Berat Şendil Yazdı: “Neo- Ağa Düzeni ve Şişen Devlet Sektörü”

Türkiye’de TÜİK verilerine göre 2000 yılında nüfusun   %64.9’u şehirde yaşarken nüfusun % 35.1 ise köyde yaşıyordu.  Geçen yılın istatistik verilerine göre ise nüfusun %92.8’i şehirde yaşarken %7.2’si kırsalda yaşamaktadır.[1] Yirmi bir yıllık süreç içinde kırsal kesimin mum gibi erimesini açıklayalım; 1980 sonrası AB’ye girmeye heveslenen Türkiye, gelişmiş Avrupa ülkelerindeki tarım nüfusunun genele göre düşük oranda olduğunu görerek kendi standartlarını da buraya çekmek istemiştir.  AKP iktidarı başladıktan sonra bu politikayı destekler şekilde kendisinden önce çiftçiyi sübvanse eden   devlet politikalarından vazgeçip çiftçiyi şirketlerle baş başa bırakmıştır. Böylece yıllarca malını devlete satan, parasını devletten alan çiftçi, hiçbir bilgisi olmaksızın özel sektörün devleriyle karşı karşıya kalmak durumunda kaldı.  Bu karşı karşıya gelmede devletin yaptığı yegane şey; bankalar yoluyla krediler, desteklemeler vererek çiftçinin sahte gelirler yaratmasına yol açmaktır. Bunu biraz açalım; devlet, çiftçi   ürettiği ürünü şirkete satarken çiftçinin yanında durmuyor, daha da acısı üretim sırasında da   çiftçiyle ilgilenmiyor.  Bu gerçekler ışığında geçtiğimiz on sekiz yılda toprağı az olan çiftçi banka borçları ve şirketlerle baş edemeyip malını satıp ya şehre gitmiş ya da kendisinden büyük çiftçinin yevmiyecisi olmuştur. Toprağı fazla olan çiftçiyse bankadan aldığı   kredileri ödemek için her sezon daha fazla mal ekmiş, verimli üretimden çok karlı üretime yönelmiştir.

Fazla toprağı olup gücü yetenin   çiftçilik yapması uzaktan bakıldığında mantıklı gelebilir. Öyle ya böylece topraklar gücü yetmeyenin elinde heba olmaz ve tarımda profesyonelleşme artar. Geniş açıldığında ise durumun tam anlamıyla yaklaşmakta olan “Neo-Ağa” tehdidinin ayak sesleri olduğunu görmek zor olmayacaktır. Sürekli borçlanan köylü sürekli üretmek ve tüketmek zorunda kalacaktır. Böylece köyde yavaş yavaş tekelleşecek, diğer çiftçilerin önünde ise iki yol belirecektir; biri şehre gidip ucuz işgücü olarak çalışmak diğeri ise büyük çiftçinin emrinde günlük yevmiye alan çalışan olmaktır.  “Neo-Ağa” düzenine evrilen köylerimiz git gide   boşalıyor, boşalmayla beraber kendisine yabancılaşıyor. Çiftçinin ürününün üretimi ve tüketiminden doğan masraflara   Batı Anadolu’da çiftçi nüfusunun azalması sonucu ürünün işlenmesi için ihtiyaç duyulan Mevsimlik İşçilerin giderleri de eklenince çiftçinin kazançlı çıkması için deyim yerindeyse kendinden geçene dek üretip bir o kadar da tüketmesi gerekir.  “Neo-Ağa” diye adlandırdığımız gelecekte gerçekleşebilecek kötü senaryoları   idrak edebilmek adına bir durup düşünelim; Atasından kalan geniş toprakları kredi ve bin bir uğraşla ekip biçen üstüne hem kendi boğazına hem de yevmiyecisi ile işçilerinin boğazlarını doyurmaya çalışan    çiftçi yarın kendisine cazip tekliflerle gelen şirkete topraklarını satarken tereddüt edebilecek midir? Öyle ise topraklarımızın    yabancı zenginlerin elinde olup yerli nüfusun ırgat/maraba olduğu yarı- sömürge Osmanlı günleri geri mi dönecektir?

Yukardaki sorundan daha büyük bir sorun varsa o da kolluk kuvvetlerinin personel sayılarının gün geçtikçe artmasıdır.  Üniversitede bölümünü bitirip kendi mesleğini yapamayan öğrenci, ailesinin zararına yaptığı çiftçiliği görüp toprağını terk eden genç köylü, büyük şehirlerin ghetto mahallerinde daha çocukken düştüğü kriminal belalardan paçasını kurtarmaya çalışan delikanlılar, gelir kapısı olarak kolluk kuvvetlerini görüyor.  İşsizlik ve umutsuzluk artıp devlet de kolluk kuvvetlerine alımları kolaylaştırınca yıllar içinde Polis – Jandarma sayısı artmaktadır. 1 Ocak 2020 tarihinde Euronews’de yayımlanan makaleye göre 2007 senesinden bugüne Polis sayısı %26 oranında artmıştır.   Ek olarak yine aynı makaleye göre Türkiye’de yüz bin kişi başına düşen polis sayısı 540’dır. [2]

Kendi işi para etmeyince devlet kadrolarına cehennem gibi yöneliş olgusu Anadolu Türklüğünün ilk kez gördüğü bir olay değildir.  Bundan beş yüz küsur yıl önce de Anadolu Mültezimler aracılığıyla soyulurken   köylü ekinini, evini bırakıp   büyükşehirlere göçüp Kapıkullarının altına girmiş, Üsküdar’dan Diyarbakır’a tüm köyler, Celali zulmüyle yanıp kavrulmuştur. Tarih ruhsuz evrakları dizinlemek değil geçmişteki olayları doğuran ortamları anlayıp geleceğe daha güçlü hazırlanmak için var olduğundan geçmişte başımıza gelmiş olayları iyi idrak ederek bugün Kolluk kuvvetlerinin dolup niteliğinin kıymetini kaybetmesinin sonucunda yarınki günlerde önümüze çözülmesi zor olacak problemler doğuracağını rahatlıkla söyleyebiliriz. Üstelik gittikçe karnı şişen devlet, hantallaşmakla kalmıyor en küçük devlet kadrolarını bile sarmış olan adam kayırma, boşalan kadrolara kendi adamını, müridini, partilisini doldurma hastalığı altında inim inliyor.  Eğer devletimizi gerçek samimiyetle sevip onunla dertleniyorsak kadroları gittikçe şişmanlaşan devletin kutsallığından söz edilemeyeceğini anlamalıyız.

Muhterem okuyucu, bir yazının en zor kısmı ona uygun bir son hazırlamaktır.  Daha da zor olan bu gibi çetrefilli konuları ele alan yazılara nihayet verebilmektir. Bu yüzden bu konuya sadece bir virgül koyduğumu bilmenizi isterim.   Türkiye Cumhuriyeti, yorgun ve parçalanmış bir İmparatorluğun üstüne kuruldu, dileyelim ki    aynı o İmparatorluk gibi yorgun düşüp bin bir parçaya bölünmesin…

Berat ŞENDİL


[1] TÜİK, “İl ve cinsiyetlere göre il/ilçe merkezi/köy /belde nüfusu ve yoğunluğu, 1927-2019″, https://www.tuik.gov.tr/

[2] İlgili makaleyi okumak için :  https://tr.euronews.com/2019/01/04/avrupa-da-314-kisiye-turkiye-de-185-kisiye-bir-polis-dusuyor-polis-sayisinda-rekor-artis

Similar Posts:

 1,972 Görüntülenme

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir