde yapılan Büyük Kemalizm Kurultayı’nda (BKK) tartışılan eğitim masası raporu aşağıda sunulmaktadır.

‘BKK Eğitim Masasında’ 14 kişi sorumluluk aldı. Kurultay öncesi haftada iki akşam 10 adet çevrimiçi toplantı yapıldı. Koşulları uygun olan üyeler bu toplantılara gönüllü olarak çalışmayı üstlendikleri, birlikte belirlediğimiz alt başlıklar konusunda hazırlıklarını önceden gruba yollayarak katıldılar. Konusunu hazırlayan üyeye geri bildirim ve öneriler verildi. Düzeltmeler yapıldı ve nihayetinde kurultayda son hali verildi.

BÜYÜK KEMALİZM KURULTAYI EĞİTİM MASASI ALT BAŞLIKLARI:

1- Eğitim Alanında Kemalist Devrimden 2021’e Kalanlar

     -Atatürk’ün Ulusal Kurtuluş Hareketi’yle birlikte belirlediği “Cumhuriyet Eğitiminin İlkeleri”

     -1920’den 1950’lere kadar Cumhuriyet Eğitiminin ilkelerini gerçekleştirmek amacıyla yapılan başlıca uygulamalar

     – 1960’dan sonra yapılan bazı iyileştirmeler

     -1945’den başlayarak ‘Cumhuriyet Eğitiminin İlkelerine’ aykırı bazı uygulamalar

     -2002’den 2021’e…Cumhuriyet değerlerini yıkma çalışmaları

2- Eğitim Programları

3- Laik Eğitim

4- Kemalist Tarih Eğitimi

5- İdeoloji Eğitimi

6- Nitelikli Eğitim Hedefinin Neresindeyiz?

7- Mesleki Teknik Eğitim

8- Öğretmen Eğitimi

9- Türkçe’nin Arındırılması

10- Askeri Okullarda Eğitim

11- Kırsalın ve Şehre Göç Edenlerin Eğitimi

12- Özel Eğitim

13- Teknoloji, Sosyal Medya ve Bilgisayar Oyunlarının Eğitimde Doğru Kullanımı

14- Barış Eğitimi

15- Demokrasi Eğitimi

16- Kemalist Eğitimin Yapılanması

1-EĞİTİM ALANINDA KEMALİST DEVRİMDEN 2021’E KALANLAR

Avrupa’daki ülkelerin bu günkü gelişmişlik düzeylerinin en önemli nedeni olan ve başarılması yüzyıllar süren Rönesans ve Reform Hareketi (çağdaşlık ve laiklik) Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın ardından kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nde 15 yılda gerçekleştirilmiş ve dünyaya örnek olmuştur.

Altunya “Türkiye’de Eğitimin Son Yüz Yılı” kitabında (2020), Eğitimde

* 1920-25 yıllarını “Arayış”,

* 1926-34 yıllarını “Kuruluş”,

* 1935-46 yıllarını “Atılım”,

* 1947-50 yıllarını “Bocalama ve Gerileme”,

* 1950-2002 yıllarını “Yozlaşma ve Zikzak”,

* 2002’den sonrasını “Ulusal Eğitimde Kırılma Süreci” olarak nitelemiştir.

– Atatürk’ün Ulusal Kurtuluş Hareketi’yle birlikte belirlediği “Cumhuriyet Eğitiminin İlkeleri”:

1) Ulusallık (Dogmalara ve emperyalizme karşı millilik)

2) Bilimin rehberliği (Laiklik ve çağdaşlık)

3) Bağımsızlık bilinci

4) Özgürleşme (Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller)

5) Bireysel ve toplumsal gereksinimlere uygunluk

6) Devrimcilik (Köklü dönüşümler yaratmak)

7) Karma eğitim

8) Demokratik eğitim (Kadın erkek bütün yurttaşlara)

9) Yaşamsallık ve uygulanabilirlik (Çağın ve toplumsal yaşamın gereklerine uygunluk)

10) Herkese eğitim hakkı

-1920’den 1950’lere kadar Cumhuriyet Eğitiminin ilkelerini gerçekleştirmek amacıyla yapılan başlıca uygulamalar:

1) 15-21 Temmuz 1921’de henüz Kurtuluş Savaşı devam ederken Ankara’da Maarif Kongresi’nin gerçekleştirilmesi, Mustafa Kemal’in cepheden gelerek bu kongreye katılması ve Milli Eğitim tarihine geçecek nutkunu okuması.

2) 3 Mart 1924’de Tevhid-i Tedrisat (Öğretim Birliği) Yasası, Şer-iye ve Efkaf Vekâleti’nin ve Halifeliğin kaldırılması.

3) 1926’da Ders Aletleri ve Mektep Müzesi açılması, milli kütüphaneler düzenlemesinin yapılması.

4) 1929’da başlatılan “Türk Tarih Heyeti”nin yaptığı “Türk Tarihinin Ana Hatları” araştırmasına dayalı “Tarih 1-2-3-4. sınıf kitapları”nın yazdırılması, 1931-1941 yıllarında liselerde ve yaygın eğitimde okutulması.

5) Medreselerin yerine aydın din insanı yetiştirme amacıyla dört sınıflı 29 adet imam hatip okulu ve ilahiyat fakültesinin açılması. Bir yıl sonra imam hatip sayısının 26’ya, iki yıl sonra 20’ye, üç yıl sonra da ikiye düşürülmesi. 1929-30 öğretim yılında ise son kalan imam hatip okullarının da kapatılması.

6) 1924’de Ankara’da Muallim Musiki Mektebi’nin açılması, 1936’da bu okul bünyesinde Ankara Devlet Konservatuvarı’nın kurulması.

7) Kara Harp Okulu’nun daha Cumhuriyet ilan edilmeden Ankara’ya taşınması, 1925’de Hukuk Mektebi (Hukuk Fakültesi), 1928’de Refik Saydam Hıfzısıhha Enstitüsü, 1935’de Ankara’ya taşınan Mülkiye Mektebi, Yüksek Ziraat Enstitüsü (Uygulama alanı olarak Atatürk Orman Çiftliği), 1936’da Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi ve bazı öğretmen okullarının (Gazi Eğitim Enstitüsü) Ankara’ya taşınması ve yenilerinin açılması, 1943’de Fen, 1945’de Tıp Fakültesi’nin açılması ve 1946’da Ankara Üniversitesi’nin kurulması. Hitler’in görevden attığı bilim insanlarının Türkiye’de görevlendirilmesi.

8) 1928’de Türk harflerinin kabulü, Millet Mekteplerinin açılması ve yetişkin eğitimi seferberliğinin başlatılması. Köy Eğitmen Kurslarının ve 1937’den başlayarak Köy Enstitüleri’nin kurulması.

9) İlk ve orta öğretim programlarının Cumhuriyet ilkeleri ve çağdaş pedagoji bulguları yönünde yenilenmesi.

10) 1933 (birinci aşama), 1946 (ikinci aşama) “Üniversite Reformu”nun yapılması.

11) 1932-50 arası Halk evleri’nin açılması, Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu’nun kurulması.

12) 1934 Kız Enstitülerinin ve bu enstitülere öğretmen yetiştirecek Kız Teknik Öğretmen Okulu’nun açılması.

13) 1936  “İlköğretim Seferberliği Planı”nın yürürlüğe konması.

14) 1937’de Erkek Teknik Öğretmen Okulu’nun açılması.

15) 1940-46 arasında Dünya kültür klasiklerinin Türkçe’ye çevrilmesi.

16) Devlet tiyatrosunun kurulup örgütlenmesi.

17) 1953’de Ticaret ve Turizm Yüksek Öğretmen Okulu’nun, 1955’de Türkiye’ye özgü bir model ile Yüksek Öğretmen Okulu’nun kurulması.

 -1960’dan sonra yapılan bazı iyileştirmeler:

1) 222 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu’nun çıkarılması, Devlet bütçesinin %3’ünün 10 yıl süreyle ilköğretime ayrılması kararının alınması.

2) 224 sayılı Sağlıkta Sosyalizasyon Kanunu’nun çıkarılması.

3) 1973’de Milli Eğitim Temel Kanunu’nun çıkarılması.

4) 1997’de “Sekiz Yıllık Zorunlu Eğitim Yasası”nın yürürlüğe konması, İmam Hatip Orta Okullarının kapatılması.

– 1945’den başlayarak Cumhuriyet eğitiminin ilkelerine aykırı bazı uygulamalar:

1) 1945’den sonra Köy Enstitüleri’nin kapatılma girişimi, 1950’den sonra kapatılması. 10 ay süreli imam hatip kursları açılması. Başıboş olarak açılan Kur’an kurslarına göz yumulması.

2) 1946’da CHP’nin iktidarının sarsılmasıyla Kemalist Devrim atılımlarının engellenme uygulamaları.

3) 1947’de Yüksek Köy Enstitüsü’nün kapatılması, eğitmen kurslarının kapatılması ve eğitmenlerin görevine son verilmesi.

4) 1948’de Din derslerinin eğitim-öğretim programına “isteğe bağlı” olarak konulması. 1949’da Ankara Üniversitesi’ne bağlı İlahiyat Fakültesi açılması.

5) 1948’de açılan İmam Hatip kursları, genel ortaöğretime parallel (önce 4+3, sonra 3+ olmak üzere 7 yıl) İmam Hatip Okulları’na dönüştürülmesi, 1958’de bunların yüksek kısmı İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü’nün  kurulması.

