Ali Kerem Korkmaz Yazdı: “Geçmişten Geleceğe, Teoriden Pratiğe Bir Küresel Siyaset Projeksiyonu Ve Türkiye”


“Eski dünya ölüyor ve yeni dünya doğmak için mücadele ediyor. Şimdi canavarlar zamanı”

-Antonio Gramsci

Batı Hegemonyası
Yeni Dünya’nın keşfi ve dünyanın sömürgeleştirme süreci ile başlayan ve sırasıyla Portekiz, İspanya, Hollanda, Fransa, Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri ile devam eden bir Batı hegemonyası görmekteyiz. Bu hegemonyaya karşı 20.yüzyılın başına kadar Doğu’dan(buna sözde bağımsız ülkeler ve sömürge toprakları dahil) Batı’nın dünya üzerinde kurduğu hegemonyaya karşı güçlü bir tepki, hareket göremeyiz. Bunun sebeplerinden birisi Doğulu halkların Batılı hegemonyasını kıracağına dair inançsızlığıydı fakat bu inançsızlık 1905 Rus-Japon Savaşı’nda kırıldı. Doğulu toplumların bu yöndeki psikolojisi değişti. Anti-Emperyalist tepkiler ve insanların zihninde özgür bir dünya tahayyülü oluştu.

Hegemonya’nın İnşaası Ve Devlet
1) Gramsci
Gramsci’nin hegemonya teorisinde sınıflararası egemenlik ilişkilerinin haricinde iktidarın toplumu nasıl yönettiği okuması da yapılabilir. Yönetime talip olan sınıf sivil toplum/küresel siyaset düzeyinde hegemonik üstünlüğünü kurmalıdır. Bunu da arzu ve zor yoluyla yapabilir. Yani onun anlatımıyla.. ‘’Hem yönetici bir sınıf olarak proletaryanın hem de yönetimin uygulanmasına ilişkindir. Bu egemen sınıfın, karşıt gruplar üzerinde zorunlu olarak uygulayacağı zorlama demektir. Fakat bu proletarya ile işbirliği yapmaya hazır olan ve bu tutumuna etkinlik kazandırılması söz konusu olan müttefiklerinin fikir ve kültür alanında yönetilmesi de demektir. Hegemonya yönetimin olumlu yönünü de geliştirir” Hegemonik güç, askeri, ekonomik ve siyasal yönden uluslararası arenada yönlendiricidir ve bu baskı ile değil genellikle rıza ile oluşur. Bu rıza ise hegemonik gücün veya henüz henüz hegemonyasını kurmamış bir ‘’challenger’’ın kendi dünya görüşünü popülerleştirmesi ile oluşur.

2) İbn Haldun ve ‘’Asabiyet’’
İbn Haldun’un pek çok yerde aslında farklı anlamlarda kullandığı asabiyet kavramını özetle dayanışma ruhu, nesep birliği, ortak savunma veya saldırıya sebep olabilecek toplumsal irade olarak tanımlayabiliriz. . Ona göre topluluklar/cemiyetler yalnızca asabiyetle devlet haline gelebilir ve bu konuda başka bir güç tanımayarak ‘’devlet ancak asabiyetin kuvvet ve kudretiyle kurulabilir.” ’’ der.
İbn Haldun’a göre devlet; Devlet, halkın idaresini ve onları korumayı ,kendi üzerine almış bir kuruldur.” ve tarihin başından beri istisnasız her zaman var olmuştur. Devletin ömrünü ise insan ömründen yola çıkarak ortalama 120 sene olarak hesaplar. Bu 120 senenin içinde ortalama 40’ar seneden 3 nesil yaşar. Bu üç nesilden devleti kuran ilk nesil ‘’asabiyet’’ sahibidir, fedailik ve kahramanlık gibi özellikler taşır. 2.nesil şehirleşir ve asabiyet zamanla kaybolmaya başlar, halk tembelleşerek rahatlık ve müsriflik göstermeye başlar. 3. ve son son nesilde ise asabiyet artık tamamen kaybolur, 1.neslin ve kuruluşun özellikleri unutulur. Bu nesil yorulma ve ihtiyarlama özelliklerini tam olarak gösterir ve devlet adım adım yıkılır.
Bunların yaşanış sebepleri ise birkaç örnekle özetlenebilir. Bunlar en başta asabiyetin zayıflaması(ki zaten diğer sebepleri de bu doğurur), hükümdarlığın tek elde toplanması toplanması, ahlaksızlığın ve edepsizliğin yaygınlaşmasıdır.