6) Kemalist Devrim uyarınca açılmış olan (İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu, Gazi Eğitim Enstitüsü’nün Pedagoji, Resim-İş, Müzik ve Beden Eğitimi bölümlerinin kapatılması. DTCF’de ve A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde görevli çağdaş öğretim üyelerinin görevlerinden uzaklaştırılması, bazılarının hapsedilmesi.

7) 27 Ocak 1954’de Köy Enstitüleri’nin İlköğretmen Okulu’na dönüştürülmesi.

8) 1955’de, 1936’dan beri yürütülen “İlköğretim Seferberliği Planı”nın yürürlükten kaldırılması.

9) Çok partili rejime geçilmesinin ardından sağ partilerde oy kaygısıyla birlikte imam hatip okullarının sayısının arttırılması. Sağ partilerin yanı sıra sosyal demokrat  partiler tarafından da yeni imam hatip okullarının açılması. İslam’da kadın imam olmamasına karşın bu kurumlara kız öğrencilerin de alınması.

10) Aydın din insanı yetiştirme amacıyla açılan imam hatip okulları mezunlarının çok az bir kısmının din görevlisi olarak istihdam edilmesi, bu okulların, Devlet yönetimine insan yetiştiren kurumlar haline getirilmesi. 21.yy’da  ülke yönetiminde çoğunlukla imam hatip mezunlarının yer alması.

11) 1960’da bütçeden 10 yıllığına ilköğretime ayrılması kararı verilen %3 payın, 1965’de Adalet Partisi iktidarı tarafından %1’e düşürülmesi.

12) Temel Eğitim Kanunu kapsamında İmam Hatip Okullarının İmam Hatip Liselerine dönüştürülmesi.

13) 1974’de İlköğretmen Okulları’nın kapatılması, Öğretmen Liseleri’nin oluştutulması, iki yıllık Eğitim Enstitüleri’nin açılması.

14) 1974’de mektupla ve gece öğretimi ile öğretmen yetiştirme deneyimleri, bu uygulamanın öğretmen niteliğinde düşmeye yol açması.

15) 12 Eylül 1980 yönetimi tarafından “Atatürk’den Nefret Projesi”nin bir uzantısı olarak ilk ve orta öğretim ders programlarına “Atatürkçülük” konularının eklenmesi.

16) 12 Eylül 1980 darbesinden sonra kurulan hükümetler tarafından “Türk İslâm Sentezi, Yeşil Kuşak, Ilımlı İslâm, Küreselleşme, Özelleştirme” kavramlarının eğitim sistemine yerleştirilmesi ve bu kavramların yaşatılması için baskılar uygulanması.

17) 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından 4 Kasım 1981’de Yükseköğretim Kanunu ile üniversitelerin özerkliğini kaybetmesi, vakıf üniversitelerinin kurulması.

18) 1982 Anayasası ile ilk ve ortaöğretime “Zorunlu Din Dersi” konularak “Anayasa”nın “Laiklik” ilkesinin çiğnenmesi.

19) 1983 ANAP iktidarı ile Evrim Kuramı’nın tartışmaya açılması, “Yaratılış” söylencesiyle ve bilim dışı yaklaşımlarla uzman olmayan kişilere ders kitaplarının yazdırılması.

20) 1995’de öğretmenlik formasyonuna sahip olmayan üniversite mezunlarının öğretmen olarak atanması.

21) 1996-2003 yılları arasında bir kısmının dinî cemaatlere ait olduğu bilinen 20 kadar vakıf üniversitesi açılması. İmam hatip lisesi mezunlarının Teoloji dışındaki alanlarda öğrenim görmesiyle yükseköğretim kurumlarının dincileştirilmesi.

– 2002’den 2021’e…Cumhuriyet değerlerini yıkma çalışmaları:

1) Birçok bakanlıkta olduğu gibi Millî Eğitim Bakanlığı’nda da yetişmiş uzman kadroların görevlerinden alınması, yerlerine dış bağlantılı bir dini örgütün, konuya hâkim olmayan, Cumhuriyet değerlerine düşman insanların yerleştirilmesi.

2) 2004’de çocuğunu zorunlu eğitime yollamayan veliye ceza verilmesini emreden yasanın kaldırarak “veli isterse çocuğunu okula göndermeyebilir” düşüncesinin önünün açılması.

3) 2004’deki girişimle, 2009’da cemaat ve tarikatların okul ve yurt açma yasağının kaldırılması, çocukların bu kurumlara teslim edilmesi.

4) 2005’de uygulamaya konan çeviri programlarla küreselleşmenin adımlarının atılması ve öğretim programlarından vatan, millet kavramlarının ve Atatürk’ün çıkartılması. Temel Eğitim Yasası’nın “Atatürk İnkılâp ve İlkeleri ve Atatürk Milliyetçiliği” ilkesinin çiğnenmesi.

5) Yetkin olmayan kişilere içinde mavi balina, illuminati, rabia işaretleri gibi örtük semboller, yanlış iletiler ve Türkçe yanlışları bulunan ders kitapları yazdırılması.

6) Tevhid-i Tedrisat (Eğitim Birliği) Yasası çiğnenerek öğretim kurumlarında çeşitli dini vakıfların eğitim yapması için MEB ile protokoller imzalanması.

7) Köy okullarını ve yatılı bölge ilköğretim okullarının (YİBO) kapatılması, yakın köylerden taşımalı, uzak köylerden yurtlarda kalmalı uygulamaya geçilmesi ve Devlete ait yurtların kapatılarak çocukların cemaat yurtlarına mecbur edilmesi.

8) Yoksul aile çocuklarını örgün eğitim dışına atan uygulamaların yapılması. Paralı eğitime destek verilmesi, bu yolla çocuk hakları ihlâline sebep olunması.

9) Temel Eğitim Yasası’nın “Karma Eğitim”  ilkesinin çiğnenmesi.

10) İslâm dininin bir mezhebinin öğretilerinin uygulanması ile eğitimin dinselleştirilmesi, böylece Temel Eğitim Yasası’nın “Laiklik” ve “Bilimsellik” ilkelerinin çiğnenmesi.

11) Tevhid-i Tedrisat Yasası’nın gereği olarak yasaklanan sibyan mektebi ve medreselerin 2014-2015 eğitim öğretim yılından itibaren çeşitli dini örgütler tarafından, Diyanet’in “Kur’an Kursları Okul Öncesi Din Eğitimi Projesi” ile ülke genelinde faaliyete başlaması, böylece “Laiklik” ve “Bilimsellik” ilkelerinin çiğnenmesi.

12) Dinî cemaate ait olduğu bilinen ve Millî Eğitim Bakanlığı’nca da desteklenen okullarda çocuklara 3 yaşındayken Kur’an-ı Kerim dersi, 4 yaşındayken de hafızlık dersi verilmesi.

13) Anayasa ve yasaların yasaklamasına karşın, bu okullarda 3-10 yaş arasındaki çocuklara Kur’an-ı Kerim, Arapça ve hafızlık eğitimi verilmesi.

14) Okul öncesi eğitimdeki çocuklara haftada altı saat din dersi ve Kuran eğitimi verileceğinin de Diyanet ile protokole bağlanması.

15) Çeşitli vakıfların yurt ve kurslarında, kitle iletişim araçlarına yansıyan bilim dışı, din dışı ve ahlâk dışı uygulamaların, çocuk istismarlarının yetkili kişiler tarafından basit bir olay gibi algılanması ve birçoğunun üstünün örtülmesi.

16) Türkiye’deki 3-5 yaşındaki çocukların yüzde 60’ının eğitim hakkının ihlâl edilmesi, çocuklar için okul öncesi eğitim kurumu açılmaması.

17) 2011 yılında “çağ açıp, çağ kapatacak” diye başlatılan “Fatih Projesi”nin devlete çok pahalıya mal olması (MEB Müsteşarı’nın açıklamasına göre 30 Milyar dolar), eğitim sistemine büyük zararlar vermesi ve projenin çökmesi.

18) 2012’de 4+4+4 yapılanması ile ilk dörtten sonra okulu terk etme yolunun açılması. 8 yıllık ilköğretim okullarının 4-4 olarak birbirinden ayrılması, isteyen öğrencilerin ilk 4’ten sonra öğrenim yaşamını kesip bir yıl (bu süre daha sonra iki yıla çıkarıldı) hafızlık eğitimine gitme yolunun açılması.

19) 4+4+4 yapılanması ile programlara seçmeli “Kur’an-ı Kerim”, “Hazreti Muhammed’in Hayatı” ve “Temel Din Bilgileri” dersleri yerleştirilmesi.

20) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi (DKAB) dersinin bir insan hakkı ihlâli olduğu kararına karşın, dersin zorunlu olarak okutulması ve 8. sınıf öğrencilerinin liselere giriş sınavında sorulan soruların 1/5’inin DKAB dersinden sorulması.

21) Örgün eğitim hakkı elinden alınan iki milyon çocuğun açık ortaokula, açık liseye kaydedilmesi.

22) Okul binaları, laboratuvarlar, okul bahçeleri, kütüphaneler, görsel sanatlar, müzik ve spor salonları ve öğretim araçlarının nitelikli hale getirilmemesi, eğitim alanlarının kız ve erkek mescidine dönüştürülmesi, eğitimin niteliğini arttıracak yatırımlar yapılmaması. Özel okulların teşvik edilmesi ve maddi olarak da desteklenmesi.

23) Varsıl-yoksul, inançlı-inançsız izlenimi yaratan giysilerin tercih edilmesi ve çocuğun çağdaş bir görünüm ve okullu kimliği kazanmasının engellenmesi.

24) 2017 öğretim programı değişikliği ile evrim kuramı, Atatürk, Kurtuluş Savaşı konularının gereksiz görülmesi, cihat, muamelât, ukubat kavramlarına yer verilmesi,

25) MEB’in, 2017 programına FETÖ’nün uzantısı olan “Hizmet Vakfı” ile “Toplumsal Duyarlılık Projeleri” kapsamında imzaladığı protokolde yer alan, adına “Değerler” dediği, ders içeriği ile eğitim durumlarıyla nasıl ilişkilendirileceği belli olmayan, hemen hiçbiri 21. yüzyıl becerileri kapsamına girmeyen bilim dışı özelliklerin bütün derslere yerleştirilmesi.

26) 2017’de okullara kız ve erkek mescidi yapılması kararı.

27) 2018’de okullarda “Andımız”ın okutulmasının yasaklanması.

28) MEB’in Diyanet İşleri Başkanlığı ve iktidara yakın dinî kurum ve vakıflarla imzaladığı protokollerle eğitimi dernek ve vakıfların eline terk etmesi. “Haydi Çocuklar Camiye Projesi”, “Her Sınıfın Bir Yetim Kardeşi Var”, “Sûre Ezber Yarışması” “Yedi Yaşındayım Namaza Başlıyorum” gibi bilim dışı etkinlikler yapılması ve çocukların MEB’in bütçesinden ödüllendirilmesi.

29) Akademik liselerin hızla imam hatipleştirilmesi, üstün başarılarıyla adını duyuran liselerin “proje okulu” ilan edilerek öğrencilerin ve velilerin güçlü direncine karşın bazılarının dağıtılması, dönüştürülmesi.

30) Çok sayıda akademik okulun dönüştürülmesiyle 525.052 Anadolu İmam Hatip Lisesi’ne ve (başka hiçbir meslek lisesinin orta kısmı yokken) 713.561 imam hatip ortaokuluna öğrencilerin adrese dayalı olarak yerleştirilmesi.

31) Din derslerinin İslamiyet’te akılcı fıkıh ekolünü esas alan öğretmenlerden çok tarikatlarla, onlara bağlı vakıflarla çalışan öğretmenler tarafından verilmesi. Akılcı İslâm’ı savunan bazı din eğitimcilerinin hizmetten uzaklaştırılması.

32) Altı yaşından 18 yaşına kadar öğretim sürecinin içinde olması gereken yurttaşların eğitim hakkının ihlâl edilmesi, ihmâl edilmeleri, istismara uğramaları, duygusal ve zihinsel şiddet uygulanması.

33) Cumhurbaşkanının, (akademik yetkinlikleri tartışılan) kişileri rektör olarak üniversitelere ataması, yükseköğretim kurumlarının bilimsel ve akademik özgürlüğünün kaldırması.

34) Hukukçu olmayan, kişilerin hukuk fakültelerine dekan, ilahiyatçıların rektör olarak atanması, dini kıyafetlerle rektörlük makamında görüntülenmeleri.

35) Vakıf üniversitelerinin köklü üniversitelerin içini boşaltması, köklü üniversitelerde kadro sınırlaması, antidemokratik ortamlar yaratılması, ekonomik sınırlılıklar nedeniyle akademik niteliksizleşme yaşanması.

36) FETÖ ile mücadele kisvesi altında, tarikatlarla ilgisi olmayan birçok muhalif bilim insanının sorgusuz sualsiz KHK’larla görevden uzaklaştırılması, üniversitelerin içinin boşaltılması.

37) 20.Eğitim Şurası’nda okul öncesi çocuklara din eğitimi verilmesinin oylanması, Şura kararlarının tavsiye niteliğinde olmasına karşın Milli Eğitim Bakanı’nın kararların takipçisi olacağını ilan etmesi.

ÖNERİLER:

1) Öğretim Birliği, Temel Eğitim Yasası ve Türk Milli Eğitimi’nin Temel İlkeleri uygulanmalıdır.

2) Cemaat ve tarikatların elinde olan eğitim kurumları kamulaştırılarak MEB’e devredilmelidir. Cemaat ve tarikatlar yasaklanmalıdır.

3) 4+4+4 düzenlemesi derhal kaldırılmalıdır. Eğitim, zorunlu ve kesintisiz 1+8+3 bilimsel, laik ve demokratik bir yapıya kavuşturulmalıdır.

4) Öğretim programından zorunlu DKAB dersi ve seçmeli din içerikli dersler kaldırılmalıdır.

5) Bilimin yönlendiriciliğinde alan uzmanları ve eğitim bilimleri uzmanları tarafından hazırlanacak öğretim programları yeni kuşakları, Kemalizm felsefesine uygun, çağın gerektirdiği akıl, bilim ve sanat ortamlarında 21.yüzyıl becerileri ile donatmalıdır.

6) Bilimi temel alan öğretim programlarını başarıya ulaştırmak için mevcut öğretmenler ve okul yöneticileri hizmet içi eğitimden geçirilmelidir.

7) Okul binalarında dinin gereklerine göre yapılan mekânlar (abdesthane, mescit) bilimsel eğitim ortamlarına dönüştürülmelidir.

8) Üniversiteler özerk yapıya kavuşturulmalı, bilim dışı uygulamalar, atamalar iptal edilmelidir.

ATAM’IN İFADESİYLE…

İstiklâl ve Cumhuriyeti’ne kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr-u zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Bugün…

SON SÖZ: YÜCE ATAM, SÖZ VERİYORUZ!

Kurduğun ve bize emanet ettiğin Türk İstiklâl ve Cumhuriyeti’ne uzun yıllardır yapılmakta olan yıkım planlarına ve uygulamalarına karşı, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili gibi görünen dış güçler ve onun uzantıları olan içteki düşmanları dehşet içinde izliyoruz. Cebren ve hile ile kozmik odalara girildi, Ergenekon, Balyoz kumpasıyla ordumun özgürlük, bağımsızlık ve cumhuriyet sevdalısı her düzeyden subayı, demokrat gazetecileri, cesur televizyoncuları, güçlü rektörleri, öğretim üyeleri, milletvekilleri ve parti başkanları vatan hainliği, demokrasi düşmanlığı ve darbe planlama ile suçlanarak zindanlara atıldı. Kimileri de yaratılan bu dehşet ortamında korkutularak sindirildi. Ülkemin kılcal damarlarına kadar sızdırılmış, yerleştirilmiş örgütlerin dış destekli darbe girişimi sonrası suçlu suçsuz birbirine karıştı. Orduma darbe yapıldı. Ormanlarım, dağlarım, nehirlerim, limanlarım, kıyılarım, hatta yaban hayvanlarım satıldı. Millet, kurulan bu düzenlemede işsiz, güvencesiz, fakr-u zaruret içinde harap ve bitap düşmüş, yönetenlerin sadakasına muhtaç hale gelmiştir. Şaibeli oylamalarla, şeriat öğretmeyi amaçlayan öğretim programlarıyla, özelleştirilmiş eğitim kurumlarıyla Cumhuriyet tehlikededir.

Yüce Atam!     

Bütün bu ahval ve şerait içinde vazifemin Türk İstiklâl ve Cumhuriyeti’ni kurtarmak olduğunu, damarlarımızdaki asil kanda bu kudretin var olduğunu biliyoruz.

“Özgürlük ve bağımsızlık bu ülkenin karakteridir.” Bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olan ülkelerin işgalinden, on milyon nüfusla Kurtuluş Savaşı vererek ülkemizi nasıl temizlediysek, seksen milyonla bunu yine ve daha güçlü yaparız. Dünyada Mustafa Kemal gibi bir deha yetiştirmiş başka bir ülke yoktur.

2- EĞİTİM PROGRAMLARI

Sorunlar:

Eğitim programları, uygulandığı ülkenin yetiştireceği insanın özelliklerini ve bu özellikleri nasıl kazandıracağını tanımlar. Bir bilim alanı olan “Eğitimde Program Geliştirme”, bilimsel yöntemlerle farklı yaklaşımları, modelleri uygulayan ve ekip çalışması gerektiren, sürekli yapılması gereken bir araştırma sürecidir. Türk eğitim sistemi, 1965 yılından beri lisans, yüksek lisans ve doktora düzeylerinde “Eğitimde Program Geliştirme” bilim alanında yetiştirdiği bilim uzmanları, uzman yardımcıları ile MEB, tüm kamu kurumları ve özel sektörde hizmet vermiştir.

Türk eğitim sisteminde 1924’den başlayarak hazırlanan ve uygulanan bütün  eğitim programlarında  milli, manevî, ahlâkî, kültürel ve sosyal değerler yer almış, programlar aracılığı ile bireyin, toplumun ve ülkenin gereksinimleri karşılanmıştır. Bilimsel yöntemlerle geliştirilen, bilimi temel alan 1926, 1936, 1948, 1968, 1998, 2000 programları, köy enstitüsü programları ve yaygın eğitim programları ile yurttaşlara hedeflenen değerler kazandırılabilmiştir.