3) George Modelski ve Paul Kennedy
Modelski’nin teorisine göre 15.yüzyıldan beri her yüzyılda dünya denizlerine hakim olan bir güç ortaya çıkıp küresel çapta bir hegemonya kurmaktadır. Burada önemli olan nokta dünya denizlerine yani okyanuslara hakimiyet meselesidir. Bu hegemonya aşağı yukarı 100 yıl sürer, başat güç(dominant power) bir meydan okumayla karşılaşır ve sahneye onun hegemonyasını tehdit eden bir ‘’challenger’’ çıkar ve dominant power ile challenger’ın mücadelesinden faydalanan bir devlet genellikle yeni başat güç olur. 2 Dünya Savaşı’nın takiben başlayan Amerikan Hegemonyası böyle yorumlanabilir.
Paul Kennedy’nin teorisine göre ise devletlerin çöküşü askeri kaynak ve ekonomik güç arasındaki ilişkidir. Bir devlet rakipleriyle yarışmak için sürekli bu kapasitesini arttırmaya çalışır ve bu git gide masraflı hale gelir. Zamanla ise bu denge bozularak mevcut kaynaklarından fazla yatırım yapıldığından bütçede açık meydana gelir. Bu da çöküşe giden süreci başlatır. Tarihte genellikle şahit olunmuştur ki büyük güçlerin yükselişi ve düşüşü askeri mücadeleler sonucuyla gerçekleşmiştir. Dengeyi sağlayamayan ve savaşta mağlup olan devlet zayıflamış, gerilemiş ve yıkılmıştır.

Küresel Siyasette Bir Hegemonik Kriz Var mı? ABD Hegemonyasının Ömrü mü Doluyor?
ABD hegemonyasının durumu Sovyetler Birliği’nin dağıldığı tarihten itibaren aslında tartışılmaya açıldı fakat ben burada aktarılan hegemonya teorileri üzerinden bir değerlendirme yapacağım. Gramsci’nin teorisi üzerinden incelemek gerekirse ABD hegemonyasını genel anlamda rıza yoluyla kendi dünya görüşünü popülerleştirerek kurmuş fakat bunun yanında Vietnam, Afganistan, Irak gibi örneklerde göreceğimiz üzere zor kullanma yoluna gitmiştir. ABD, İbn Haldun’un devlete biçtiği ortalama ömürden çok daha fazlasını yaşamış ve yaşamaya devam etmektedir. 13 Koloni’nin asabiyette bir ortaklık sağladığını ve oluşan asabiyetle beraber bir devlet kurulduğunu görebiliriz. Benim görüşüm ABD’nin mevcut neslinin 3.nesil olduğu, halkın büyük çoğunluğunun tembelleştiği ve kapitalist iktisadın israfa sebep olarak aynı esnada halkın büyük çoğunluğuna da fakirlik getirdiğidir. ABD halkı asabiyetini kaybetmiştir ve yine bence bizim içinde bulunduğumuz nesil bu devletin yıkıldığını, yıkılmasa bile başka bir hegemonik güce boyun eğdiğini görecektir. Modelski’nin teorisi anlatılırken ABD’nin başat güç oluşundan bahsedilmişti. ABD günümüzde hala başat güçtür ve Çin ise her geçen gün güçlenerek ABD hegemonyasına meydan okumaya devam etmekte, ABD ise bunu önlemek adına birtakım stratejiler yürütmeye devam etmektedir. Modelski’nin teorisine göre ise Çin yeni hegemonik güç olamazsa bu mücadeleden sıyrılan bir 3.devlet hegemonyasını kuracaktır. Son olarak Paul Kennedy’nin teorisini incelemek gerekirse ABD’nin dünyanın en borçlu devleti olduğu biliniyor. Bu harcamaların devamında ise ABD’de yoksulluk, evsizlik ve işsizlik her geçen gün artmakta. Verilen ışığında ise ABD’nin harcama dengesini kaçırdığı görülebilir ki bu da hegemonyanın son günlerinde olduklarına işaret eder.