AKP 2002’de iktidara geldiğinde MEB’de uzmanlaşmış, üniversitelerle ortak çalışma becerisi geliştirmiş uzman kadroyu uzaklaştırarak liyakatsiz, partili ve “Hizmet Vakfı” görevlisi kişilerle çalışmıştır. Emperyalist ülke temsilcilerinin de katılımı ile vatan, ulus kavramlarının ve Atatürk’ün çıkarıldığı, çeviri 2005 programları Danıştay tarafından iptal edilmiş, aynı program 2009’da yeniden kabul edilmiştir.

Bu dönüşüm iktidarı tatmin etmemiş 2012’de 4+4+4 yapılanması ile Temel Eğitim Yasasının bütün ilkeleri ve eğitim bilimlerinin doğruları çiğnenmiştir. Programlar bilimsel yöntemlerle değerlendirilmeden 2015’de, 2016’da, 2017-2018’de öğretim programları değiştirilmiştir. İçinde bilimsel yanlışlar, PKK övgüsü, FETÖ’nün “Türkçe Olimpiyatları”,  yanlış dini bilgiler ve örtük iletiler bulunan kitaplar özel kuruluşlara, çeşitli vakıflara, “Değerler Eğitimi Programı” da “Hizmet Vakfı”na yazdırılmıştır.

Bugün Türk eğitim sisteminde uygulanan eğitim programları, ulusal, bilimsel ve laik değildir ve öğrenciye zarar veren özelliktedir. Evrim kuramını reddeden, tarihi, Türkçe’yi ve diğer bilim alanlarını, hatta dini bile yanlış öğretmeyi hedefleyen bu programlar öğrencinin düşünme yetisini köreltmektedir.  Altı yaşından 18 yaşına kadar öğretim sistemi içinde olan geleceğin erişkinlerine, 12 yıl içinde yapılan, her biri yenilikler getirdiği iddia edilen bu değişiklikler ihmaldir, istismardır, çocuklara uygulanan zihinsel şiddettir.

Her yönetim biçimi, bu yönetim biçimini geliştirerek yaşatacak bireyler yetiştirmelidir. Demokrasi ve Cumhuriyet ilkelerini geliştirerek yaşatacak programlarla yetişen bireyler Cumhuriyet’e sahip çıkabilir. Bugün uygulanmakta olan eğitim programlarıyla sorgulamayan, eleştiremeyen, bilimsel düşünemeyen, biat eden Cumhuriyet düşmanı bireyler yetiştirilebilir. 2017 Öğretim Programı,  Cumhuriyet’in ülkeye kazandırdığı bütün değerleri yok etmeye ve yerine ortaçağ değerlerini öğretmeye çalışmaktadır.

MEB, hazırladığı öğretim programları ile belirlediği ortaçağ insanını Cumhuriyet öğretmenleri ile yetiştiremeyeceği endişesiyle Hizmet Vakfı, Ensar Vakfı, Birlik Vakfı, Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA) ve İlim Yayma Cemiyeti gibi çeşitli dinî kuruluşlarla eğitim anlaşmaları yapmış ve böylece amacına ulaşmayı garantiye almak istemiştir.

Öneriler

MEB merkez örgütünde bilimsel ölçütlere uygun olarak kurulan Program Geliştirme Dairesi Program Geliştirme bilim alanının ilkeleri doğrultusunda mevcut programları değerlendirmeli, ihtiyaç analizleri yapmalı, Temel Eğitim Yasası’nın amaçlarına ve ilkelerine uygun taslak programları oluşturmalı, değerlendirmeli, değerlendirme sonuçlarını programlara yansıtmalı ve yaygınlaştırmalıdır. Türkiye’nin eğitilmiş insan gücü, bu çalışmaları yapacak yetkinliktedir.

Bugün Türkiye’deki üniversitelerde “Program Geliştirme” alanında 30’dan fazla profesör, bir o kadar doçent, dünyada yapılan program geliştirme çalışmaları ve Türkiye’deki program değişiklikleri, bu değişikliklerin etkileri hakkında araştırmalar yaparak yüksek lisans ve doktora tezleri yöneterek hizmet vermektedirler.

Türkiye yeniden Kemalist felsefe ile, Kemalist ilkelere uygun olarak hazırlanan çağdaş eğitim programlarına kavuşturulmalıdır.

3- LAİK EĞİTİM

Türkiye Cumhuriyeti kuruluş felsefesine bağlı olarak laik, sosyal ve demokratik bir hukuk devletidir. Birey ve devlet ilişkilerinde laikliği esas alır. Laikliği anayasada teminat altına almak demek, bireylerin akıl ve vicdan özgürlüğünü öne çıkarıp bir dine inanma ya da inanmama özgürlüğünü korumaktır.

Sorunlar

1) 1940’lardan bugüne birçok siyasi iktidar, özellikle sağ görüşlü iktidarlar önceleri yavaş yavaş, 1980’den 2002’den sonra ise yıkıcı bir biçimde laiklik ilkesinden birçok ödünler verdi ve laik eğitim yapan bazı kurumları kapattı. Böylece imam hatiplerin, Kur’an kurslarının, dinci kurum ve kuruluşlarının sayısı arttı. Cumhuriyet döneminde tarikat, cemaat, merdiven altı sibyan mekteplerinin açılması yasaklanmışken, bu yasak 2004’de kaldırıldı.

2) Bu irticai oluşumların özellikle öğrenci barınma alanlarıyla ilgili ülke genelinde yoğun bir yurt, ev, yatılı kurs yapılanmalarıyla buraya ekonomik durumu iyi olmayan, devletin yurtlarında barınma hakkı kazanamayan öğrencileri çekerek bu ortamlarda irticacı zihniyeti yaygınlaştırmaktadırlar.

3) Uluslararası sözleşmelere aykırı olduğu halde ve bu konuda AİHM’in Türkiye aleyhine verdiği çok sayıda karar olmasına karşın, zorunlu din dersleriyle öğrenciler baskı ve korku altında bir dinin bir mezhebine dayalı din öğretimine maruz bırakılmıştır. Tarikat, cemaat vb. gruplar kamu kurumlarının ve toplumun içerisinde zehirli bir sarmaşık gibi dinci bir nesil yaratma amacıyla eğitimde din öğretimini eline almıştır.

4) Karma eğitim yerini kız-erkek okullarının ayrılmasına bırakmıştır. Karma eğitim veren okul sayısının azaldığı ve cinsiyete göre ayrılmış okul sayılarının arttığı gözlemlenmektedir.

5) Üniversitede okuyan kızlara türban özgürlüğü adı altında başlayan kadının örtünmesi, okul öncesinde yer alan çocukların örtünmesine kadar genişletilmiştir. Küçük yaşlardaki çocukların seçimlerine müdahale edilerek onların zihin yapıları karanlığa teslim edilmiştir. Laikliğin bütün ana damarları tahrip edilerek işgal edilmiştir.

Öneriler

1) Zorunlu din dersleri kaldırılmalıdır.

2) Öğretim programlarından çıkarılan evrim konusu yeniden öğretim programlarına konulmalıdır.

3) İmam hatip ortaokul ve liseleri kademeli olarak kapatılmalıdır.

4) Örgün, yaygın, özel eğitimde hiçbir tarikat, cemaat, dinci grup, dini kurum ve kuruluşlar yer almamalı, bu durum devletin daimi denetimi ve gözetimi altında olmalıdır. Yatılı ve gündüz Kur’an kursları tamamen kapatılmalıdır.

5) Laiklik ilkesi her alanda temel alınarak bilim insanı yetiştirme, yurt içi ve yurt dışına bilimsel programlar için gönderilen öğrencilerin seçiminde MEB, YÖK, TÜBİTAK vb. kurumlar birlikte hareket etmelidir.

6) Laiklik karşıtı olan karşı devrimci irticacı zihniyetler tasfiye edilmelidir.

7) Okul öncesi, ilkokul, ortaokul, lise, yükseköğretimde kısacası eğitimin her kademesinde yer alan öğrencilerin yurt barınmalarında devlet kamulaştırmaya gitmelidir. Bu barınma alanlarında dinci faaliyetleri yürütecek olan kurum ve kişilerin yer almaması için devlet denetim ve gözetimini sıkı bir şekilde yerine getirmelidir.

4- KEMALİST TARİH EĞİTİMİ

Sorunlar

1) Tarih eğitimi bilgi, beceri, değer ve benlik kazanımı için en önemli derslerden biridir. Toplumda sosyal bilimlerin fen bilimleri karşısında daha az değerli görülme algısı aynı zamanda tarih eğitiminin planlanmasında güvenilir kaynakların az olması ve tarih eğitiminde, öğretim yöntem ve stratejileri konusunda tarih eğitmenlerinin yetkinliğinin sınırlı olması gibi sorunlar tarih eğitiminin önünde engel oluşturmuştur.  