Türkiye Nerede Konumlanmalı?
Asıl İncelememiz gereken Kemalist iktidarda Türkiye’nin geleceği ve küresel siyasette nerede konumlanacağı konusudur. İki kutuplu sistemde ya toprak ya bağımsızlık verme ikileminde Türkiye Cumhuriyeti bağımsızlığından taviz vererek Batı’ya entegre olma sürecine girmiştir. NATO üyeliği zamanına göre mantıklı bir karar(tabii bu dünyaya nereden bakıldığına göre değişir) olabilir fakat sürecin başlayışını bir tarafa bırakırsak bu yaklaşık 70 yıllık süre içerisinde defalarca ihanete maruz kalıp bunun sancılarını fazlasıyla çekmiştir. Günümüze ve geleceğe gelecek olursak bulunduğumuz konjonktürde iktidarımızın bir pakt veya taraf seçme zorunluluğunu Türkiye Cumhuriyeti’nin çıkarlarının olduğu yeri seçmesiyle kullanması gerekmektedir ama bu kesinlikle ne Batı ne Doğu olmalıdır. Benim kanaatim bu tarafın güçlü bölgesel ittifaklar ve 3.Dünya olması gerektiğidir. Orta Doğu’yu örnek alırsak bölgede İran, Irak, Suriye, Lübnan, Mısır, Yemen ve Filistin gibi ülkelerle kuracağımız ittifak/lar bize bu bölge özelinde NATO’dan daha fazla fayda getirecektir. Tabii ki bu ittifakların tarafı mesela Müslüman Kardeşler tarafından yönetilen ülkeler olmamalıdır. Ulusal Kurtuluş Devrimlerini yeniden veya sıfırdan tamamlamış, Kemalizme yakın fikirlerce yönetilen ülkeler ile Kemalist Türkiye’nin ittifakı bölgede sorunları çözmekle birlikte küresel çapta ezilen uluslara kol kanat gerebilir. Bu örnekleri Akdeniz’e, Balkanlar’a, Karadeniz’e uyarlamak mümkündür. Bunların haricinde ise kapitalist iktisada ve sermayeye karşı yeniden ‘’küresel eşitlik’’ sağlama yolunda harekete geçecek bir ‘’Bandung’’ ruhu gereklidir. Türkiye jeopolitik konumu ve tarihi sebebiyle benim kanaatimce 3.Dünya ülkeleriyle beraber olmalıdır. Kemalizm, Çin’den Tunus’a kadar 3.Dünya ülkelerinin pek çoğunda etkili olmuş; anti-emperyalist, çağdaş, laik bir cumhuriyet için devrim yapmış başta Cemal Abdülnasır gibi devlet adamlarını etkilemiştir. Bu etki alanı ise yine bana göre bulunmamız gereken safı işaret etmektedir.

SONUÇ
Bu noktaya kadar bahsettiğimiz hegemonya teorileri ve günümüz küresel siyaset yorumlarına göre ABD hegemonyasının gün gün sonuna yaklaşıyoruz(kimilerine göre bu hegemonya çoktan bitti fakat ben yalnızca aktardığım teorileri kapsamında bu yorumu yapıyorum) ve hegemonik güç olmaya en yakın aday ise Çin Halk Cumhuriyeti. Bu noktaya kadar yansıttıkları Konfüçyüsçü, ‘’barış’’ odaklı dış politikaları ile Afrika’dan, Güney Amerika’ya ve oradan Orta Doğu’ya kadar siyasi ve iktisadi olarak ağırlıklarını koymuş veya koymaya başlamış bulunuyorlar. ‘’Barış içinde yaşama’’ ve ‘’barışçıl yükseliş’’ prensiplerinin temeli hegemonyaya karşı, uluslararası barışın sağlandığı bir küresel sistem kurulmasıdır. Çin Halk Cumhuriyeti ise bu sistemde kendi kaynaklarıyla kalkınacaktır. Bu kalkınmanın eşitlik ve karşılıklı faydanın gerçekleştiği, hegemonik gücün farklı devletlerin iç işlerine karışmadığı bir sistemde gerçekleşmesi ve sürdürülmesi hedeflenmektedir. Fakat aynı zamanda Doğu Afrika’da yer alan birçok limanın kontrolünün Çin’in eline geçmesi, İran’la ve Karadağ’la yapılan anlaşmalar Çin’in aslında ‘’barışçıl’’dan ziyade aşırı yayılmacı ve şeytani politikalar yürüttüğüne minvalinde yorumlanmaya açıktır. Emperyalistler arasında saf seçmek hiç Kemalist bir tutum değildir.
Bu sistem içerisinde bir önceki bölümde de bahsettiğim üzere Türkiye Cumhuriyeti çeşitli bölgelerdeki çıkarlarını korumak üzere kısa/uzun erimli stratejik ortaklıklar inşaa etmeli fakat küresel çapta bir ‘’siyasal eşitlik’’ mücadelesinde 3.Dünya’nın yanında olmalıdır. Her ne kadar 20.yüzyılın bazı sömürgeci efendileri 21.yüzyılda olmasa da sömürü farklı araçlarla devam etmektedir. Aime Cesaire’nin ‘’Sömürgecilik Üzerine Söylev’’ adlı eserinin giriş sayfalarında aktardığı üzere zincirlerini kıran milyonlarca insan efendilerinin aslında güçsüz olduklarını biliyorlar… adil, küresel eşitliğe dayanan, sömürünün def edildiği ve küresel uyumun sağlandığı bir düzen bu zincirlerin dünyanın her tarafında kırılmasıyla, neoliberalizm ve günümüzün emperyalizmine karşı mücadelesiyle olur. Kemalist Devrimci Türkiye de adil, paktsız, hegemonik gücün var olmadığı ve özgür bir dünya için bu devrimci safta yer almalıdır. Bu devrimci saf ise neoliberalizmin günden güne çöktüğü dünyamızda zamanla oluşacak, sömürü düzeni güçleniyorum zannederken çok daha hızlı zayıflayacak, başta onu savunanlarla beraber ona dair inanç kaybolacaktır.