2) Atatürk’ün tarih uzmanlarına yaptırdığı “Türk Tarihinin Ana Hatları” araştırmasına dayalı olarak yazdırılan Lise 1-2-3-4 tarih dersi kitapları 1931’den 1941 yılına kadar liselerde ve yaygın eğitimde okutulmuştur. 1946’da CHP’nin siyasi iktidarı kaybettiği yıllardan itibaren Türkiye Cumhuriyeti’nde Kemalizm’in tarih eğitimi konusunda yıpranmalar meydana gelmiştir. Sağ iktidarın görüşlerini yeni nesillere aktarmak ve kendi görüşlerine karşı olan tarihsel kişi ve olayları itibarsızlaştırmak amacıyla, tarih eğitimlerinde kullanılacak kaynakların kendi iktidarlarına yakın yandaş yazarlardan seçilmesi, tarihi olayların objektiflikten uzak bir yorumlamayla aktarılmak istenmesi, emperyalist planlar çerçevesinde girilen ilişkiler sonucu oluşan ve tarihimize yabancılaşan bir tarih algısı ortaya çıkmıştır. Katlanan sorunlar, gericileşen bir eğitim sisteminin sürmesine ve aydınlanmacı anlayışın yıpranmasına sebep olmuştur.

3) 2002’de iktidara gelen yönetim, içinde Atatürk, İsmet İnönü, Kurtuluş Savaşı olmayan, Osmanlıcılığı ve tek elden yönetimi öven bir tarih yazma yolunu seçmiştir.

Öneriler

1) Tarih eğitimi öğretim programları, Kemalist felsefeye uygun olarak uzman gruplar tarafından bilimsel yöntemlerle yeniden yapılandırılmalıdır.

2) Öğretim programına uygun kitaplar, alan uzmanları tarafından yazılmalı ve tarih çağdaş öğretim yöntemleriyle öğretilmelidir.

3) Bütün yurttaşlara zorunlu eğitimden başlayarak insanlık tarihi, Türk tarihi, tarihin çok önemli bir bölümünü kapsayan Osmanlı tarihi, cumhuriyet devrimlerine öncüllük eden ve Türk aydınlanmacılarının başlattığı kitlesel hareketler sonucunda yapılanan Türk Devrim Tarihi, emperyalist işgale karşı devrimci bir mücadele sonucu kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti tarihi çağdaş yöntemlerle öğretilmelidir.

4) Ortaokul düzeyinde verilen sosyal bilgiler dersinin içeriği ve işlenişi yeniden düzenlenerek öğrencinin tarihsel olayları analitik düşünce biçimine uygun şekilde kavraması sağlanmalıdır.

5) Ortaokul ve Lise düzeyinde öğretim programına “Medeni Vatandaşlık Bilgileri” dersi konulmalıdır.

6) “Çağdaş Türk Düşünce Tarihi” dersi zorunlu hale getirilerek, Türk aydınlanmacılığına yön vermiş olan tüm düşünürler, aydınlar, yazarlar ve devlet insanları eserleriyle beraber bu derste ele alınıp değerlendirilmeli ve öğretilmelidir.

7) Sonuç olarak, tüm derslerde Cumhuriyet değerlerine bağlı bireyler yetiştirmek hedeflenirken aynı zamanda evrensel niteliklere sahip olan ve muasır medeniyet seviyesine yaraşır bir kişiliğe sahip vatandaşlar yetiştirmek de temel hedef olmalıdır.

5- İDEOLOJİ EĞİTİMİ

Sorunlar

Eğitim kurumları, mesleki veya akademik niteliklere sahip nesiller yetiştirmenin yanı sıra sosyal yaşamda tarihsel mirasını anlamış, toplumsal iş bölümünde kendine yer bulmuş, etkin nesiller yetiştirmek zorundadır. 

1) Türkiye Cumhuriyeti’nde tarihsel mirası anlamak ve korumak Milli Eğitim Temel Kanunu’nun “Temel İlkeler” bölümünde belirtildiği gibi “Atatürk İlke ve İnkılapları” ışığında bir ideolojik aktarım sağlayarak mümkün olacaktır. Sözü edilen ideolojik aktarım, milli eğitime bağlı her öğretmene öncelikli görev olarak verilmiştir ancak eğitimin siyasallaştırılması sonucunda, görev yapan öğretmenler ve onlara okutulması için MEB tarafından yazdırılan kitaplar ne yazık ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin çıkarlarını yansıtan ve olması gereken ideoloji aktarımından daha çok bireysel görüşleri, siyasi anlayışları aktarma çabası içerisine girmişlerdir.

2) Bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti toprakları üzerinde “Kemalist felsefeye dayalı ideoloji aktarımı” eksik kalmıştır, yeterince yapılamamıştır.

Eğitim sistemi içerisinde “Kemalist felsefeye dayalı ideoloji aktarımı”nın istenilen verime ve objektifliğe ulaşabilmesi için;

Öneriler

1) Mustafa Kemal Atatürk’ün “siyasi bir karakter” algısından çıkarılıp “milli bir değer” olarak görülmesi ve bu görüşün her kesim tarafından benimsenmesi gerekmektedir. Bu da ancak ve ancak ülkenin kurtuluş yollarından en önemlisi olan eğitim reformuyla birlikte yetişecek nesillere demokrasi bilinci kazandırılarak sağlanabilir.

2) Bu sürece altyapı oluşturması açısından ahlâki ve milli bir eğitim olan Atatürk ilke ve inkılapları, milli mücadele eğitimi Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan her bireye verilmesi gereken zorunlu eğitimdir. İstenilen eğitimin gerçekleşmesi için eğitim fakültelerinde öğrenim gören her öğretmen adayının, sözü edilen eğitimi verecek ahlâkî değerlere ve yetkinliğe sahip olması gerekmektedir.

3) Lisans düzeyine gelene kadar “Kemalist Felsefeye Dayalı İdeoloji Aktarımı” almış nesiller, öğretmen adayı ve sonrasında öğretmen olduklarında eğitim döngüsü kendini doğal süreçte yenileyecektir. Böylece iktidar sahipleri değişse bile milli bir değer olarak kabul görecek olan “Kemalist Felsefeye Dayalı Eğitim” kalıcılığını koruyacaktır.

6- NİTELİKLİ EĞİTİM HEDEFİNİN NERESİNDEYİZ?

2015’de Birleşmiş Milletler 193 ülkede nitelikli eğitim yol haritası belirlemiştir. “Kapsayıcı ve hakkaniyete dayanan nitelikli eğitimin” alt hedefleri ve göstergeleri:

1. Ücretsiz ilköğretim ve orta öğretim

2. Nitelikli okul öncesi eğitime erişim

3. Karşılanabilir teknik mesleki ve yüksek öğrenime erişim

4. Finansal başarı için gerekli niteliklere sahip insan sayısının artırılması

5. Eğitimde ayrımcılığın bitirilmesi

6. Evrensel sözel ve sayısal okuryazarlık

7. Sürdürülebilir kalkınma ve dünya vatandaşlığı eğitimi

8. Kapsayıcı ve güvenli okullar inşa edilmesi ve mevcutların iyileştirilmesi

9. Gelişmekte olan ülkeler için yüksek öğretim burs olanaklarının arttırılması

10. Gelişmekte olan ülkelerde nitelikli öğretmen arzının artırılmasıdır.

Sustainable Development Report (2021) verilerine göre; Türkiye alt göstergeler bazında alt orta öğretim tamamlama oranı ve bilimde dirençli öğrenciler göstergeleri Türkiye’nin performansının en yüksek olduğu alanlardır. Bilimde dirençli öğrenciler kategorisi, PISA’da en yüksek ve en düşük çeyrekte yer alan öğrencilerin oranı ile ölçülmektedir. MEB’in PISA başarısını yükseltmek için seçilmiş okullarda, seçilmiş öğrenci ve öğretmenlerle özel hazırlık yaptığı göz önüne alındığında gösterge verilerinin güvenilirliği tartışmalıdır.

Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın (2019) raporuna göre Türkiye nitelikli eğitimin eğitime erişim ve ortalama eğitim süreleri hedefinde ilerleme sağlamıştır. Ancak dezavantajlı kesimlerin kapsanması, nitel gelişim ve özellikle iş gücü piyasasının taleplerine uyum başlıklarında gelişim ihtiyacı devam etmektedir. Raporda özellikle eğitime erişim konusunda başarı sağlanmış olsa bile eğitimin niteliğinin arttırılmasındaki gereksinim vurgulanmaktadır. Okul öncesi eğitime erişim ise hedeflenen ölçüde değildir.

TEDMEM (2021) ana teması eğitimde eşitlik ve eğitim fırsatlarının güçlendirilmesi olan “Bir Bakışta Eğitim 2021” Raporunda ülkelerin nitelikli eğitim hedefinde kat ettikleri mesafeyi belirlemiştir. Rapora göre Türkiye 43 ülke arasında en iyi performans gösteren öğrencilerin daha çok sosyoekonomik olarak avantajlı öğrencilerden oluştuğu ülkelerin başındadır. Bu veri nitelikli eğitim hedefinden uzaklığın iyi bir yordayıcısıdır. Rapor nitelikli eğitimin, öğrencinin başarısının içinde bulunduğu sosyo-ekonomik şartlardan bağımsız olmadığını göstermektedir:

1) Türkiye’de 25-34 yaş aralığındaki genç yetişkinlerin %41’i ortaöğretim mezunu bile değildir.

2) Türkiye’de ne istihdamda ne eğitimde olan gençlerin oranı %32’dir. (Oranın en yüksek olduğu 2. OECD ülkesi)

3) Türkiye, yükseköğretim mezunu nüfusun istihdam oranının en düşük olduğu iki ülkeden biridir.

4) 15-19 yaş aralığındaki %69 okullaşma oranı ile Türkiye; en düşük okullaşma oranına sahip OECD ülkelerinden biridir.

5) %39 okulöncesi okullaşma oranı ile, aynı oranı %83 olan OECD ortalamasının çok gerisindedir.

6) Türkiye öğrenci başına yapılan eğitim kurumları harcamasında Meksika’dan sonra en az harcama yapan ikinci ülkedir.

7) Yapılan eğitim harcamalarının %14,1 hane halkı tarafından karşılanmaktadır. OECD ortalamasının (%7,9) neredeyse iki katına denk gelen bu oran kamusal ve nitelikli eğitimden uzaklığı göstermektedir.

Bu veriler Türkiye’nin eğitimde; hem Kemalist eğitim ilkeleri hem de Birleşmiş Milletler tarafından bir dünya standardı olarak belirlenen kapsayıcı ve hakkaniyetli, nitelikli bir eğitim için büyük bir eğitim seferberliğine ihtiyaç duyduğunu göstermektedir. 

7- MESLEKİ TEKNİK EĞİTİM

Sorunlar

Türkiye’de üretimin ortalama %3,5’i yüksek teknolojiye dayalı ürünlerden oluşmaktayken; imalat sanayindeki üretimin %40’ı düşük, geri kalanı ise ortanın altı ve ortanın üstü teknolojik düzeydedir. Türkiye’de 1927 yılında mesleki teknik eğitim Milli Eğitim Bakanlığı görev ve hizmet alanına girmiştir. O zamandan bugüne çok gelişim göstermekle birlikte alandaki gelişmeler mesleki teknik eğitimin yapısını, uygulamasını ve yönlendirmesini değişmeye ve sektörlerin istediği işgücünü sektörün istediği kalitede yetiştirmesi için zorlamaktadır. İstatistikler hem kamuda hem de özel sektörde mesleki teknik alanda da işsizlik oranlarının arttığını göstermektedir. Bunun nedenlerinden biri, üretim süreçlerini otomasyonla güncelleyen birçok kuruluşun zaman içinde daha az insan gücüne ihtiyaç duyması iken, diğeri işgücünden kalifiye olmasının beklenmesidir. Türk eğitim sisteminde mesleki teknik eğitim alanında 54 farklı alanda 130 binden fazla öğretmen ve yaklaşık 2 milyon öğrenci bulunmaktadır. Bu kurumlara öğrenci yerleştirme öğrencinin ilgi ve yeteneklerine göre yapılması gerekirken, ne yazık ki LGS’de az puan alıp imam hatip lisesine gitmek istemeyen öğrenciler zorunlu olarak yönlendirilmektedir.

Öneriler

1) Mezuniyet sonrası değişime uyum sağlayacak yetkinlikleri sağlamak için, okul geliştirme ve hizmet-içi eğitim sistemleri kurulmalıdır.

2) MEB ile sanayi ve ticaret odaları tarafından öğretmenlerin sektörlerle yakın iş birliği yapabileceği ortamlar sağlanmalıdır.

3) Üretime iş gücü yetiştirmenin yanı sıra, girişimciliği destekleyen bir mesleki rehberlik sistemi kurulmalıdır.

4) Modüler eğitim yapılanması gerçekleştirilerek, daha esnek ve gerektiğinde yeni alanlara yönlenebilme olanağı sağlayabilecek eğitim programları hazırlanmalıdır.

5) Toplumda, öğrencilerde, işverenlerde, politikacılarda, velilerde ara eleman algısının değiştirilmesine yönelik çalışmalar yapılmalı, mesleki teknik eğitim özendirilmeli ve buna uygun ücret sistemleri geliştirilmelidir.

6) Mesleki teknik eğitim okullarında öğrencilerin alanlarına uygun, uygulamalı çalışmalar yapabilecekleri atölye, laboratuvar vb. olanaklar gerekli donanımda sağlanmalıdır.

7) Sınıf mevcutları öğrencilerin birebir uygulama yapmasına olanak verecek şekilde düzenlenmelidir.

8) Meslek liselerindeki öğrencilerin lisenin son iki yılında alanlarıyla ilgili kısmi zamanlı çalışıp para kazanabilecekleri iş olanakları oluşturulmalıdır.

9) Meslek liselerinde karma eğitim yapılmalıdır.

10) Bazı mesleki teknik alanların programlarının çağın ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde güncellenmesi gerekmektedir.

11) Meslek liselerinde alan öğretmenlerinin sık sık hizmet içi eğitim alarak çağın gerektirdiği teknolojik yenilikleri yakından öğrenmeleri sağlanmalıdır.

8- ÖĞRETMEN EĞİTİMİ

Sorunlar

Türkiye’nin hemen her ilinde, hatta bazı ilçelerde öğretim üyesi yeterliğine bakılmaksızın üniversitelere bağlı eğitim fakülteleri açılmıştır. Eğitim sisteminin ihtiyacının üzerinde mezun olan öğretmenler KPSS önünde yığılmıştır.

MEB ihtiyacı olduğunu belirleyip duyurmasına karşın öğretmen ataması yapmamaktadır. Ücretli öğretmenlik, sözleşmeli öğretmenlik gibi öğretmenin özlük haklarını çiğneyen yollarla sistemde mutsuz öğretmenler çalıştırmaktadır.

Öğretmenlerin öğretim süreçlerinde düz anlatım yöntemini kullanmaları öğrencilerin eleştirel düşünme, yaratıcı düşünme gibi üst düzey düşünme becerilerinin geliştirilmesinde rehberlik edememektedir.

Öneriler

1) Öğretmen yetiştirme programlarının amacı; Atatürk’ün işaret ettiği bilimsel düşünme becerisi gelişmiş; üst düzey genel kültüre sahip, çağdaş pedagojik yeterliliğe sahip, alan bilgisine yönelik dünyadaki gelişmeleri izleyebilen öğretmenler yetiştirmek olmalıdır. 

2) Eğitim fakültelerinde belirlenen ihtiyaca göre daha az sayıda lisans öğrencisine daha nitelikli eğitim verilmelidir.

3) Öğretmenlere etkileşimli öğretim yöntem ve tekniklerin uygulamaları konusunda nitelikli hizmet içi eğitimler verilmelidir.

4) Öğretmen yetiştirme programlarında kırsalda eğitim ve öğretim gerçekleştirme yeterliliğini kazandıracak derslere yer verilmelidir.

5) Kırsalda görev yapan öğretmenlerin kültür, sanat, spor ve bilim okuryazarlıklarını geliştirecek önlemler alınmalıdır.

9- TÜRKÇE’NİN ARINDIRILMASI

Sorunlar

Türkçe; tarih boyunca çok geniş coğrafyalarda konuşulan, içeriği çok zengin bir dildir. 14. Yüzyıldan itibaren Türkçe bol miktarda yabancı dil işgaline uğradı. Bu işgal kültürel yapıyı bile değişime uğratmıştır. Erken Dönem Türkçe’de cinsiyetçi bir dil yokken özellikle Arapça ve Farsça’nın etkisi ile Türkçe, daha cinsiyetçi bir dile dönüşmüştür.

Türk Devrim tarihinde özellikle Ziya Gökalp, Mehmet Emin Yurdakul gibi düşünürlerin çabaları ile, Türkçe’yi Divan Edebiyatı’nın saray anlayışından uzaklaştırma çalışmaları başladı. Milli Mücadele’nin başarı ile sonuçlandırılması, Türk Devrimi’nin cehalet ile olan savaşını başlattı. Türk Harfleri’nin kabulü, çağdaş uygar bir eğitim anlayışı ile tarikatların kapatılması, Millet Mektepleri ile Çağdaş Türk Dili’nin Anadolu’nun dört bir yanına yayılması ile ülkenin öz değeri olan Türkçe daha sade ve anlaşılır, Türk Kültür yapısına uygun bir dil haline geldi.

Cumhuriyet döneminin başardığı en önemli gelişmelerden birisi Türk Dil Kurumu’nun kurulması ve yaptığı çalışmalar olmuştur. Türkçe’de bulunan yabancı sözcüklerin Türkçeleşmesi, yeni anlayışla yeni sözcüklerin türetilmesi ve eğitimde Türkçe derslerinin, geçmişten aldığı gelenek ile ileriye taşınması bu çalışmalardan bazılarıdır.

1980 askeri darbesi ile Türk Dil Kurumu’nun özerk yapısı bozulmuş, ülke yönetimi Türk-İslam sentezi anlayışını benimsemiş, böylece Türkçe Arapça Farsça sözcüklerin saldırısına uğramıştır. 21. Yüzyıla gelindiğinde iletişimin, iletişim araçlarının gelişmesi ile Türkçe’ye batı dillerinden de sözcük, terim, kavram, tanım ve anlamsız sesler ve sözler girdi. Türk Dil Kurumu tarafından bu ifadelere bir karşılık üretilemedi. İlkokul ve ortaokul çağındaki çocukların Türkçe eğitimi kuramsal kaldı, çocuklara yeteri kadar uygulama yaptırılmadı.

İktidarın son 10 yılda sığınmacı, mülteci ve göçmen kabul etmesi, bu insanların denetlenmemesi, vatandaşlığa kabul edilmesi, bu insanların birlikte getirdikleri ve Türkiye’de dünyaya getirdikleri çocuklar, eğitim sistemine ve Türkçe’ye çok ağır bir darbe vurmuştur. Arapça’nın Türk Dili’nin üstünde tutulmaya çalışılması ve mülteci ve göçmenlerin Türkçe öğrenmelerine önem verecek politikaların üretilmemesi Türkçe’yi 21. Yüzyılda daha da yozlaştırmıştır.