Kaynakça

[1] Baran Dural, Antonio Gramsci ve Hegemonya, ‘’Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi’’, 11/39 (2012), s.312.

[2] Antonio Gramsci, Hapishane Defterleri, (İstanbul: Belge, 1997) s.28

[3] Yusuf Sayın, Tarihin Metcezirinde Büyük Güçlerin Gerilemesi Ve Çöküşü, ‘’İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi’’, 21(2013), s.374.

[4] Recep Yumuk, İbn Haldun’da Devlet Görüşü, ‘’Atatürk Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi’’, 3/1-2(1978), s.244.

[5] Yusuf Sayın, Tarihin Metcezirinde Büyük Güçlerin Gerilemesi Ve Çöküşü, ‘’İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi’’, 21(2013), s.369.

[6] İbn Haldun, Mukaddime C:II, (İstanbul: Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, 1996), s.97.

[7] İbn Haldun, Mukaddime C:II, (İstanbul: Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, 1996), s.295.

[8] Recep Yumuk, İbn Haldun’da Devlet Görüşü, ‘’Atatürk Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi’’, 3/1-2(1978), s.251.

[9] Recep Yumuk, İbn Haldun’da Devlet Görüşü, ‘’Atatürk Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi’’, 3/1-2(1978), s.274.

[10] Yusuf Sayın, Tarihin Metcezirinde Büyük Güçlerin Gerilemesi Ve Çöküşü, ‘’İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi’’, 21(2013), s.370.

[11] Oral Sander, Siyasi Tarih İlkçağlardan 1918’e, (Ankara: İmge Kitabevi, 2015), s.96-97.

[12] Yusuf Sayın, Tarihin Metcezirinde Büyük Güçlerin Gerilemesi Ve Çöküşü, ‘’İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi’’, 21(2013), s.371.

[13] The World Factbook, (Son güncelleme 17 Mart 2019), https://www.cia.gov/library/publications/the-world-factbook/rankorder/2079rank.html.

[14] Rapor: ABD’de evsizlik yüzde 28 arttı, (Son güncelleme 22 Mart 2021), https://www.birgun.net/haber/rapor-abd-de-evsizlik-yuzde-28-artti-338440.

[15] Amerikan Yüzyılının Sonu, (Erişim Tarihi 30 Kasım 2021), https://tesam.org.tr/amerikan-yuzyilinin-sonu/.

[16] İhsan Tayhani, İçeride-Dışarıda Kemalizm Tartışmaları Ve Dış Dünyanın Kemalizm Çözümlemesi, ‘’Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi’’, 15/VI(2007), s.332.

[17] Vıjay Prashad, Esmer Milletler, (İstanbul: Yordam Kitap, 2019), s.86.

[18] Yusuf Sayın, Konfüçyüs’ün Yeniden Keşfi ve Çin’in Dış Politikasında Dönüşüm, ‘’Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi’’, 29/2013, s.229-230.

Similar Posts:

 676 Görüntülenme

Leave a Reply

Your email address will not be published.