Öneriler

1) Türk Dil Kurumu özerk yapıya kavuşup ilk kurulduğu dönemin kurucu ilkelerine döndürülmelidir.

2) Sığınmacı, mülteci ve göçmen eğitimleri denetlenmeli ve Milli Kültüre uygun dersler zorunlu olmalıdır.

3) Türk Dil Kurumu yabancı sözcükleri uygun bir şekilde Türkçe’ye kazandırmalıdır.

4) Milli Eğitim Bakanlığı’nda yetkin insanlardan oluşturulmuş bir “Dil-Kültür” komisyonu oluşturulmalıdır.

5) Tanıtım ve reklam gibi iş kollarında Türkçe kullanılması zorunlu olmalıdır.

6) Kitle iletişim araçlarında Türkçe’nin doğru kullanılması konusunda önlemler alınmalıdır.

10- ASKERİ OKULLARDA EĞİTİM

Sorunlar

1) Askeri liselerin ve polis kolejlerinin kapalı olması,

2) Harp okullarının Milli Savunma Üniversitesi (MSÜ) kurumu altında birleştirilmesi,

3) Mevcut okullar dahilinde kurumsal yapının ve kadronun bozulması,

4) Öğrenci seçiminde cemaat, tarikat ve siyasi yapıların etkisinin olması,

5) Polis akademisi, harp okulları, astsubay yetiştirme okullarının öğretim programlarının niteliği, eğitim süresinin kısaltılması,

6) Gülhane Askeri Tıp Akademisi (GATA)’nın sivilleştirilmesi, okullar içerisindeki sosyal yapının, okullara öğrenci alımlarının 18 yaşından başlaması sebebiyle bozulması ve bu durumun emir-komuta zincirine zarar vermesi

olarak sıralanabilir.

Öneriler

1) Askeri liseler ve polis kolejlerinin 31 Temmuz 2016 öncesi durumlarına dönmesi.

2) Askeri okulların (orta kısımlar da dahil olmak üzere) açılması ve güvenlik kuvvetlerinin yetiştirilmesinde okulların kademeli olarak gerekli sayıya ulaşması.

3) Harp okullarının eleman yetiştirdiği kurumlara (TSK içerisinde) bağlanması.

4) Okulların alımlarının ordu içinde “çok gizli” seviyesinde değerlendirilmesi ve sınavların kurumlar seviyeleri için özel olması, okullara sızmaların önüne geçilmesi.  

5) Her okul kademesinde, öğrencilerin sosyal yaşantılarının emir-komuta zincirini benimsetecek şekilde düzenlenmesi (okulların örf-adetlerinin tanıtımı).

6) Okullardaki imamlık müessesesinin kaldırılması.

11- KIRSALIN VE KENTE GÖÇ EDENLERİN EĞİTİMİ

Sorunlar

1) OECD ülkeleri arasında kırsal ve kentsel bölgelerdeki öğrenciler arasında ESKD (ekonomik, sosyal ve kültürel düzey endeksi) farkının kentsel bölgeler lehine en yüksek olduğu ülke Türkiye’dir.

2) OECD genelinde mesleki deneyimi beş yıl veya daha az olan öğretmenler daha çok kırsal bölgelerdeki okullarda görev yapmaktadır. Türkiye’de mesleki deneyimi beş yıl veya daha az olan öğretmenlerin %50,4’ü kırsal, %22’si ise kentsel bölgelerde görev yapmaktadır. Türkiye TALIS 2018’e katılan 48 ülke arasında bu farkın en yüksek olduğu ülkedir.

3) PISA 2015 sonuçları, Türkiye dâhil OECD genelinde okul temelli mesleki gelişim etkinliklerinin kentsel bölgelerdeki okullarla karşılaştırıldığında, kırsal bölgelerdeki okullarda daha az düzenlendiğini göstermektedir.

4) Öğrenci düzeyindeki farklılıkların başında kırsal bölgelerdeki öğrencilerin akademik başarılarının çok daha düşük olması gelmektedir. PISA 2015 fen puanlarına göre, OECD genelinde kırsal bölgelerde okullarda okuyan öğrenciler kentsel bölgelerdeki öğrencilerin yaklaşık bir okul yılı, Türkiye’de ise yaklaşık iki okul yılı gerisinde kalmaktadır (OECD, 2016).

5) Türkiye için kırsal bölgelerdeki okullarda öğretmenlerin sürekliliğini sağlamak ve deneyimli öğretmenleri bu okullarda çalışmaya teşvik etmek öncelikli politika alanlarından biri olmalıdır (TEDMEM, 2019).

Öneriler

1) Kırsalda ekonomik, sosyal ve kültürel faaliyetler arttırılmalıdır.

2) Kırsal bölgelerde yüksek beceri gerektiren işlere ihtiyaç duyulmaması, kırsal bölgelerde okuyan öğrencilerin yükseköğretime ulaşmada coğrafi engelleri olması ve çevrelerinde kariyer modeli olabilecek kişilerin olmaması kırsalda yaşayan öğrencilerin yükseköğrenime devam etme hedefi oluşturmalarında etkilidir. Bu nedenle, kırsal bölgelerdeki öğrencilerin içinde bulundukları finansal, lojistik ve duygusal engeller göz önünde bulundurularak bu öğrencilere kariyer rehberliği, burs, barınma ile sosyal-duygusal destek gibi hizmetlerin sunulması gerekmektedir.

3) Çağdaş tarım ve hayvancılık politikaları sonucunda gençlerin kırsalda yaşaması ve çalışması özendirilmelidir.

4) Kırsalda yaşamın tüm boyutları ile (eğitim, çalışma, yönetim) demokratik ilkelere uygun olması ve demokrasinin geliştirilmesi için önlemler alınmalıdır.

5) Her yörenin ekonomik faaliyetlerine uygun olarak köy okullarının eğitim programına seçmeli ve uygulamalı tarım, hayvancılık, turizm dersleri yerleştirilmelidir.

6) Kırsal bölgelerdeki okulların olanaklarını zenginleştirmek ve okullarda görev yapan öğretmenlerin yetkinliklerini artırmak için okullar ve öğretmenler arası ağlar oluşturulmalıdır.

7) Öğretmenlerin mesleki gelişim etkinlikleri bölgenin koşulları dikkate alınarak çeşitlendirilmeli ve bunun için uzaktan eğitim ile teknolojiden yararlanılmalıdır.

8) Köyde yaşayan yetişkinlerin yaşam boyu eğitimi planlanmalıdır.

9) Yetişkin eğitimi öğretmenleri yetiştirilip kırsalda ve kırsaldan kente göç edenlerin yaşadığı yerlerde istihdam edilmelidir.

10) Köylerde ve kente göçle gelenlerin yaşadığı yerlerde okullarla bağlantılı olarak hizmet verecek kütüphane ve internet bağlantısı olan eğitim merkezleri kurulmalıdır.

11) Köyden mahalleye dönüştürülen büyükşehirlerin varoşlarında da bu tür uygulamalar yapılmalıdır.

12- ÖZEL EĞİTİM

Özel eğitim; fiziksel, zihinsel, sosyal ve duygusal gelişimindeki farklılıklar nedeniyle normal eğitim-öğretimden yararlanamayan bireyler için özel olarak yetiştirilmiş personel ve özel olarak geliştirilmiş farklı programlarla verilen eğitimdir.

Sorunlar

1) Özel eğitim okulu ve özel eğitim alanında yetişmiş öğretmen sayısı yetersizdir.

2) Özel eğitim gereksinimli öğrenci sayılarının fazlalığı, özel eğitim gereksinimli öğrencilere bireysel eğitim verilebilmesini engellemektedir.

 3) Genel eğitim okullarında kaynaştırma öğrencisi olarak bulunan özel gereksinimli öğrencilerin, derslerine giren öğretmenlerinin özel eğitim alanında yeterli bilgiye ve deneyime sahip olmamaları özel gereksinimli öğrencilerin öğrenmeleri ve gündelik hayata uyumları önünde büyük bir engel oluşturmaktadır.

4) Kaynaştırma öğrencisi bulunan sınıflardaki öğretmenler sınıf yönetimi konusunda zorlanmaktadır.

5) Özel eğitim hizmetlerine erişim pahalı ve zordur.

Öneriler

1) Özel eğitim okullarının sayısı ve özel eğitim öğretmenlerinin sayısı artırılmalıdır.

2) Özel eğitim okullarında sınıf sayısı arttırılarak öğrenci sayısı seyrekleştirilmelidir.

3) Eğitim fakültelerindeki öğretmen adaylarının özel eğitim ile ilgili ders türleri ve ders saatleri artırılmalıdır.    

4) Hizmet vermekte olan öğretmenlere düzenli olarak yetkin kişilerden hizmet içi eğitimler verilmelidir.

5) Sınıflarında kaynaştırma öğrencisi bulunan öğretmenlere sınıf yönetimi ve özel eğitim konusunda hizmet içi eğitimler verilmelidir.

6) Özel gereksinimli bireylerin ihtiyaç duydukları eğitim hizmetlerine daha kolay ulaşılabilmeleri için Milli Eğitim Bakanlığı’nın daha fazla ödenek ayırması gerekmektedir.

13- TEKNOLOJİ, SOSYAL MEDYA VE BİLGİSAYAR OYUNLARININ EĞİTİMDE DOĞRU KULLANIMI

Sorunlar

Uzun süreli teknoloji (cep telefonu, tablet, bilgisayar, oyun konsolları) kullanımı, televizyon izleme, sosyal medya kullanımı ve bilgisayar oyunları alışkanlıklarının çocuklar üzerindeki bağımlılık yaratan etkisi ve bu durumun çocukların ders başarısı ve sosyalleşmesi üzerindeki olumsuz etkileri görülmektedir. Gerekli önlemler alınmadığı takdirde, yazılı kültürü edinmeden görsel kültürle yaşamaya başlayan çocuklarda sağlıksız kişilik ve eğilimlerin oluşması kaçınılmaz olacaktır. Pandemi nedeniyle, internet ve bilgisayar/cep telefonu kullanımı gerektiren uzaktan eğitime geçilmesi de, bu teknolojik olanaklara sahip olan ve olmayan çocuklar arasında eğitime erişim konusunda eşitsizlik yaratmış ve fırsat eşitliği bu yönden de zedelenmiştir.

Öneriler

1) Milli Eğitim Bakanlığı, öğrencilerde sağlıklı kitap okuma, televizyon izleme ve teknoloji kullanma alışkanlığı geliştirme, bunlar arasında denge sağlama konusunda ulusal bir politika, program oluşturmalı, bilgisayar kullanımı/sosyal medya okuryazarlığı dersi konulmalı, bunlar uygulanmalıdır.

2) Medya; bilgisayar, sosyal medya ve televizyonun doğru kullanımı konusunda haber ve programlara yer vererek halkın bilinçlenmesini sağlamalıdır. Bu konuda, devlet tarafından gerekli yasalar çıkartılmalı, televizyon kanalları hem kendi kendilerini denetlemeli hem de devlet tarafından ciddi bir denetime alınmalıdır.

3) MEB, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı’nın yaygın eğitim faaliyetlerinde ailelere çocuklarının televizyon izleme, bilgisayar kullanma, sosyal medya kullanımı ve bilgisayar oyunları alışkanlıkları konusunda eğitim verilmelidir.

4) Eğitim Fakülteleri’nde öğretmen adaylarına bilgisayar ve televizyon gibi araçların doğru ve etkili kullanımı ile ilgili dersler ve eğitsel içerikli bilgisayar oyunu tasarımı dersleri verilmelidir.

5) Kitap okumanın alternatif bir ders dışı etkinlik olma işlevini sürdürebilmesi için okullarda mutlaka çağdaş ve çekici kütüphaneler ile sınıf kitaplıkları oluşturulmalı, çocuk kütüphaneleri ile halk kütüphaneleri işlevsel kılınarak çekici duruma getirilmelidir.

6) Yapılan birçok araştırmanın sonucunda, bilgisayar oyunlarının çocuklara pek çok açıdan fayda sağladığı kanıtlanmıştır. Dünya genelinde hızla yayılan bilgisayar/video oyunlarının sadece zihinsel değil, kültürel ve bilişsel yararları da var. Bu kapsamda çocuklara öğretmenlerinin ve ebeveynlerinin gözetiminde bilgisayar kullanma olanağı tanınmalı ve bilgisayar/cep telefonu/tablet kullanma süresi denetlenmeli, diğer etkinliklerin bir ödülü gibi kullanılmamalıdır.

7) Bütün yazılımlar gelişim, cinsiyet ayrımcılığı, ırkçılık açılarından incelenmeli, şiddet içeren unsurlar taşımamalıdır.

8) Okullarda bilgisayar laboratuvarları oluşturulmalıdır.

9) Bilgisayarların erken çocuklukta yapılması gereken kritik etkinliklerin yerini almasına izin verilmemelidir. Bu etkinlikler; sanat, müzik, oyun, sosyal etkileşim, kitapları keşfetme, el becerileri, büyüklerle birlikte iş yapma, tırmanma atlama gibi bedensel etkinlikler olabilir.

10) Öğretmenler ve eğitimciler teknoloji, sosyal medya ve bilgisayar oyunları konularında eğitilmelidir. Böylece öğretmen hem bilgisayarı sınıfta kullanırken hem de yazılım seçerken gerekli uyarıları yapabilmeli, öğrencilerini yönlendirebilmelidir. 

11) Bilgisayar yazılımı üreticilerine çocukların gelişimine uygun materyal üretmeleri konusunda ısrarcı olunmalıdır.

12) Teknolojinin ve yazılımın, eğitim amaç ve kazanımlarıyla bütünleştirilmesi gerekmektedir.

13) Teknoloji, engellilerin eğitiminin bireyselleştirmesinde, farklı öğrenme yöntemleriyle uygun öğrenmeyi sağlamada kullanılmalıdır.

14) Uzaktan eğitim konusunda öğrencilere internet erişimi sağlanmalı, MEB tarafından ihtiyacı olan her öğrenciye bilgisayar, tablet olanağı sağlanmalıdır.

14- BARIŞ EĞİTİMİ

Gelmiş geçmiş tüm dünya liderleri içinde “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” düsturunu benimseyen “Mesele Vatan Savunması Değilse, Savaş Cinayettir” diyen tek kişi olan Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin eğitim sistemi “Barış Eğitimi”ni hedeflemelidir.

Sorunlar

1) Ne yazık ki, özellikle emperyalist ülkeler yoksul ülkelerin sahip olduğu yeraltı ve yerüstü kaynaklara göz dikerek teknolojide ileri gitmiş ülkelerin silah üreticileri din, mezhep, dil, ırk, gelişmişlik düzeyleri, yaşam anlayışları ve biçimleri açılarından farklı ülkeler ve halklar arasında savaşı körüklemektedir. 21. Yüzyılda milyonlarca kişi savaşlarda ölmekte, arkalarında travmalar yaşamış mutsuz ve vatansız insanlar kalmaktadır.

2) Dünyada yaşanan bu şiddet sarmalı, özellikle coğrafi konumu açısından riskli bölgelere (ülkeyi yönetenlerin de anlayışları ile) sıçramaktadır.

Öneriler

1) Eğitim programlarına barış kavramı; güvenlik, silahsızlanma ve savaş karşıtlığı kavramları üzerinden yerleştirilmelidir.

2) Okul yöneticileri ve öğretmenler barış eğitimine ilişkin değerleri içselleştirmiş ve davranışlarıyla rol model olmalıdırlar.

3) Mevcut öğretim programları savaşı, şiddeti, düşmanlığı, ayrımcılığı öven kavramlardan ayıklanmalıdır.    

15- DEMOKRASİ EĞİTİMİ

Sorunlar

1) 9-10 Aralık 2021’de Washington’da dünyada demokrasilerin ve temel hakların güçlendirilmesi amacıyla düzenlenen106 ülkenin yer aldığı Global Demokrasi Zirvesi’ne 1923 yılında Cumhuriyeti kuran, 1946’da çok partili hayata geçen, ancak bugün tek kişi yönetimine teslim olan Türkiye davet edilmemiştir.

2) Demokratik ülkelerde eğitim bir insan hakkıdır. Her birey nitelikli ve çağdaş eğitim alma hakkına sahiptir. İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’ni imzalayan her ülke yurttaşlarına İnsan Hakları ve Demokrasi Eğitimi vermek zorundadır. Bu gün Türkiye’de çocuklar ve gençler eğitim hakkına yeterince ulaşamamaktadır.

Öneriler

1) Yönetim biçimi olarak demokrasiyi seçmiş ülkelerde eğitimin en önemli görevi “Demokrasi Eğitimi” vermektir. Aileden başlayarak demokrasi eğitimi verilmelidir.

2) Demokrasi göstergeleri olan toplumsal cinsiyet eşitliği, adalet, hukuk, sorumluluk, iş birliği ve bunun gibi konularda eğitimler verilmelidir.

3) Türkiye Cumhuriyeti’nin eğitim sistemi “Barış Eğitimi”ni hedeflemelidir.

BKK Eğitim Masasında Görev Alanlar:

  1. Prof. Dr. Dilek GÖZÜTOK (Eğitim Programları ve Öğretim, Emekli Öğretim Üyesi) Masa Başkanı
  2. Funda Bolat (Sosyal Bilgiler Öğretmeni)
  3. Hasan Gündoğan (Sosyal Bilgiler Öğretmeni)
  4. Hüseyin Ulaş Vural (Sosyal Bilgiler Öğretmeni)
  5. Miraç Ordu (Sosyal Bilgiler Öğretmeni)
  6. Çağatay Ömerköy (Sınıf Öğretmeni)
  7. İrem Toprak (Sınıf Öğretmeni)
  8. Dr. Ersin TÜRE (Eğitim Programları ve Öğretim Bilim alanında uzman)
  9. Dr. Candan Özer (Eğitim Programları ve Öğretim Bilim dalında uzman)
  10. Fırat Kopan (Tarih Öğretmeni)
  11. Tuğba Orhan (Özel Eğitim Öğretmeni)
  12. Mahir Doğu (Türkçe Öğretmeni)
  13. Batuhan Sevim (Mütercim Tercümanlık Öğrencisi)
  14. Melek Neslihan Özfidan (Avukat)

Similar Posts:

 527 Görüntülenme

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir